Başbakan Ecevit'in rahatsızlığı ve hastaneye yatması geçen hafta onlarca senaryonun birden ortaya çıkmasına neden oldu. Uçuk kaçık senaryolar ayıklanırsa, Ecevit'in olmadığı hükümete değişik isimler önerildi. Ecevit veliaht bırakma konusunda ipucu vermezken, bu koalisyondan kendisinden sonra başbakan çıkmayacağını da deklare etti. Sanırız bu sözlere en çok sayın Bahçeli sevinmiştir. Zira Bahçeli'nin tavırlarında; her ne kadar geçtiğimiz günlerde başbakanlığa hazır olduğunu vurgulamış olsa da 'aman üstümde kalmasın' gibi bir hava var.
Başbakanın rahatsızlığının ardından Kemal Derviş'in ortaya attığı seçim tartışmaları da hükümeti karıştırdı. Erken seçim konuşulmaya başlandı. Ecevit, bu tartışmaları fazla önemsemeyerek hükümetin 5 yıllık süresini tamamlayacağı ve kendisinin de başbakan olarak kalacağını, kalması gerektiğini vurguluyor konuşabildiği süre içerisinde.
Siyasi çalkantılar içinde sayın başbakanın bu netlikte vurgularının ardında, kriz yapıcıların iradesine gizli yollamalar sezilmiyor değil. Zira aynı irade tarafından Türkiye'nin ekonomisini halletmek için önerilen Derviş'le birlikte, hazırlanan ve yollanan paket programların uygulama süresi henüz dolmadı. Bu Türk ekonomisini tasfiyesini çerçeveleyen programın uygulanması için 57. Hükümetin ve Ecevit'in mutlaka iş başında olması gerekiyor.
Önümüzdeki haftalarda da başbakanlık, veliahtlık, erken seçim tartışmalarının çokça konuşulacağı, fason haberlerin üretileceği günler olacak... Bu konuyla ilgili ipuçları da ardından gelecek.
57. hükümetin en istikrarlı ortağının Mesut Yılmaz olduğunu en baştan söylemek gerekiyordu belki de. Zira sayın Yılmaz her tartışmayı AB'ne bağlamakta oldukça ustalaştı.
AB konusunda önce tatlı hülyalara daldırmaya çalışan Yılmaz, her geçen gün dozu biraz daha arttırarak ülkeyi ve Türk halkını AB'ne girilmemesi durumunda başına gelecekleri sıralayarak tehdit ediyor.
ANAP Genel Merkezi'nde, "9 Mayıs Avrupa Günü'' dolayısıyla partinin Uluslararası İlişkiler Sekreterliği tarafından düzenlenen panelde Yılmaz, ''Avrupa trenini kaçırırsak, 10 yıl sonra ulusal bütünlüğümüz tehlikeye girebilir. Bunları çözmek için son 2 ayımız var'' dedi. Evet,evet aynen okuduğunuz gibi. Sayın Yılmaz' ulusal bütünlüğün bozulmaması için tepkisini çok net ortaya koydu. Ama hemen ardından gelen şu sözlere ne demeli.
Avrupa'nın, ilk günden itibaren Türkiye'yi tamamıyla dışarı itmeyecek, ama içeri de almayacak bir politika izlediğini kaydeden Yılmaz, "Kapıda bekletme ve fakat içeriye almamadır, bu politika... Türkiye'ye 'hayır' demeyip vakti uzatmak, Avrupa'nın 40 yıllık değişmeyen politikasıdır'' diye konuştu.
Evet, bu alıntılar aynı konuşmadan. Bu kadar çelişkiyi bir arada barındıran ve bu birliğe girmediğimiz takdirde ulusal bütünlüğümüze 10 yıl ömür biçen Yılmaz, gaflet uykusundan uyanmamız gerektiğini salık vererek aksi takdirde sadece bu günün Türkiyesinin değil çocuklarımızın da geleceğinin heba olacağını haykırıyor.
Egemen, bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin başbakan yardımcısının sözleri bunlar.
Koskoca bir ülkenin ve milletin umutlarını bizi almamakta direndiklerini ifade ettiği bir birliğe bağlamak gibi şizofrenik bir mantık örgüsü içinde umacı hikayeleri anlatıyor.
Bu ülkede başbakanlık yapmış ve halen aynı yetkilerle donanmış olarak idari ve siyasi aczini bu kadar açıklıkla ortaya koymak da bir cesaret işi. Biz Türkiye'yi iyi yönetemedik, ülkenin tüm potansiyelini akim hale getirdik, yüzde 40'ı tarımla geçinen nüfusumuza tarımı yasakladık, sanayicilerimizin fabrikalarına kilit vurduk, esnafımızın hayat damarlarını kestik, ülkeyi uluslararası tefecilere teslim ettik demek her baba yiğidin harcı değil. Yoksa bütün kötü tabloyu iyiye çevirmek için AB'ne mi girmeliyiz? Tüm bu tespitler bir hal tercemesi. Herhalde sayın başbakan bu hükümet ve başbakan değişemez, derken aslında çok şeyi söylemiyordu.
Başbakanın rahatsızlığının ardından Kemal Derviş'in ortaya attığı seçim tartışmaları da hükümeti karıştırdı. Erken seçim konuşulmaya başlandı. Ecevit, bu tartışmaları fazla önemsemeyerek hükümetin 5 yıllık süresini tamamlayacağı ve kendisinin de başbakan olarak kalacağını, kalması gerektiğini vurguluyor konuşabildiği süre içerisinde.
Siyasi çalkantılar içinde sayın başbakanın bu netlikte vurgularının ardında, kriz yapıcıların iradesine gizli yollamalar sezilmiyor değil. Zira aynı irade tarafından Türkiye'nin ekonomisini halletmek için önerilen Derviş'le birlikte, hazırlanan ve yollanan paket programların uygulama süresi henüz dolmadı. Bu Türk ekonomisini tasfiyesini çerçeveleyen programın uygulanması için 57. Hükümetin ve Ecevit'in mutlaka iş başında olması gerekiyor.
Önümüzdeki haftalarda da başbakanlık, veliahtlık, erken seçim tartışmalarının çokça konuşulacağı, fason haberlerin üretileceği günler olacak... Bu konuyla ilgili ipuçları da ardından gelecek.
57. hükümetin en istikrarlı ortağının Mesut Yılmaz olduğunu en baştan söylemek gerekiyordu belki de. Zira sayın Yılmaz her tartışmayı AB'ne bağlamakta oldukça ustalaştı.
AB konusunda önce tatlı hülyalara daldırmaya çalışan Yılmaz, her geçen gün dozu biraz daha arttırarak ülkeyi ve Türk halkını AB'ne girilmemesi durumunda başına gelecekleri sıralayarak tehdit ediyor.
ANAP Genel Merkezi'nde, "9 Mayıs Avrupa Günü'' dolayısıyla partinin Uluslararası İlişkiler Sekreterliği tarafından düzenlenen panelde Yılmaz, ''Avrupa trenini kaçırırsak, 10 yıl sonra ulusal bütünlüğümüz tehlikeye girebilir. Bunları çözmek için son 2 ayımız var'' dedi. Evet,evet aynen okuduğunuz gibi. Sayın Yılmaz' ulusal bütünlüğün bozulmaması için tepkisini çok net ortaya koydu. Ama hemen ardından gelen şu sözlere ne demeli.
Avrupa'nın, ilk günden itibaren Türkiye'yi tamamıyla dışarı itmeyecek, ama içeri de almayacak bir politika izlediğini kaydeden Yılmaz, "Kapıda bekletme ve fakat içeriye almamadır, bu politika... Türkiye'ye 'hayır' demeyip vakti uzatmak, Avrupa'nın 40 yıllık değişmeyen politikasıdır'' diye konuştu.
Evet, bu alıntılar aynı konuşmadan. Bu kadar çelişkiyi bir arada barındıran ve bu birliğe girmediğimiz takdirde ulusal bütünlüğümüze 10 yıl ömür biçen Yılmaz, gaflet uykusundan uyanmamız gerektiğini salık vererek aksi takdirde sadece bu günün Türkiyesinin değil çocuklarımızın da geleceğinin heba olacağını haykırıyor.
Egemen, bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin başbakan yardımcısının sözleri bunlar.
Koskoca bir ülkenin ve milletin umutlarını bizi almamakta direndiklerini ifade ettiği bir birliğe bağlamak gibi şizofrenik bir mantık örgüsü içinde umacı hikayeleri anlatıyor.
Bu ülkede başbakanlık yapmış ve halen aynı yetkilerle donanmış olarak idari ve siyasi aczini bu kadar açıklıkla ortaya koymak da bir cesaret işi. Biz Türkiye'yi iyi yönetemedik, ülkenin tüm potansiyelini akim hale getirdik, yüzde 40'ı tarımla geçinen nüfusumuza tarımı yasakladık, sanayicilerimizin fabrikalarına kilit vurduk, esnafımızın hayat damarlarını kestik, ülkeyi uluslararası tefecilere teslim ettik demek her baba yiğidin harcı değil. Yoksa bütün kötü tabloyu iyiye çevirmek için AB'ne mi girmeliyiz? Tüm bu tespitler bir hal tercemesi. Herhalde sayın başbakan bu hükümet ve başbakan değişemez, derken aslında çok şeyi söylemiyordu.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Çiçek / diğer yazıları
- Birlik çağrısı / 27.10.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014