Her dönemde içten yozlaşan, dıştan ihtişamlı görünen toplumlar olmuştur. Toplumların yozlaşmasının en önemli göstergesi, aile kurumlarının bozulması ve yıkılmasıdır. Günümüzde bunun en bariz örneği, genelde Batı dünyası ve özelde de, o dünyanın temsilcisi konumunda olan ABD'dir.
ABD'de aile kurumunun yıkılışını Dr. Ramazan Kurtoğlu, 'Evanjelizm' adlı kitabında "Amerika'nın Yumuşak Karnı: Babasızlık Travması" başlığı altında şöyle anlatır: "Birleşik Devletler'de baba problemi vardır. 1960'larda babasından ayrı yaşayan çocuk oranı yüzde 40'larda iken 1980'lerde yüzde 60 ve 2020 yılında bu oranın yüzde 80 olacağı tahmin edilmektedir. Yani her yüz çocuktan sekseni babadan ayrı olarak annesi veya annesinin sevgilisi veyahut da annesinin yeni eşi ile yaşamak mecburiyetinde kalacaktır." (s.97).
Amerikan Değerler Enstitüsü kurucusu Davit Blankenhom, 'Babasız Amerika' adlı kitabında şöyle diyor: "Babasızlık bu neslin en zararlı demografik eğilimidir. Bu husus en acil sosyal meselelerimizi yönlendiren lokomotiftir. Eğer babasızlık eğilimi devam ederse, muhtemelen Amerikan toplumunun şeklini değiştirecektir demektir." (A.g.e, s.98)
ABD'li uzmanlar, Amerikalıların babasızlığının çığ gibi büyüdüğünü ve bir felâkete dönüştüğünü dile getiriyorlar. Çünkü babasız çocuklar, ABD'de başkan olmak dâhil, birçok makamlara geliyor ve bu travmalarını uygulamalarına yansıtıyorlar.
ABD eski başkanı Bill Clinton, yazdığı 'Hayatım' adlı kitapta bunu şu sözlerle itiraf etmiştir: "Monika Lewinsky ile ilişkim korkunç bir ahlâki hataydı. Bu hatanın arkasındaki sorumlu kişi annemi ve kardeşimi her gün döven alkolik üvey babamdır." (A.g.e., s.99). ABD'de, Bill Clinton gibi olanların, devlet idaresindeki oranı ne kadardır? Tahminen yüzde 70, 2020 yılında ise yüzde 80 olacaktır.
"George Washington Üniversitesi profesörlerinden Justin Frank, yeni kitabında Obama'nın psikanalizini yaptı. Franka göre Obama çocukluğunda iki babası tarafından da terk edilmesi nedeniyle 'baba açlığı' sendromu yaşıyor. Bu yüzden sürekli kendisine örnek olacak, yardım edecek deneyimli baba figürlerini buluyor. Fakat bu kişiler genellikle Obama'yı hayal kırıklığına uğratıyor." (A.g.e., 100).
ABD'li uzmanlar, babasız büyüyen çocukların ömür boyu sarsıntı yaşadığını ve bunun kararlarını etkilediğini ısrarla vurguluyorlar. Bu gerçekten hareketle Türkiye'yi idare edenlere şu soruları sorma gereği duyuyoruz: ABD ile işbirliği yaparken ve dahası stratejik ittifaklar kurarken, ABD'li idarecilerin yaşadığı ruh halini dikkate alıyor musunuz? Böyle bir toplumla sağlam ve güvenilir işbirliği yapılamayacağını düşünmüyor musunuz? Maalesef, bu sorulara olumlu cevap bulamadığımızdan, endişelerimiz sürekli artıyor ve endişelerimizin haklılığı da her geçen gün ortaya çıkıyor. Şöyle ki, ABD, hem Türkiye ile işbirliği yapıyor, hem de Türkiye'ye karşı mücadele eden terör örgütlerini destekliyor. Bir başka deyişle ABD'li idareciler, sürekli ikiyüzlü davranıyor ve çifte standart uyguluyorlar. Böyle ahlâk zafiyeti taşıyan politikalarda, babasız büyümenin etkisinin olmadığını söylemek mümkün mü?
Hâsılı, Batı medeniyetinin yozlaştığını ve çöküşe doğru gittiğini Batılı bilim adamları da, artık açık açık seslendiriyor. İslâm medeniyeti ise Batılıların tüm saldırılarına rağmen yine ayakta, yine istikbal vaat etmektedir. Batılıların Müslümanlarla işbirliği yapmak istemelerindeki asıl amaç, işte bu medeniyeti de yozlaştırmak ve Müslümanları kendilerine benzetmektir. Bu gerçeği göz ardı ettiğimiz sürece, Batılılara aldanmaktan ve tuzaklarına düşmekten kurtulamayız.
ABD'de aile kurumunun yıkılışını Dr. Ramazan Kurtoğlu, 'Evanjelizm' adlı kitabında "Amerika'nın Yumuşak Karnı: Babasızlık Travması" başlığı altında şöyle anlatır: "Birleşik Devletler'de baba problemi vardır. 1960'larda babasından ayrı yaşayan çocuk oranı yüzde 40'larda iken 1980'lerde yüzde 60 ve 2020 yılında bu oranın yüzde 80 olacağı tahmin edilmektedir. Yani her yüz çocuktan sekseni babadan ayrı olarak annesi veya annesinin sevgilisi veyahut da annesinin yeni eşi ile yaşamak mecburiyetinde kalacaktır." (s.97).
Amerikan Değerler Enstitüsü kurucusu Davit Blankenhom, 'Babasız Amerika' adlı kitabında şöyle diyor: "Babasızlık bu neslin en zararlı demografik eğilimidir. Bu husus en acil sosyal meselelerimizi yönlendiren lokomotiftir. Eğer babasızlık eğilimi devam ederse, muhtemelen Amerikan toplumunun şeklini değiştirecektir demektir." (A.g.e, s.98)
ABD'li uzmanlar, Amerikalıların babasızlığının çığ gibi büyüdüğünü ve bir felâkete dönüştüğünü dile getiriyorlar. Çünkü babasız çocuklar, ABD'de başkan olmak dâhil, birçok makamlara geliyor ve bu travmalarını uygulamalarına yansıtıyorlar.
ABD eski başkanı Bill Clinton, yazdığı 'Hayatım' adlı kitapta bunu şu sözlerle itiraf etmiştir: "Monika Lewinsky ile ilişkim korkunç bir ahlâki hataydı. Bu hatanın arkasındaki sorumlu kişi annemi ve kardeşimi her gün döven alkolik üvey babamdır." (A.g.e., s.99). ABD'de, Bill Clinton gibi olanların, devlet idaresindeki oranı ne kadardır? Tahminen yüzde 70, 2020 yılında ise yüzde 80 olacaktır.
"George Washington Üniversitesi profesörlerinden Justin Frank, yeni kitabında Obama'nın psikanalizini yaptı. Franka göre Obama çocukluğunda iki babası tarafından da terk edilmesi nedeniyle 'baba açlığı' sendromu yaşıyor. Bu yüzden sürekli kendisine örnek olacak, yardım edecek deneyimli baba figürlerini buluyor. Fakat bu kişiler genellikle Obama'yı hayal kırıklığına uğratıyor." (A.g.e., 100).
ABD'li uzmanlar, babasız büyüyen çocukların ömür boyu sarsıntı yaşadığını ve bunun kararlarını etkilediğini ısrarla vurguluyorlar. Bu gerçekten hareketle Türkiye'yi idare edenlere şu soruları sorma gereği duyuyoruz: ABD ile işbirliği yaparken ve dahası stratejik ittifaklar kurarken, ABD'li idarecilerin yaşadığı ruh halini dikkate alıyor musunuz? Böyle bir toplumla sağlam ve güvenilir işbirliği yapılamayacağını düşünmüyor musunuz? Maalesef, bu sorulara olumlu cevap bulamadığımızdan, endişelerimiz sürekli artıyor ve endişelerimizin haklılığı da her geçen gün ortaya çıkıyor. Şöyle ki, ABD, hem Türkiye ile işbirliği yapıyor, hem de Türkiye'ye karşı mücadele eden terör örgütlerini destekliyor. Bir başka deyişle ABD'li idareciler, sürekli ikiyüzlü davranıyor ve çifte standart uyguluyorlar. Böyle ahlâk zafiyeti taşıyan politikalarda, babasız büyümenin etkisinin olmadığını söylemek mümkün mü?
Hâsılı, Batı medeniyetinin yozlaştığını ve çöküşe doğru gittiğini Batılı bilim adamları da, artık açık açık seslendiriyor. İslâm medeniyeti ise Batılıların tüm saldırılarına rağmen yine ayakta, yine istikbal vaat etmektedir. Batılıların Müslümanlarla işbirliği yapmak istemelerindeki asıl amaç, işte bu medeniyeti de yozlaştırmak ve Müslümanları kendilerine benzetmektir. Bu gerçeği göz ardı ettiğimiz sürece, Batılılara aldanmaktan ve tuzaklarına düşmekten kurtulamayız.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018