Ülkemizde YÖK'e karşı siyasi tavırlar YÖK, kuruluşunda 12 Eylül sonucu olarak görüldüğü için ona karşı cephe alan pek olmamıştı. Hatta alkışlayanlar da olmuştu. Ben de inanıyorum ki YÖK de iyi niyetle kurulmuş ve çalışmasına başlamıştı. İlk yıllarda birçok öğretim üyesine özellikle doçentlerin profesörlüklerine uzun zaman müsaade edilmedi. Kadrolar açılmadı. Böylece ben dahil bazı zararları olmasına rağmen memleketin selameti söz konusu olduğu için YÖK'ü kimse fazla tenkit etmiyordu. Çünkü YÖK'ten önce üniversitelerimiz bir nevi anarşi yuvalarına dönüşmek üzere idi. YÖK, üniversitelere ilk anlarda çeki düzen vermişti. Ancak YÖK eski doçent olma sistemini ve profesörlük prosedürünü de tamamen değiştirmişti. Üniversitelerde idari sistem ile üniversite yönetimi de yeni kaidelerle tamamen yenilenmişti. İlk yıllar böyle geçti. Ancak daha sonra özellikle ülkemizdeki sol jenerasyon ve kendine aydın sıfatını yakıştıranlar, akademisyenler ile aniversite efradı, aşırı solcular, bir takım Stalinciler, Maocular, ateistler aşırı derecede karşı gelmeye başlamışlardı. Hatta CHP'de de bazı benzeri siyasetçiler YÖK'e şiddetle karşıydılar. YÖK o tarihlerde üniversitelerin kalitesinin yükselmesine ilim ve araştırmaya ve memleket yararına dönük düşünmekteydi. Bir müddet de öyle devam etmişti. Zamanla YÖK'te büyük değişmeler husule geldi Ancak YÖK ondan sonra adeta bir ayrı egemenlik kazanmış gibi oldu ve araştırmaları ve bilimsel çalışmaları adeta ikinci plana koydu. Sonra da kendi derdine girdi. Siyasetçilerle adeta didişmeye başladı. Kendine dönük, tamamen bağımsız, "özgür", kendi başına bir kurum gibi çalışmaya başladı. Bunun yanında o değişiklilerden sonra artık YÖK'ün korumasını CHP adeta kendi üstlendi. Kısacası YÖK'ün idaresinde de, bazı siyasi görüşlerde bir nevi paralellikler izlenilmeye başlandı. Böylece daha önce YÖK'ü çok sert bir şekilde eleştiren CHP, onunla neredeyse bütünleşmiş gibi bir duruma gelmek üzere kaldı. Şimdi de bazı siyasilerimiz, YÖK'ün tüm ters kararlarını ve idaresini, hatta memlekete zararlı olabilecek tutumlarını bile tamamen tasvip eder gibi olmaktadırlar. Böylece üniversitelerimizde bozulmalar başladı ve sonunda bazı ideolojik saplantılar yüzünden değişim geçirdi. YÖK'te büyük değişmeler oluştu ve şu anda neredeyse dünyanın en geri üniversitelerini yönetir duruma geldi. Üniversitelerin bilimsel araştırma sonuçları UNICEF'in araştırmasına göre toplam 52 ülke arasında, Matematik öğretiminde Türk öğrencilerinin yaklaşık % 70 kadarının dünya ortalamasının altında olduğu bildirilmektedir. Öte yandan, YÖK 12 Eylül ürünü olarak kabul edildiği için, ülkemizin sol kanadında bulunan ve görülen bazı yazarlarımız, aydınlarımız ve siyasilerimiz ile kurumlarımız eskiden şiddetle karşı çıktıkları YÖK'e değişikliğe uğradıktan sonra, şimdi sanki dört elle sarıldılar. Daha önce YÖK'ü silmek - kaldırmak isteyen CHP, şimdi onun bir nolu destekçisi oldu. Şimdi kafamızda bir soru canlandırılmaktadır. Acaba bu siyasi sol partilerimiz CHP dahil 12 Eylül destekçisi mi oldular? Eskiden cunta mahsulü dedikleri YÖK'e şimdi ise bütünüyle arka çıkmaktadır. Canımız ciğerimiz her şeyimiz eğitim sistemimizin sekizinci sınıfında bulunan dört Türk öğrencisinden üçü, matematikte uluslararası ortalamanın altında bulunmaktadır. Diğer taraftan Milli Eğitim gittikçe gerilemektedir. Üzerinde büyük çekişmeler olmaktadır. Hükümet ile diğer siyasi partiler ile YÖK birbirine adeta meydan okumaktadırlar. Olanlar ise eğitime olmaktadır. Yapılan son değerlendirmelerde Slovenya, Macaristan, Bulgaristan, Güney Kore, Yunanistan ve Tunus eğitim değerlendirilmesinde Türkiye'nin üzerinde görülmektedir. Bazı Afrika üyeleri ile -ki onların bazılarında açlık tehlikesi bulunmaktadır- Türkiye arasında bilimsel araştırma makale sayısı arasında büyük farklılıklar yok. Hatta bazıları Türkiye'den çok daha iyi durumda bulunmaktadır. Türkiye'de özel üniversiteler de YÖK kontrolü altında tutulmaktadır. Ona rağmen onların bazılarında bilimsel yayından bazı resmi üniversitelerin üstünde olmaktadır. Bunların başlıca sebebi Türk Üniversitelerinde bilimsel yayınlarla veya bilimsel çalışmalarla uğraşılacağına başka şeylerle uğraşılmaktadır! Tenkit ettiğimiz İsrail'in bile yılda 12-14 bin bilimsel çalışması var. Türkiye'nin ise 4.000 civarında. Diğer taraftan İsrail 5-6 milyon Türkiye ise 75 milyon nüfusludur. Türkiye'de 80 küsür üniversite var, İsrail'de bunun çeyreği bile yok. Türkiye 4.000 yıllık devlet, İsrail 1948 yılında kuruldu. Türkiye 80 yıldan beri savaşmamakta, İsrail'in başı ise savaştan hiç kurtulamamaktadır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Cahit Babuna / diğer yazıları
- Batı kültüründe toplumsal çöküş -2- / 22.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006