Toplum hayatında güvenlik, her şeyden önce gelir. Her kim olursa olsun fertlerin ve ailelerin yaşadıkları toplumda can, mal, namus ve inanç değerlerinin korunması ve güvende olması onun doğuştan getirdiği tabii ve zaruri hakkı ve hukukudur. Bu, devlet ve millet için de değişmez bir kanundur. Devleti kuran ve milleti meydana getiren mana ve ruh bütün kurumları ve bütün fertleri de içine alarak dünya sahnesindeki yerini alır. Onun yaşaması, kalkınması, uzun ömürlü olması var oluş ve kuruluş mana ve ruhunu bütün kurumlar ve bütün fertler tarafından ölümsüz ve vazgeçilmez bir ideal olarak inanılmasına, benimsenmesine, yaşanmasına ve yaşatılmasına bağlıdır. Toplumdaki yeri ne olursa olsun devleti ve milleti meydana getirenler, hiç bir ferdi ve kurumu dışarda tutmadan aynı mana ve aynı ruh içerisinde bütünleşmesi devlet ve millet olmanın kaçınılmaz ön şartıdır. Zincirlerin gücü küçük veya büyük halkalara göre değil, en zayıf halkaya göre olduğundan toplumu oluşturan her bir çekirdeğin güçlü olması şarttır. Ayrıca, burda, bir başka devlet ve millet kesinlikle örnek ve ölçü olamaz. Her milletin varoluşu ve her devletin kuruluşu tamamı ile kendisine has bir mana ve ruh ile olur. Zaten bağımsızlık da bu asli unsurlarla mümkündür. Dolaysıyla her devlet ve millet kendisini var eden bu asli unsurları korumak, güçlendirmek, yaşamak ve yaşatmak zorundadır. Uluslararası ilişkilerde de durum aynıdır. Karşılıklı menfeat esas olduğuna göre hiç bir anlaşma, hiç bir organizasyon devletin ve milletin menfeatlerine ters düşmemelidir ve düşemez. Hiç bir yetki ve sorumluluk böyle bir yanlışa imza atamaz. Her var olanın kendini koruması kadar tabii ve zaruri bir başka görevi de yoktur. Hal böyle olunca devlet ve millet hem varoluş ve kuruluş mana ve ruhuna sadık kalmış ve hem de geleceğini teminat altına almış olur. Bu manada devlet mi - millet mi gibi mukayese de asılsız olmakla beraber, çok maksatlı ve tehlikelidir. Ne devletsiz millet, ne de milletsiz devlet asla mümkün değildir. Tarihte olduğu gibi, bugün de bunun mantığı da pratiği de yoktur. Devleti ve milleti tarihi seyri içinde gerek sosyolojik, gerek hukuki, gerek siyasi ve gerekse ortak değerleri itibari ile (inanç, kültür, medeniyet, tarih, coğrafya, edebiyat gibi) bir bütünün olmazsa olmaz unsurları olarak doğru tarif edemeyenler ileri sürdükleri eksik ve yanlış modellerle hem devleti hem de milleti zaafa uğratmakta hatta zaman zaman bir takım suni taraflar oluşturarak devlet - millet kavgasını meydana getirmektedirler. Netice olarak hiç bir yetki ve sorumluluk devlet ve millet gerçeğine ters bir şekilde kullanılamaz ve yönlendirilemez. Bu iç politika da böyle dış politika da da böyledir. Bütün özgürlükler, bütün hak ve hürriyetler bu çerçevede haklıdır ve bir mana ve değer kazanır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Gedik / diğer yazıları
- Milli Çözüm Milli Ekonomi Modeli / 03.07.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010