Hayber, Yahudilerin en güçlü karargâhlarından biri idi. Burası aynı zamanda fitnenin ve paranın da merkeziydi. Yahudiler tüm kabilelere faizli para satarak tefecilik yapıyorlardı. Fitnenin tam merkezi Hayber idi. Müslümanlara karşı yapılan her türlü ihanet Hayber'de istişare edilip planlanıyordu. Burada bulunan Yahudiler defalarca, Mekkeli müşriklerin, Müslümanlara yaptığı saldırılara katılmışlardı.
"Yahudi fitnesi, İslam düşmanları içerisinde en başta gelir. Her ne kadar Resulü Ekrem, İslam'ın zuhuru ve yayılışında Mekke müşrikleri ile uğraşmışsa da; fitne çıkarmak, küfür güçlerini bir araya toplamak, hile kurmak ve plan yapmak konusunda İslam'ın en şedid düşmanları Yahudiler olmuşlardır. Bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'in beyanatı ile de sabittir." (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmeten lil alemin Hz. Muhammed, 2.cilt, s.160)
Hudeybiye anlaşmasından sonra Hayber'in fethi artık zaruret halini almıştı. Hayber kuşatması 20 gün sürüyor ama bazı kaleler hâlâ alınamıyordu. Bunların içinde en büyüğü olan Kamus Kalesi inatla direniyordu. İslam ordusu bir türlü burayı açamıyordu. Hz. Peygamber sancağı, Ebu Bekir'e vererek onu kalelerin üzerine gönderdi. Ebu Bekir fethi gerçekleştiremeden geri döndü. Resûlullah ikinci gün sancağı, Ömer'e verdi ve kaleleri ele geçirmesini emretti. O da başarısız oldu. Ordusu onu, O'da ordusunu korkaklıkla suçluyordu. Diğer taraftan Yahudilerin kibri de zirve yapmıştı.
Ve Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, O, Allah ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de O'nu sever. Döne döne vuruşur, asla düşmana sırt çevirip kaçmaz. Allah, O'nun önünü açar. Cebrail sağında, Mikail de solunda olur."
Gün ağarınca Hz. Peygamber sancağın getirilmesini emretti. İnsanlar bekliyorlardı. Resûlullah, Hz. Ali'yi çağırdı. Orada bulunanlar, "gözleri ağrıyor" dediler. Resûlullah, "O'nu çağırın" buyurdu.
Seleme b. Evka gitti, Hz. Ali'nin elinden tutup O'nu, Hz. Peygamber'in yanına getirdi. Hz. Ali gözlerini sargı ile bağlamıştı. Resûlullah eliyle ağzının suyunu alıp, Hz. Ali'nin gözlerine sürdü. O anda İmam Ali'nin gözleri sapasağlam oldu.
İmam Ali Efendimiz hazır olunca Hz. Peygamber şöyle buyurdu; "Bu bayrağı al ve öne çık. Cebrail de seninle olacak. Allah'ın yardımı seninledir. Düşmanların kalbine korku düşmüştür. Bilesin ki ey Ali, onlar kitaplarında kendilerini alt edecek kimsenin Alya olduğunu okumuşlardır. O halde onları gördüğünde "Ben, Ali'yim!" de. Allah'ın izniyle telaşa kapılıp dağılacaklardır…"
Hz. Ali: "Ben, Ali b. Ebu Talib'im" dediğinde Yahudi âlimlerinden biri "Musa'ya indirilene yemin ederim ki alt oldunuz!" dedi. Böylece kalplerine korku düştü ve daha fazla dayanamadılar. Yahudiler Hz. Ali'nin karşısına ilk olarak komutanları Merhab'ın kardeşi Haris'i gönderdiler. Kısa ama şiddetli bir çatışmanın sonunda Haris, Zülfikar'ın tek darbesiyle yere serildi.
Kamus Kalesi'nin devasa kapıları gıcırdayarak büyük bir gürültüyle yeniden açıldı.
Tepeden tırnağa zırhlı bir vaziyette Merhab denen Yahudi, başına çift başlık ve kocaman bir taş, belinde iki kılıçla ve üzerine üst üste iki zırh giyinmiş olduğu halde Allah'ın aslanının karşısına dikildi.
Dedikleri kadar vardı. Merhab denen Yahudi'den ürkmemek mümkün değildi.
Müslümanlara hakaret ederek söze başlayan Merhab, "Ben, kükreyip geldikleri zaman çoğu kere aslanları bile kılıçla ve mızrakla yere seren adamım!" diye haykırıp övünüyordu. Fakat sözü fazla uzatamadı.
"Ben ormanlardan kükreyerek gelen aslan, Haydar-ı Kerrar'ım" diyen Hz. Ali'nin sözüyle kılıç gibi kesildi Merhab'ın cümleleri.
Daha Zülfikar henüz kınından bile çıkmadan Merhab, ömründe ilk ve son defa yenilginin soğukluğuyla henüz yenilmeden tanışıyordu. Aslanlarla mücadele ettiğinde bile yaşamadığı, o güne kadar hiç hissetmediği büyük bir korku kapladı Merhab'ın kalbini. Çünkü karşısında Allah'ın aslanı Ali bin Ebu Talib vardı.
İlk hamle şansını Hz. Ali, her savaşta olduğu gibi yine rakibine verdi. Merhab'ın hamlesini savuşturan Hz. Ali rakibinin başına öyle şiddetli bir darbe vurdu ki, onun başının üzerinde bulunan taş, çelik koruyucu ve başlıkları yarıldıktan sonra Zülfikar, Merhab'ın başını çeneye kadar ikiye böldü.
Yahudilerin yenilmez savaşçısı Merhab kanlar içerisinde Hz. Ali'nin ayakları dibine düştü. Bu aynı zamanda küfrün iman ve İslam karşısında yenilmesi anlamına geliyordu.
İmam Ali'nin önünde açılamaz, denilen kale kapısı vardı. Sonrasını İbn Amr'dan dinleyelim:
"Biz, Yüce Allah'ın, Hayber'i Ali aracılığıyla bize açmasına şaşırmadık. Ama Ali'nin tek başına kale kapısını yerinden sökmesine kapıyı kırk zira arkaya doğru fırlatmasına şaşırdık. Nitekim kırk kişi birden kapıyı yerinden oynatmak için uğraştıysalar da başaramadılar."
Resûl-i Kibriya Efendimizin beyan buyurdukları gibi Allah, Hayber'in fethini Hz. Ali eliyle Müslümanlara müyesser kılmıştı. İmam Ali Efendimizden istimdat ederek gönül kapılarımızın Allah'a açılmasını dilemekten başka çare yoktur. Bu duanın da kabul olması için çalacağımız kapı, gideceğimiz adres bellidir…
İmam Ali Efendimizin türbedarlığını yapan Celal Meaş, 3 defa üst üste aynı rüyayı görür. Rüyasında İmam Ali Hazretleri buyurur ki; "Benim elim bugün Haydar Baş'ın eli üzerindedir. Hemen onun yanına gidip ona destek olacaksın." Celal Meaş soluğu İstanbul'da alır ve Üstad Haydar Baş hocamızın huzurunda, duasında ve himmetinde bulur kendisini…
Allah bizleri her daim huzurda olanlardan, kadir kıymet bilenlerden eylesin.
"Medet Ya Esedullah-ul Galip Haydar-ı Kerrar İmam Ali…"
- Kâbe'nin Rabbine and olsun ki kurtuldum / 23.03.2025
- Kadir gecesi / 21.03.2025
- “Bana sorun” / 18.03.2025
- İmam Ali’nin dilinden Hz. Peygamber / 15.03.2025
- Gayretullah’a dokunmak… / 13.03.2025
- Ben vermekle emrolundum / 06.03.2025
- Her hususta zirve şahsiyet İmam Ali / 28.02.2025
- Allah’ın selam yolladığı Hz. Hatice / 26.02.2025
- Ümmü Eymen anamız / 24.02.2025