Önceleri ayda 1 teröre kurban verirdik, bugün terör sebebiyle her gün onlarca vatan evladının cenaze namazını kılıyoruz. Sadece bu tablo bile gelinen noktayı özetlemek için yeterli? En önemlisi de artık terörün sıradanlaşması? Ülkemizin bazı gazetecileri, siyasi iradenin terör konusunda içinde bulundukları çıkmazı örtbas etmek için "terörle yaşamaya alışmamız lazım" yorumlarında dahi bulunuyorlar. Terörle yaşamaya alışmak(!) Haklı olarak vatandaş sosyal medyada, "Terörle yaşanmaz, ölünür" diyor.
Terör güneydoğunun dağlarındaydı, güneydoğunun illerine indi, sonra da büyük şehirleri dahi vurmaya başladı. Siyasilerimiz ise teröre lanet okumaya, kınamaya devam ediyor, başka bir çözüm ortaya koyamıyorlar. Koyamazlar çünkü terör, kendini oluşturan etkenler ortadan kalkmadığı müddetçe bitmez.
Terörün arkasında ülkemizin toprakları ve kaynakları üzerinde hesabı olan küresel iradeler var ve siyasilerimiz bunlara stratejik müttefik diyor, dostumuz diyor, onlardan akıl almak için kırk takla atıyor, onlardan borç alarak ülke ekonomisini döndürmeye çalışıyor, onlara dahil olabilmek için 50 yıl kapıda bekliyor, onları küstürmemek için tarih ve din kitaplarını değiştiriyor, domuz etini, zinayı serbest bırakıyor, onların işgal ve bölme projelerinde misyon sahibi oluyor, kısaca onların bir dediğini iki etmiyor.
Onlardan alınan akılla; millete hizmeti bırakıp, terörle müzakere ederek, terörün her tarafa yerleşmesini sağlayarak, milleti terörün kucağına iterek hiç terör problemi çözülür müydü? Elbette ki çözülemezdi.
Devletin ve onu yöneten siyasetin görevi milletine hizmet etmektir, vatandaşlarına aş ve iş imkanı sunmak, cebine geçineceği parayı koymaktır, güvenliğini sağlamak, ihtiyaç duyduğu eğitim ve sağlık hizmetlerini, belediye hizmetlerini en güzel şekilde sunmaktır.
Vatandaşı aç bırak, iş bulma, güvenliğini sağlama, tarımını, hayvancılığını bitir, en ufak bir baba devlet tavrı ortaya koyma, ondan sonra bu insanlar niye terörün yanında diye hayıflan, bu yaklaşım sizce doğru mudur?
Vatandaşa devlet geliyor, "Bana oğlunu ver asker yapacağım" diyor, ardından PKK geliyor, "Bana oğlunu ver militan yapacağım" diyor. Vatandaş da çaresiz vaziyette, korku ve endişeyle bir oğlunu askere, diğer oğlunu da dağa gönderiyor. Sonra da "Vay sen oğlunu dağa nasıl gönderirsin" denilip, vatandaşın evi boşaltılıyor, terörist muamelesi yapılıyor.
Sizce asıl suçlu kim? Vatandaşını terörle yalnız bırakan, onun güvenliğini sağlayamayan, ona ihtiyaçlarını sunmayan siyasi iradeler değil mi?
Terörle zamanında müzakere edilip mücadele edilmediği için, çözüm sürecinde operasyonlar durdurulduğu için terör palazlandı ve bugün güneydoğuda il merkezlerinde, ilçelerde tanklarla, tüfeklerle savaş yapılıyor. Mağdur kim? Evini barkını terk etmek zorunda kalan vatandaş?
Ardından terörden temizlendi deniliyor, vatandaş tam, "Evime döneceğim" diye sevinirken bir kararla buraların kamulaştırılacağı haberi geliyor. Yine mağdur kim? Vatandaş?
Şimdi söyler misiniz böyle adımların terörü daha da kızıştırmasından, halka daha da mal olmasından başka ne etkisi olabilir? Dağdaki terörle askeri yöntemlerle mücadele edebilirsiniz ama söyler misiniz kılcal damarlara kadar yayılmış olan, siyasilerin yanlış icraatları ve vatandaşların yaşadıkları mağduriyetler sebebiyle halka da mal olmuş bir terörü sadece askeri yöntemlerle çözebilir misiniz? Elbette ki hayır?
Bütün bu gerçekleri ifade ettikten sonra şunu bir kez daha net olarak söyleyebiliriz ki, terörü çözebilecek irade Meclis'in içinde değildir. Bugün terörün her geçen gün daha da çözümsüzleşmesinin nedeni; milletimizin sandıkta verdiği oylarla, iş bilmedikleri halde, hak etmedikleri Meclis koltuğuna oturanlardır.
Terör meselesini çözecek tek lider Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, tek kadro da Bağımsız Türkiye kadrolarıdır. Nasıl mı?
Öncelikle Sayın Baş, "Ne AB, ne ABD, tek çözüm Bağımsız Türkiye" diyerek, ülkemiz üzerinde hesabı olan bütün iradeleri, onların icazetini, onlara taşeron olmayı elinin tersiyle itmektedir; "Milli bir devlet", "Sosyal bir devlet", "Tam bağımsız bir Türkiye" demektedir.
Bunun da alt yapısını; ülkemize senyoraj hakkını kazandırarak borç almaktan kurtaracak, madenlerimizi millet menfaatine işletecek, iktisadi bağımlılıktan ülkemizi tamamen kurtaracak dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli ile sağlayacaktır.
2005 yılında ortaya çıkan Milli Ekonomi Modeli, 2006 yılından bu yana test edilmektedir ve onu uygulayan başta Rusya gibi ülkeler hem ekonomik hem de siyasi bağımsızlıklarını elde etmişlerdir, bugün dünya siyasetine yön vermektedirler. Denenmemiş bir modelden değil, denenmiş ve pratikte mükemmel faydalar görülmüş bir modelden bahsediyoruz.
İşte Prof. Dr. Baş, bu bakış açısıyla, bu modelle, "Ben her vatandaşıma 1000 TL vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına 1500 TL ev hanımı maaşı, çalışan kardeşlerime 5000 TL asgari ücret? vereceğim" diyerek her aileye ayda 7-8 bin lira girecek şekilde bir gelir temin edecektir.
Her ay evine bu gelir giren, devletine yeniden güven tazeleyen, devletin babalığını gören bir güneydoğulu Kürt kardeşim, söyler misiniz evladını dağa hiç gönderir mi, teröre kaptırır mı, dağdakini kulağından tutup aşağıya indirmez mi? Elbette bunları yapar.
Sen devlet olarak güneydoğulu Kürt kardeşime bir verirsen, emin ol o sana bin verir. Bu yapılan iyiliğe vefa, benim dün Çanakkale'de, İstiklal Harbinde düşmana karşı omuz omuza mücadele ettiğimiz Kürt kardeşimde var.
Tekrar edelim, çözüm devleti veren el, hizmet eden el yapacak, herkese hak ettiğinden fazlasını verecek olan Prof. Dr. Haydar Baş'ın iktidarındadır.
Bunun dışında zifiri karanlıktan çıkış asla mümkün değildir.
Terör güneydoğunun dağlarındaydı, güneydoğunun illerine indi, sonra da büyük şehirleri dahi vurmaya başladı. Siyasilerimiz ise teröre lanet okumaya, kınamaya devam ediyor, başka bir çözüm ortaya koyamıyorlar. Koyamazlar çünkü terör, kendini oluşturan etkenler ortadan kalkmadığı müddetçe bitmez.
Terörün arkasında ülkemizin toprakları ve kaynakları üzerinde hesabı olan küresel iradeler var ve siyasilerimiz bunlara stratejik müttefik diyor, dostumuz diyor, onlardan akıl almak için kırk takla atıyor, onlardan borç alarak ülke ekonomisini döndürmeye çalışıyor, onlara dahil olabilmek için 50 yıl kapıda bekliyor, onları küstürmemek için tarih ve din kitaplarını değiştiriyor, domuz etini, zinayı serbest bırakıyor, onların işgal ve bölme projelerinde misyon sahibi oluyor, kısaca onların bir dediğini iki etmiyor.
Onlardan alınan akılla; millete hizmeti bırakıp, terörle müzakere ederek, terörün her tarafa yerleşmesini sağlayarak, milleti terörün kucağına iterek hiç terör problemi çözülür müydü? Elbette ki çözülemezdi.
Devletin ve onu yöneten siyasetin görevi milletine hizmet etmektir, vatandaşlarına aş ve iş imkanı sunmak, cebine geçineceği parayı koymaktır, güvenliğini sağlamak, ihtiyaç duyduğu eğitim ve sağlık hizmetlerini, belediye hizmetlerini en güzel şekilde sunmaktır.
Vatandaşı aç bırak, iş bulma, güvenliğini sağlama, tarımını, hayvancılığını bitir, en ufak bir baba devlet tavrı ortaya koyma, ondan sonra bu insanlar niye terörün yanında diye hayıflan, bu yaklaşım sizce doğru mudur?
Vatandaşa devlet geliyor, "Bana oğlunu ver asker yapacağım" diyor, ardından PKK geliyor, "Bana oğlunu ver militan yapacağım" diyor. Vatandaş da çaresiz vaziyette, korku ve endişeyle bir oğlunu askere, diğer oğlunu da dağa gönderiyor. Sonra da "Vay sen oğlunu dağa nasıl gönderirsin" denilip, vatandaşın evi boşaltılıyor, terörist muamelesi yapılıyor.
Sizce asıl suçlu kim? Vatandaşını terörle yalnız bırakan, onun güvenliğini sağlayamayan, ona ihtiyaçlarını sunmayan siyasi iradeler değil mi?
Terörle zamanında müzakere edilip mücadele edilmediği için, çözüm sürecinde operasyonlar durdurulduğu için terör palazlandı ve bugün güneydoğuda il merkezlerinde, ilçelerde tanklarla, tüfeklerle savaş yapılıyor. Mağdur kim? Evini barkını terk etmek zorunda kalan vatandaş?
Ardından terörden temizlendi deniliyor, vatandaş tam, "Evime döneceğim" diye sevinirken bir kararla buraların kamulaştırılacağı haberi geliyor. Yine mağdur kim? Vatandaş?
Şimdi söyler misiniz böyle adımların terörü daha da kızıştırmasından, halka daha da mal olmasından başka ne etkisi olabilir? Dağdaki terörle askeri yöntemlerle mücadele edebilirsiniz ama söyler misiniz kılcal damarlara kadar yayılmış olan, siyasilerin yanlış icraatları ve vatandaşların yaşadıkları mağduriyetler sebebiyle halka da mal olmuş bir terörü sadece askeri yöntemlerle çözebilir misiniz? Elbette ki hayır?
Bütün bu gerçekleri ifade ettikten sonra şunu bir kez daha net olarak söyleyebiliriz ki, terörü çözebilecek irade Meclis'in içinde değildir. Bugün terörün her geçen gün daha da çözümsüzleşmesinin nedeni; milletimizin sandıkta verdiği oylarla, iş bilmedikleri halde, hak etmedikleri Meclis koltuğuna oturanlardır.
Terör meselesini çözecek tek lider Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, tek kadro da Bağımsız Türkiye kadrolarıdır. Nasıl mı?
Öncelikle Sayın Baş, "Ne AB, ne ABD, tek çözüm Bağımsız Türkiye" diyerek, ülkemiz üzerinde hesabı olan bütün iradeleri, onların icazetini, onlara taşeron olmayı elinin tersiyle itmektedir; "Milli bir devlet", "Sosyal bir devlet", "Tam bağımsız bir Türkiye" demektedir.
Bunun da alt yapısını; ülkemize senyoraj hakkını kazandırarak borç almaktan kurtaracak, madenlerimizi millet menfaatine işletecek, iktisadi bağımlılıktan ülkemizi tamamen kurtaracak dünyaca ünlü Milli Ekonomi Modeli ile sağlayacaktır.
2005 yılında ortaya çıkan Milli Ekonomi Modeli, 2006 yılından bu yana test edilmektedir ve onu uygulayan başta Rusya gibi ülkeler hem ekonomik hem de siyasi bağımsızlıklarını elde etmişlerdir, bugün dünya siyasetine yön vermektedirler. Denenmemiş bir modelden değil, denenmiş ve pratikte mükemmel faydalar görülmüş bir modelden bahsediyoruz.
İşte Prof. Dr. Baş, bu bakış açısıyla, bu modelle, "Ben her vatandaşıma 1000 TL vatandaşlık maaşı, ev hanımlarına 1500 TL ev hanımı maaşı, çalışan kardeşlerime 5000 TL asgari ücret? vereceğim" diyerek her aileye ayda 7-8 bin lira girecek şekilde bir gelir temin edecektir.
Her ay evine bu gelir giren, devletine yeniden güven tazeleyen, devletin babalığını gören bir güneydoğulu Kürt kardeşim, söyler misiniz evladını dağa hiç gönderir mi, teröre kaptırır mı, dağdakini kulağından tutup aşağıya indirmez mi? Elbette bunları yapar.
Sen devlet olarak güneydoğulu Kürt kardeşime bir verirsen, emin ol o sana bin verir. Bu yapılan iyiliğe vefa, benim dün Çanakkale'de, İstiklal Harbinde düşmana karşı omuz omuza mücadele ettiğimiz Kürt kardeşimde var.
Tekrar edelim, çözüm devleti veren el, hizmet eden el yapacak, herkese hak ettiğinden fazlasını verecek olan Prof. Dr. Haydar Baş'ın iktidarındadır.
Bunun dışında zifiri karanlıktan çıkış asla mümkün değildir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Don felaketi tarımı vurdu, peki şimdi ne olacak? / 17.04.2025
- Prof. Dr. Haydar Baş’ı tanımak sorumluluk gerektirir / 16.04.2025
- 'O'nun yetiştirdikleri bu vatanın garantörleri, bu milletin yılmaz savunucularıdır' / 14.04.2025
- Birlik ve beraberliğe adanmış bir ömür / 12.04.2025
- Öcalan açılımı, terörsüz Türkiye’ye götürür mü? / 10.04.2025
- Siyasette 3. yol tek seçenek / 09.04.2025
- Milli Ekonomi Modeli’ne artık duyarsız kalabilir miyiz? / 08.04.2025
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Prof. Dr. Haydar Baş’ı tanımak sorumluluk gerektirir / 16.04.2025
- 'O'nun yetiştirdikleri bu vatanın garantörleri, bu milletin yılmaz savunucularıdır' / 14.04.2025
- Birlik ve beraberliğe adanmış bir ömür / 12.04.2025
- Öcalan açılımı, terörsüz Türkiye’ye götürür mü? / 10.04.2025
- Siyasette 3. yol tek seçenek / 09.04.2025
- Milli Ekonomi Modeli’ne artık duyarsız kalabilir miyiz? / 08.04.2025
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025