Ekranlarda batı hayranı bilim insanlarımızın dilinden düşürmedikleri, sık sık örnek verdikleri 'Stockholm Sendromunu' biliyorsunuz.
Oysa yüz yıllar önce bizim kültürümüzde bu sendromun şiiri bile yazılmıştı.
"Celladına âşık olmuşsa bir millet,
İster ezan, ister çan dinlet,
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,
Müstahaktır ona her türlü zillet." (Ömer Hayyam)
İslam dünyası, celladına âşıktır. İslam devletlerini yönetenler, Müslümanları cellatların önüne atmıştır. O cellat ABD'dir, AB'dir. Kısaca Haçlı batıdır.
Ümmeti bu cellatların, zalimlerin önüne atanların hiç birinin akıbeti de hayır olmamış ve de ölümleri bizzat o cellatlar elinden olmuştu.
Saddam Hüseyin'i hatırlar mısınız?
İşte o Saddam hem cellat olmuş hem de ölümü celladın elinden olmuştu. Biz buna 'zalime zalimin musallat edilmesi' diyoruz.
Saddam Hüseyin hayatını kabaca okumuştum. Çok ilginç ve tanıdık bir hayat tarzı var. Anlatayım;
Sünni fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Gençlik yıllarında siyasete başlıyor. O dönemlerde yılmaz bir "Arap milliyetçisi", "Emperyalist ve kapitalist" karşıtı görüşlerle Arap Dünyasını, AB ve ABD'nin sömürüsünden kurtarma, özgürlüğe kavuşturma inancında…
Saddam bu fikriyatla sosyalist bir anlayış güden Baas Partisine katılıyor. 1956'daki darbe girişimi ve 59'daki devlet başkanına suikast girişimlerinde adı en önlerde geçiyor. Son suikast girişiminde Saddam yaralanıyor ve yakalanmadan CIA ve Mısır istihbaratı Saddam'ı, Tikrit'e kaçırıyorlar.
Ardından değişik Ortadoğu ülkelerine geçen Saddam, buralarda CIA tarafından eğitildikten sonra Mısır'a gidiyor. Burada Amerikan Büyükelçiliğiyle diyalogunu güçlendiren Saddam, Kahire Üniversitesi'nde hukuk öğrenimi görüyor.
Irak'a dönen Saddam tutuklanıyor ve 3 yıl hapiste yatıyor. İşte bu hapis Saddam'ın şöhretini kat be kat arttırıyor. Adeta halk kahramanı oluyor.
1967'de hapisten çıkan Saddam, 68'deki darbede çok büyük rol oynadı ve Baas Partisi iktidarı ele geçirdi. Saddam daha sonra kurulan Devrim Komuta Konseyinde tek yetkili haline geldi.
Saddam, 1979'da beraber darbe yaptıkları liderine darbe yaparak devletin başına geçti. İlk icraatı ise İran'a savaş açmak oldu. 8 yıl süren savaşta, yüz binlerce Müslüman öldü. İki ülkenin ekonomisini de çöktü ve Saddam, geri çekildi.
Aynı sene Saddam yönetimi, Halepçe'de kimyasal silah kullandı. 5 bin sivili katledildi. Saddam, tek adamlığını halkına kabul ettirmişti. Komşu ülkelerle irtibatlarını bozup, adeta sıfır dost siyasetini uygulamaya geçirmişti.
Artık Saddam hiçbir şey değilken onu devlet başkanlığına, tek adamlığa yükseltenlere yol gösterenlere, destek verenlerebedel ödeme vakti gelmişti ve 2 Ağustos 1990'da, Saddam'a Kuveyt'e gir, emri verildi ve girdi.
Ardından BM, Irak'a ambargo ilan etti veIrak'a güç kullanımına izin verdi. ABD,"Çöl Tilkisi Operasyonu", başlattı. 6 ay süren bombalamaların ardından Saddam ateşkesi kabuletti. Kuzey ve güneyde uçuşa yasak bölgeler oluşturuldu.
Saddam, Kuveyt'i neden işgal etti?
Amerikan Washington Post gazetesi şöyle diyordu;"Saddam Hüseyin ile CIA, Körfez Savaşı öncesinde bilgi alışverişinde bulunmuştu. Bush yönetimi, Saddam'ın, Kuveyt'i işgalini engellemek bir yana, gönderdiği CIA ajanlarıyla, Irak ordusunu teknik ve taktik açılardan eğitmişti. (Meydan, 30 Nisan 1992)
Dönemin İsrail Başbakanı Yitzak Şamir; "Saddam, psikolojik açıdan ömrü boyunca İsrail'e faydalı olmuştur."(2 Şubat 1991, Weiner, Türkiye İçin Milli Strateji, sh. 41)
Yani Saddam, ABD'nin isteğiyle Kuveyt'i işgal etmiş ve bugünkü Ortadoğu yangınının çakmağını çakmıştı. Diğer taraftandaSaddam, kendine dönmek istiyor, tek adamlığını sağlama almak istiyordu. Ama el verdiği anlayış, kolunu da istiyordu.
Ve kol koparma vakti gelmişti. 11 Eylül 2001'de, Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırıların failleri Müslümanlar ve Saddam olarak gösterildi. Daha öncesinde Afganistan'ı işgal eden Bush yönetimi, "kimyasal silahları" bahane ederek, Saddam'ı, "İslam Coğrafyasını" hedef aldı ve kendi deyimiyle "son Haçlı Seferini" başlattı. Bu seferin diğer bir adı BOP'tur. (Büyük Ortadoğu Projesi). Güncel adı ise Medeniyetler İttifakı'dır.
Artık "kadim dostlarının" kendisini istemediğini ve bunun bedelinin çok ağır olacağını gören Saddam, zulmüne zulüm kattı. Hiç kimseye güvenmiyor. Her şeyden şüphe ediyordu.
Bir konakta iki geceden fazla kalmayan, yediği, içtiği şeylerin defalarca kontrolünü yaptıran, koruma ordularıyla dolaşan, halkını sindiren, şüphelendiği en yakınlarını bile göz kırpmadan öldürten bir kişi haline gelmişti.
Ülkesi ise zaten çoktan mezhepsel olarak ayrıştırılmış ve Kuzey Irak gayri resmi olarak ABD'nin bir eyaleti olmuştu.
Ve Haçlılar, Irak'a girdi. 1.5 milyon Müslüman katledildi. Yüz binlerce Müslüman kadının ırzına geçildi. Irak yerle bir edildi. Yer altı, yerüstü kaynakları talan edildi. Ülke üçe bölündü. 2006 yılında bir kanalizasyon deliğinde yakalanan Saddam idam edildi.
Sonuç
ABD ile AB ile dost olanlar, onlara güvenenler, onların rızası peşinde koşanların bu dünyadaki akıbeti fosseptik çukurudur. Ahirette ise onlarla (cellatlarıyla) beraberdirler.
Umarım herkes kendine bir bakar!
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025