Peygamberimizin irşat ve terbiye metotlar
Görevleri insanları irşad etmek olan insan-ı kâmiller bazen dilleriyle, bazen elleriyle, bazen dualarıyla, bazen tarif ettikleri virdlerle, bazen ikazlarla, gönüllerdeki rahatsızlıkları tedavi edip insanların Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olmalarına vesile olurlar
05.12.2024 18:20:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi
Sahabeden Übeyy (radiyallahu anh) anlatıyor: "Mescitteydim; bir adam içeri girdi, hiç duymadığım ve bilmediğim bir tarzda (Kur'ân) okudu.
Sonra başka biri girdi, o da arkadaşının okuduğu şekilden başka bir şekilde okudu. Namaz bitince, hep beraber Hz. Peygamber'in(sallallahu aleyhi ve âlihi) yanına girdik, şöyle dedim:
'Bu adam, hiç duymadığım ve tanımadığım bir okuyuşla (Kur'ân) okudu, sonra başka biri girdi, o da arkadaşınınkinden başka bir tarzda okudu.'
Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) onlara, 'Okuyun bakalım!' diye emretti.
Her ikisi de bildikleri ve okudukları şekilde okudu. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi), onların okuyuşlarını beğenip tasvip edince, içime Hz. Peygamber'i(sallallahu aleyhi ve âlihi) öylesine tekzib etmek geldi ki, böylesi cahiliyet devrinde bile aklıma esmemişti.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi), kapıldığım hissin farkına varınca, göğsüme vurdu. Bunun üzerine sanki Allah'ı görmüşüm gibi çok korktum ve terledim..."
Görevleri insanları irşad etmek olan insan-ı kâmiller bazen dilleriyle, bazen elleriyle, bazen dualarıyla, bazen tarif ettikleri virdlerle, bazen ikazlarla, gönüllerdeki rahatsızlıkları tedavi edip insanların Cenâb-ı Hakk'a vâsıl olmalarına vesile olurlar.
Her insan hadiselere bir gözlükle bakar. İşte bütün gözlükler, ölçüler insanın içinde gizli. Buna "mikyas" denir. İnsanlar iç tabiatlarındaki o mikyaslarla olaylara bakıyorlar. Hadise ne olursa olsun, onu o mikyaslara vuruyorlar. İnsana göre doğru yanlış içindeki ölçülerdir. Ona uyuyorsa doğrudur, uymuyorsa yanlıştır.
İşte Allah'ın Sevgilisi, önce insanın iç tabiatını temizliyor;onu ölçü sahibi yapıyor. O, Allah'ın murat ettiği kul oluyor, o zaman o insana Kur'ân'ı öğretiyor.
Resûlullah'ın (s.a.a.) ve sahabenin hayatına baktığımız zaman, Peygamber Efendimizin sahabeye İslam'ı öğretirken, takip ettiği bir takım metodlar vardır. Sahabe yüzlerce kişiden ibaret. Her birinin de ayrı ayrı özellikleri mevcut.
Mesela sahabeden bazıları başlıyor fazla ibâdet etmeye, bazı sahabeler hanımının yanına gitmiyor. Onlara Peygamber Efendimiz amellerde ölçülü olmayı öğretiyor:
Hz. Âişe'den, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) Osman b. Maz'ûn'a, "Benim sünnetimden yüz mü çeviriyorsun?" diye haber gönderdi.
O da şu cevabı verdi: "Vallahi hayır ey Allah Resûlü! Senin sünnetini arıyorum."
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ben hem uyur, hem namaz kılarım (nafile namazı), hem oruç tutarım hem tutmam (nafile orucu), hanımlar(ım)la da yatarım. Ey Osman, Allah'tan kork! Çünkü âilenin senin üzerinde hakkı vardır, misafirinin de senin üzerinde hakkı vardır. (Nâfile) orucu tut ve ara sıra tutma; hem uyu, hem (nâfile) namaz kıl!"
Bir başka sahabeye ise namazı kılıp, orucu tutup, zekâtı vermesinin yeterli olduğunu bildiriyor:
Talha'dan, "Necid ahâlisinden saçı başı darmadağın olmuş bir adam, Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) geldi. Sesinin uğultusu duyuluyor fakat ne dediği anlaşılmıyordu.
Nihâyet Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) yaklaştı ve hemen İslam'ı sordu. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurdu: 'Günde beş vakit namaz.'
Adam sordu: 'Bunlardan başka bir şey yapmam gerekir mi?'
'Hayır, ancak nâfile olarak (fazladan) kılabilirsin' buyurdu. Sonra Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurdu: 'Ramazanda oruç tutmak.'
'Bunun dışında oruç farz mıdır?'
'Hayır, ancak nâfile olarak (fazladan) tutabilirsin' buyurdu.
Sonra ona zekâtı da anlattı.
Adam yine, 'Bunun dışında bir şey vermem gerekir mi?' deyince, 'Hayır, nâfile olarak (fazladan) verebilirsin!' buyurdu.
Sonra adam arkasını dönüp şöyle diyerek gitti: 'Bunlardan ne bir fazla, ne de bir eksik bir şey yaparım!'
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) onun ardından şöyle buyurdu: 'Bu adam sözünde samimi ve doğru ise kurtuluşa ermiş olur.' Bir diğer rivâyette, 'Doğru söylediyse Cennet'e girer' buyurdu. (Prof. Dr. Haydar Baş Dua ve Zikir eserinden)
Sonra başka biri girdi, o da arkadaşının okuduğu şekilden başka bir şekilde okudu. Namaz bitince, hep beraber Hz. Peygamber'in(sallallahu aleyhi ve âlihi) yanına girdik, şöyle dedim:
'Bu adam, hiç duymadığım ve tanımadığım bir okuyuşla (Kur'ân) okudu, sonra başka biri girdi, o da arkadaşınınkinden başka bir tarzda okudu.'
Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) onlara, 'Okuyun bakalım!' diye emretti.
Her ikisi de bildikleri ve okudukları şekilde okudu. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi), onların okuyuşlarını beğenip tasvip edince, içime Hz. Peygamber'i(sallallahu aleyhi ve âlihi) öylesine tekzib etmek geldi ki, böylesi cahiliyet devrinde bile aklıma esmemişti.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi), kapıldığım hissin farkına varınca, göğsüme vurdu. Bunun üzerine sanki Allah'ı görmüşüm gibi çok korktum ve terledim..."
Görevleri insanları irşad etmek olan insan-ı kâmiller bazen dilleriyle, bazen elleriyle, bazen dualarıyla, bazen tarif ettikleri virdlerle, bazen ikazlarla, gönüllerdeki rahatsızlıkları tedavi edip insanların Cenâb-ı Hakk'a vâsıl olmalarına vesile olurlar.
Her insan hadiselere bir gözlükle bakar. İşte bütün gözlükler, ölçüler insanın içinde gizli. Buna "mikyas" denir. İnsanlar iç tabiatlarındaki o mikyaslarla olaylara bakıyorlar. Hadise ne olursa olsun, onu o mikyaslara vuruyorlar. İnsana göre doğru yanlış içindeki ölçülerdir. Ona uyuyorsa doğrudur, uymuyorsa yanlıştır.
İşte Allah'ın Sevgilisi, önce insanın iç tabiatını temizliyor;onu ölçü sahibi yapıyor. O, Allah'ın murat ettiği kul oluyor, o zaman o insana Kur'ân'ı öğretiyor.
Resûlullah'ın (s.a.a.) ve sahabenin hayatına baktığımız zaman, Peygamber Efendimizin sahabeye İslam'ı öğretirken, takip ettiği bir takım metodlar vardır. Sahabe yüzlerce kişiden ibaret. Her birinin de ayrı ayrı özellikleri mevcut.
Mesela sahabeden bazıları başlıyor fazla ibâdet etmeye, bazı sahabeler hanımının yanına gitmiyor. Onlara Peygamber Efendimiz amellerde ölçülü olmayı öğretiyor:
Hz. Âişe'den, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) Osman b. Maz'ûn'a, "Benim sünnetimden yüz mü çeviriyorsun?" diye haber gönderdi.
O da şu cevabı verdi: "Vallahi hayır ey Allah Resûlü! Senin sünnetini arıyorum."
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ben hem uyur, hem namaz kılarım (nafile namazı), hem oruç tutarım hem tutmam (nafile orucu), hanımlar(ım)la da yatarım. Ey Osman, Allah'tan kork! Çünkü âilenin senin üzerinde hakkı vardır, misafirinin de senin üzerinde hakkı vardır. (Nâfile) orucu tut ve ara sıra tutma; hem uyu, hem (nâfile) namaz kıl!"
Bir başka sahabeye ise namazı kılıp, orucu tutup, zekâtı vermesinin yeterli olduğunu bildiriyor:
Talha'dan, "Necid ahâlisinden saçı başı darmadağın olmuş bir adam, Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) geldi. Sesinin uğultusu duyuluyor fakat ne dediği anlaşılmıyordu.
Nihâyet Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve âlihi) yaklaştı ve hemen İslam'ı sordu. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurdu: 'Günde beş vakit namaz.'
Adam sordu: 'Bunlardan başka bir şey yapmam gerekir mi?'
'Hayır, ancak nâfile olarak (fazladan) kılabilirsin' buyurdu. Sonra Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurdu: 'Ramazanda oruç tutmak.'
'Bunun dışında oruç farz mıdır?'
'Hayır, ancak nâfile olarak (fazladan) tutabilirsin' buyurdu.
Sonra ona zekâtı da anlattı.
Adam yine, 'Bunun dışında bir şey vermem gerekir mi?' deyince, 'Hayır, nâfile olarak (fazladan) verebilirsin!' buyurdu.
Sonra adam arkasını dönüp şöyle diyerek gitti: 'Bunlardan ne bir fazla, ne de bir eksik bir şey yaparım!'
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve âlihi) onun ardından şöyle buyurdu: 'Bu adam sözünde samimi ve doğru ise kurtuluşa ermiş olur.' Bir diğer rivâyette, 'Doğru söylediyse Cennet'e girer' buyurdu. (Prof. Dr. Haydar Baş Dua ve Zikir eserinden)