Atatürk, "Köylü milletin efendisidir" demiştir. Maalesef, birçok şey gibi, bu efendilik de geçmişte kaldı. Son yıllarda Türk köylüsünün hali perişan. FAO Türkiye temsilcisi Muthoo da bunu itiraf ediyor ve diyor ki, "Türkiye'de tarım battı". Tarım battı demek, köylü battı demekle eşanlamlıdır. "Türkiye'de tarımın veya köylünün neden battığını, nasıl kurtarılması gerektiğini bilse bilse IMF bilir" düşüncesiyle, bu durum IMF'ye soruldu. IMF de şu tavsiyede bulundu: "Tarım ürünlerine dünya fiyatının üstünde bir fiyat vermeyin, üreten üretir, üretmeyen üretmesin, dışarıdan satın alırsınız". Bu tavsiye IMF'ciler tarafından çok yerinde bulundu. Bunun üzerine Devlet Bakanı Kemal Derviş de tarihi (!) bir laf etti. Dedi ki, "Artık rekabet edeceğimiz ürünleri üreteceğiz, rekabet edemeyeceğimiz ürünlerden vazgeçeceğiz". Madem ki öyle, neden dünyada rekabet gücümüzün yüksek olduğu ürünlerin üretimi için teşvik ve destek sağlanmıyor da, tam aksi yapılıyor? Örnek mi istiyorsunuz? İşte size örnek, şeker ve tütün kanunu:
Türk köylüsü, dünya fiyatlarında üretim yapmak ve dünya pazarlarına açılmak vaadiyle bir uçuruma doğru itiliyor. Deniliyor ki, "Biz şekeri dünya fiyatlarının üstünde bir fiyattan tüketiyoruz." Görünüşte bu tespit doğru. Fakat işi azıcık incelediğiniz zaman, korkunç oyun hemen ortaya çıkıyor. Şöyle ki, Amerika ve Avrupa'da şekerin iç piyasadaki perakende fiyatı ile ihraç fiyatı arasında çok büyük fark var. Yani şeker ihracatına teşvik ve destek veriliyor. İsterseniz rakamları verelimde, sübvansiyonun büyüklüğünü sizler hesap ediniz. Avrupa'da şekerin maliyeti 750 dolardır ve şeker iç piyasada bu maliyetin üstünde satılmaktadır. İhraç şeker ise 250 dolardır. Hiçbir teşvik ve destek almayan Türk üreticisine, "haydi bu piyasada rekabet et" demek, kötürüm bir kişiyi koşucu ile yarışa çıkarmaya benziyor. Tabii olarak Türk üreticisi, dünya piyasasında rekabet edemeyecektir.
Bütün dünyada tarım desteklenir. Başka türlü tarım üretimini sürdürmek mümkün olmaz. Hal böyle iken, Türkiye'de 'Doğrudan Gelir Desteği' ile Türk köylüsünü tarım üretiminden vazgeçirmeye çalışıyorlar. Açıkça, "sen şu ürünü üretme, biz sana şu kadar para verelim" deniliyor. 'Doğrudan Gel; Desteği'nin anlamı budur. Halbuki dünyada bırakınız toprakta üretmeyi, topraksız tarım ürünleri üretiliyor. 'Bitki fabrikası' denilen topraksız tarım hızla yaygınlık kazanıyor. Örneğin, Hollanda'da sera sebzeciliğinin tamamına yakını, İngiltere, Belçika, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde sera alanının yüzde 30-90 oranındaki kısmı topraksız üretim yapmaktadır. Böyle olmasına rağmen, suni gübre, tarımsal ilaç ve benzeri kimyevi maddeler kullanarak tarım yapan ülkelerin ürünleri fazla alıcı bulamıyor. Çünkü bu ürünlerin tadı hiçbir zaman organik tarımla elde edilen ürünlerin tadına tutmuyor. Hatta bazıları, bu şekilde üretilen tarım ürünlerinin birçok hastalığa davetiye çıkardığına inanıyor.
Bundan dolayı, toprağı olan ve toprağının birçoğu boş duran Türkiye'nin tarımda büyük şansı ve rekabet gücü vardır. Ama gel gör ki, bütün bu imkanlar heba ediliyor. Çarpıklıklar, yanlışlıklar o kadar çok ki, hangi birini gündeme getireceğine insan şaşıyor. Bakınız, başkaları topraksız tarım yaparken, Türkiye, 1952 yılında kaçakçılığı önlemek için mayınladığı Türkiye-Suriye sınır bandında kalan 3.5 milyon dönüm verimli tarım arazisini yıllardır, atıl bir vaziyette tutuyor. DYP Kilis Milletvekili ve Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş, bu mayınlı arazinin, "İki Kıbrıs büyüklüğünde olduğunu, ekonomik krizin çekildiği bu dönemde topraksız köylülerin kullanımına sunularak değerlendirilebileceği" söylüyor.
Çok güzel ve yerinde bir teklif değil mi? Bu teklif, akşam-sabah 'serbest ekonomi' diyen IMF'cilerin aklına niçin gelmedi? Gelmediği için de bunca yıldır, mayınlarla ticareti önleme ayıbını sırtlarında taşıyorlar. Hiç kimse güvenliğini bahane etmesin. O konuyu sayın Güreş'ten daha iyi kimse bilemez. Sayın Güreş, "Sınır boyu termal kameralarla gözetleniyor. Tel örgü de var. Artık mayının fonksiyonu kalmadı" diyor. Öyleyse, mayın tarlaları temizlensin ve o topraklar tarıma açılsın. Bunun gibi tarım alanında atılacak birçok hayırlı adımlar vardır. Eğer bu adımlar atılırsa, köylümüz, tekrar milletin efendisi olur. Köylünün efendiliği de milletin efendiliği demektir.
Türk köylüsü, dünya fiyatlarında üretim yapmak ve dünya pazarlarına açılmak vaadiyle bir uçuruma doğru itiliyor. Deniliyor ki, "Biz şekeri dünya fiyatlarının üstünde bir fiyattan tüketiyoruz." Görünüşte bu tespit doğru. Fakat işi azıcık incelediğiniz zaman, korkunç oyun hemen ortaya çıkıyor. Şöyle ki, Amerika ve Avrupa'da şekerin iç piyasadaki perakende fiyatı ile ihraç fiyatı arasında çok büyük fark var. Yani şeker ihracatına teşvik ve destek veriliyor. İsterseniz rakamları verelimde, sübvansiyonun büyüklüğünü sizler hesap ediniz. Avrupa'da şekerin maliyeti 750 dolardır ve şeker iç piyasada bu maliyetin üstünde satılmaktadır. İhraç şeker ise 250 dolardır. Hiçbir teşvik ve destek almayan Türk üreticisine, "haydi bu piyasada rekabet et" demek, kötürüm bir kişiyi koşucu ile yarışa çıkarmaya benziyor. Tabii olarak Türk üreticisi, dünya piyasasında rekabet edemeyecektir.
Bütün dünyada tarım desteklenir. Başka türlü tarım üretimini sürdürmek mümkün olmaz. Hal böyle iken, Türkiye'de 'Doğrudan Gelir Desteği' ile Türk köylüsünü tarım üretiminden vazgeçirmeye çalışıyorlar. Açıkça, "sen şu ürünü üretme, biz sana şu kadar para verelim" deniliyor. 'Doğrudan Gel; Desteği'nin anlamı budur. Halbuki dünyada bırakınız toprakta üretmeyi, topraksız tarım ürünleri üretiliyor. 'Bitki fabrikası' denilen topraksız tarım hızla yaygınlık kazanıyor. Örneğin, Hollanda'da sera sebzeciliğinin tamamına yakını, İngiltere, Belçika, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde sera alanının yüzde 30-90 oranındaki kısmı topraksız üretim yapmaktadır. Böyle olmasına rağmen, suni gübre, tarımsal ilaç ve benzeri kimyevi maddeler kullanarak tarım yapan ülkelerin ürünleri fazla alıcı bulamıyor. Çünkü bu ürünlerin tadı hiçbir zaman organik tarımla elde edilen ürünlerin tadına tutmuyor. Hatta bazıları, bu şekilde üretilen tarım ürünlerinin birçok hastalığa davetiye çıkardığına inanıyor.
Bundan dolayı, toprağı olan ve toprağının birçoğu boş duran Türkiye'nin tarımda büyük şansı ve rekabet gücü vardır. Ama gel gör ki, bütün bu imkanlar heba ediliyor. Çarpıklıklar, yanlışlıklar o kadar çok ki, hangi birini gündeme getireceğine insan şaşıyor. Bakınız, başkaları topraksız tarım yaparken, Türkiye, 1952 yılında kaçakçılığı önlemek için mayınladığı Türkiye-Suriye sınır bandında kalan 3.5 milyon dönüm verimli tarım arazisini yıllardır, atıl bir vaziyette tutuyor. DYP Kilis Milletvekili ve Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş, bu mayınlı arazinin, "İki Kıbrıs büyüklüğünde olduğunu, ekonomik krizin çekildiği bu dönemde topraksız köylülerin kullanımına sunularak değerlendirilebileceği" söylüyor.
Çok güzel ve yerinde bir teklif değil mi? Bu teklif, akşam-sabah 'serbest ekonomi' diyen IMF'cilerin aklına niçin gelmedi? Gelmediği için de bunca yıldır, mayınlarla ticareti önleme ayıbını sırtlarında taşıyorlar. Hiç kimse güvenliğini bahane etmesin. O konuyu sayın Güreş'ten daha iyi kimse bilemez. Sayın Güreş, "Sınır boyu termal kameralarla gözetleniyor. Tel örgü de var. Artık mayının fonksiyonu kalmadı" diyor. Öyleyse, mayın tarlaları temizlensin ve o topraklar tarıma açılsın. Bunun gibi tarım alanında atılacak birçok hayırlı adımlar vardır. Eğer bu adımlar atılırsa, köylümüz, tekrar milletin efendisi olur. Köylünün efendiliği de milletin efendiliği demektir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018