Bu soruya cevabı hem bireysel hem de toplumsal olarak irdeleyelim. Sizce siyasete giren kişinin hedefi hangisi olmalıdır? Genelde ise millet bunca yıllık tecrübesiyle hangi şıkkı tercih etmesi gerekir?
Bu soruyu BTP Lideri Hüseyin Baş'ın, "Biz, koltuğa hayrını görmek için değil hakkını vermek için talibiz" çıkışından aldım.
Şimdi soralım! İstanbul'a 117 gökdelen dikip, "ihanet ettik" itirafını yapıp, ardından da ekmek büfesinin şehrin silüetini bozuyor diye kaldırmak isteyenleri halkımız görmüyor mu?
Dün bodrum katlardan din-iman diyenlerin bugün rezidansların en tepelerinde olmasının hikmeti neden sual olunmuyor?
Babalar meydanlarda din, iman, ümmet derken evlatların, Güney Asya ülkelerindeki kumar görüntülerini, İsrail ile ticaretlerini, bilmem ne adalarındaki şirketlerini, Ukrayna seyahatlerini, ABD'deki maddi özgürlüklerini hiç mi merak etmiyorlar?
Dün yabancı erkeklerle veya kadınlarla aynı ortamda olmayı reddeden, tokalaşmayı neredeyse küfür sayan zihniyetin şimdi ekranlarda kadınsız-erkeksiz program yapmamaları, kamera önünde milyonluk doğum günü kutlamaları, düğünleri, eğlence partilerini, beş yıldızlı otellerdeki görüntüleri, binlerce liralık paltoları, elbiseleri, ayakkabıları, çantaları, milyonlarca liralık araçları, vatandaşımızın hiç mi dikkatini çekmedi?
Bu servetler, şaşalı yaşamlar o koltuklara oturduktan sonra ortaya çıktı. Demek ki, koltuğun hakkını vermek yerine hayrını görmeyi tercih etmişler. Toplum bu tercihi göremiyor mu?
Ortada kitaba, kanuna uymayanların işlerini kitabına, kanununa uydurduklarına örnek olacak on binlerce örnek var.
Harcama yapılıyor. Kayıt altına alınması lazım. Bir liralık şey bin lira gösteriliyor ve iş kitabına uyduruluyor. Yerel seçimlerde ne çirkeflikler döküldü ortaya.
Diğer taraftan devlette ve belediyelerde gözle görülen ve de hiç de inkâr edilmeyen bir aileleşme, partilileşme var. Utanmadan bu kadrolaşmayı, 'akrabaya yardım et' ayetiyle aklamaya çalışanlar da var.
Koltuk sahipleri, temsil ettiği kurumun, idarenin vs. işlerini de, ihaleleri de akrabayı taallukatına, tanıdıklarına veya kaz gelecek kişilere veriyor. Kanunlar da ona göre dizayn ediliyor.
Tabi koltuk sahiplerinin evlad ü iyalleri de bu sefadan nasibini alıyor. Aynen anne ve babaları gibi resmi itibar görüyorlar, bir dedikleri iki edilmiyor, arkadaşlarının atama yetkileri her zaman saklı duruyor.
Bugünlerde Ruhsar Pekcan konuşuluyor. Hakkındaki iddialar bugüne kadar tanık olduklarımız yanında adeta hiç sayılır.
Gazeteciler, AKP Sözcüsü Ömer Çelik'e, "Muhalefet eski bakan Ruhsar Pekcan'ın Yüce Divan'da yargılanmasını istiyor, AK Parti bu yolun açılması için bir adım atacak mı?" sorusunu soruyor.
Ömer Çelik, "Muhalefetin dediğini geçin arkadaşlar, muhalefetin dediğiyle iş yapmıyoruz" cevabını veriyorsa balık da, tuz da, sucuk da kokmuş demektir.
Koltuğun hesabı çok ağırdır
İlgilenenler için şu hadis-i şerifi hatırlatayım: "Allah'ın hadlerini (kanunî cezaları, size) yakın olan ve uzak olan herkese uygulayın. Sakın hiçbir kınayanın, kınaması sizi, Allah'ın (hükmünü uygulama) hususunda alıkoymasın!" (İbn Mace, Hudud, 3)
Devlet memuru
Zekât memuru yani devlet memuru olan İbn Lutbiyye, görevi gereği bir kabileye gider ve görevini layıkıyla yerine getirir, Medine'ye döner.
Peygamberimizin (devlet başkanının) huzuruna çıkar: "Ey Allah'ın Resulü! Şu sizin zekât mallarınız, bunlar da bana verilen hediyelerdir" der.
Hz. Peygamber (s.a.a.v) sorar: "Tuhaf şey! Sen doğru adamsan söyle bakalım, ananın babanın evinde otursaydın bu mallar sana hediye edilir miydi? Bunu bir dene bakalım!" der.
Sonra da amillerin (çalışanların) hediye almalarını kesinlikle yasaklar. (Buhârî, el-Hiyel, 15)
İslam hukukuna göre yani şeriata göre hangi ad altında olursa olsun bir şahsın kamu görevi sebebiyle bir başka şahıstan hediye alması yasaktır. Şayet bir kamu görevlisi, görevinden dolayı kendisine bir hediye verilirse bu hediyeyi de hazineye bağışlamakla mükelleftir.
Bu hediye. Ya rüşvet?
Hz. Muhammed (s.a.a.v) şöyle buyurur: "Rüşveti alana, verene ve aracı olana Allah lanet etsin. Allah'ın laneti özellikle cemiyet haklarını çiğnemek; mahkemede haklıyı mağdur etmek için rüşveti veren ve alanlar üzerine olsun. Çok iyi biliniz ki rüşveti alan da veren de Cehennemdedir."
Devlet malı
Hz. Muhammed, Huneyn savaşında ganimet malı bir deveden aldığı tüy parçasına işaret ederek: "Ey insanlar! Bu tüy de sizin devlet malınızdan bir tüydür… Ganimet malına ihanet, ehline karşı kıyamette utanç sebebidir, ateştir" demiştir.
İslam Hukuku'nda sayısız delille kamu malına riayetsizlik yasaklanmış, kamu malının zimmete geçirilmesi veya çalınması en büyük suçlardan sayılmıştır. Öyle ki herhangi bir kimsenin kamuya ait olan hayvanı zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi dahi helâl değildir.
Gelin Kitab-ı Kerime'e uyalım. Hem kendiniz, hem de milletimiz için!
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025