Devlet ve milletimiz için hayati bir davada (Kobani davası) mahkeme tam 10 yıl sonra hüküm verdi ve kararları açıkladı.
Hukuk devletiyiz ya! Hukukçulardan başka herkes konuşuyor. Haliyle bende yazıyorum. Daha önce de yazmıştım, iddianame ile verilen kararları yan yana koyduğumuzda bile olayın hukuki olmadığı ortaya çıkıyor.
Peki, ne oluyor o zaman? Yargı üzerinden politika malzemesi üretiliyor ve bu malzemeler ile insanımız ayrıştırılıyor.
Bu kararlar üzerinden HDP-DEM, kendince bir mağdurluk edebiyatı yapıyor. İmandan gelen kardeşliğimizi ve bu kardeşliğin oluşturduğu tek millet kavramını baltalamak için bilendikçe bileniyorlar.
Atatürk'ün cumhuriyetin ilk yıllarında doğu ve güneydoğuda İngiliz destekli sözde Kürt ayaklanmalarına karşı duruşunu unutan, hatırlamak istemeyen CHP ise bu kararlar hakkında adalet, özgürlük başlıkları DEM'e gölge olmakta ısrarlı.
AKP ve MHP ise milliyetçilik pozu veriyorlar. Sayın Erdoğan, '6-8 Ekim hadisesi 37 insanımızın vahşice öldürüldüğü bir terör kalkışması' dedi ve ekledi; 'Mahkeme kararıyla ilgili haddi aşan yorumları tasvip etmiyoruz.'
Bahçeli, "Terörist Demirtaş'ın ve 6-8 Ekim olaylarını azmettiren diğer bölücülerin ceza almasına hukuksuz demek, karşı gelmek, devlete ve millete en ağır hakaret olup, bunun yumuşama ortamına zarar verdiğini ileri sürmek terör seviciliği ve iki yüzlülüktür" dedi.
Durun! Hepiniz çadırdaydınız
Evet, biri hariç hepsi aynı çadırdaydı. Erdoğan, 'çözüm süreci' adıyla bir süreç başlatmış, PKK ile HDP ile masaya oturmuş, Öcalan, barış elçisi ilan edilmişti.
Öyle bir süreç ki, askere, polise 'teröristlere dokunmayın' emri verilmişti. Hapisteki KCK'lılar af edilmiş, dağdakiler için Habur'da çadır kurulmuş ve beraatları verilmişti.
AKP ve CHP, 'barış, umut, analar ağlamasın' sloganlarıyla insanımızı sürece ikna ederken HDP, BOP kapsamındaki dört ayaklı Kürdistan (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) hedefi için sokak sokak çalışma yapıyordu.
O gün Habur'daki çadıra ve çadırı kuranlara en ağır ifadelerle hitap eden Sayın Bahçeli bugün Çadırın mimarı Erdoğan'ın safında aynı ifadeleri başkaları için kullanıyor.
Suriye'de yakılan BOP ateşi artık ülkemize sıçramıştı. Planlı göç hızlanmıştı. Göç etmek istemeyenler ise katlediliyordu.
Suriye Devleti göz önünde pay ediliyordu. Bugün, 'kırımızı çizgimizdir' denilen Fırat'ın doğusuna PKK-PYD hükmediyordu.
IŞİD, Kobani'yi kuşatmış, yüz binlerce Müslüman Kürt sürgün ediliyordu ki, ABD yine bildik hamlesi ile IŞID'ı bombalamış ve geri çekilmesini sağlamış ve bu bölgeyi PKK-YPG'ye tahsis ettiğini gayri resmi de olsa ilan etmişti. (Bugün o bölgeden ülkemiz tehdit ediliyor)
Tabi olaylar ülkemize sıçramış, çözüm sürecinin sağladığı imkanları kullanan HDP, Kandil ve Barzani'lerin söylemleri ile insanlarımız sokaklara çıkarılmış, kardeş katliamları yaşanmıştı.
Erdoğan'ın başlattığı çözüm süreci acı meyvelerini tek tek veriyordu. Öyle ki, HDP tarihinde ilk kez % 10 seçim barajını geçip, TBMM'de gurup kurmuştu.
Hatta eski Bakan S. Soylu, kendini yüceltmek için verdiği terörle mücadele rakamlarında, bu süreçte 20 binden fazla insanımızın dağa çıkarıldığını açıklamıştı.
Bu gelişmelerin tamamı Erdoğan ve AKP'nin başlattığı CHP'nin tam destek verdiği 'çözüm sürecini' ile gerçeklemiştir.
Türkiye bakalım şimdi ne yapacak?
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş gazetemizde 25.112.2015 tarihli yayımlanan yazısında olayları şöyle analiz ediyordu;
"Dünyanın gözü Tunus'tan, Libya'dan, Mısır'dan, Suriye'den sonra Türkiye'ye çevrilmiş durumda. Demokrasi getireceğiz gerekçesi ile Arap Baharının mağduru ülkelerin iç işlerine karışan Türkiye bakalım şimdi ne yapacak?
Dış politikada 'sıfır komşu, sıfır dost' stratejisini seçen hükümetin bu zor günlerde yalnız kalacağı, Rus uçağının düşürülmesinin ardından, 'meselenizi Rusya ile halledin' denilmesiyle belli olmuştur.
Büyük Ortadoğu Projesi açıklandığında sınırları değişecek 22. İslam ülkesinin Türkiye olduğu ilan edilmişti. Bugün gizlenmeyen hakikatle karşı karşıyayız.
Ne hale geldik?
Güneydoğumuzun 13 ilçesinde çatışmalar yaşanıyor; devletin 8 ilçede denetimi ele geçirdiği raporları veriliyor. Diyarbakır Sur'da; Mardin Nusaybin ve Dargeçit'te; Şırnak Silopi ve Cizre'de ciddi çarpışmalar var.
Güneydoğu'da okulların karargâh yapıldığı görüntüleri ekranlarda dönüyor. Öğretmenlerin eğitim verdikleri şehirleri terk ederken oluşturduğu uzun kuyruklar hafızalarda.
GÖÇ-DER'in verdiği rakamlarda sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerden 200 bin, sadece sur ilçesinde 20 bin kişi göç etmiştir.
Bu göç dalgası size Kobani'yi hatırlatmıyor mu? IŞİD'in önünden Türkiye'ye kaçan Suriyelileri, Türkmenleri anımsatmıyor mu?
Farklı bir işgal yöntemi yaşıyoruz. Adı Arap Baharına dahil olmuş ülkeler arasına girmese de Anadolu'nun güneydoğusunda vatandaşlar çıkan olaylar nedeniyle sessizce ilçeleri terk ediyor ve buralara Peşmerge yerleşiyor.
Kısaca Güneydoğu parçalanıyor.
Arz-ı Mevud içinde yer alan Güneydoğu, Türk vatandaşlarından arındırılıyor. Bu arada Ak Parti Sözcüsü "İsrail bizim dostumuzdur" diyebiliyor.
Kısa bir süre sonra elimizden çıkan yerlerin gösterildiği haritalar önümüze konacak. Tıpkı üçe bölünmüş Irak'ın, aşiretlere ayrılmış Libya'nın ya da şu anda belki onlarca farklı gurubun pay kavgasına girdiği Suriye topraklarının yer aldığı haritalar gibi...
Kanallarda özerklik isteyenlere karşı silahlı, toplu, tüfekli bir savunmanın bilgileri an be an veriliyor. Çatışmalarda ölen teröristlerin sayısı, şehit cenazelerinin ardından ekrana yansıyor.
Ancak teröristlerin öldürülmesi çözüm değildir.
Bölgede can, mal, namus emniyetini temin edemediğiniz sürece yapılanlar bir netice vermez.
Buraların elden çıkmasına engel olamadığınız sürece yapılmaya çalışılan işler beyhudedir.
İsrail ile anlaşan Türkiye'nin, İsrail ve ABD ile beraber İslam ülkelerine karşı hareket ettiğini uzun yıllardır ifade ediyoruz.
Hatta İsrail'e 'One Minute' çıkışında bulunan Erdoğan'ın hocası Erbakan'ın da zahirde İsrail karşıtı görünmesine rağmen bu ülke ile yaptığı ve ortaya çıkmasından sonra yalanlanmayan on maddelik gizli bir anlaşması olduğunu ısrarla vurguluyoruz.
Her ne kadar denilenlerle niyetlerin farklı olduğu gerçeğiyle sık sık karşılaşıyorsak da, biz gönül olarak parçalanmanın önüne geçecek devlet iradesinin devreye girmesini bekliyoruz."
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025