"Ülke ekonomilerinin birbirine bağımlı hale geldiği küreselleşmenin hız kazandığı bir çağda kendi kendine yeterlilik de ne oluyormuş? " demeyiniz. Ekonomide aslolan kendi kendine yeterliliktir. Her kendi kendine yetmezlik, daha doğrusu başkalarına bağımlılık'da aynı değildir. İsteğe ve kâra dayalı bağımlılık ile zorunlu bağımlılık çok farklıdır. Evet, bazı ülkeler, bazı ürünlerde, daha kârlı, olduğu için başka ülkelere bağımlıdırlar. Ama zorlandıklarında aynı ürünleri üretme imkânını hiç bir zaman ellerinden çıkarmazlar. Zorunlu bağımlılık ise böyle değildir. Özellikle tarım ürünleri yönünden başka bir ülkeye bağımlı olmak, esir olmakla eşanlamlıdır.
TZOB Genel Başkanı Tahir Yücel, bu gerçeği şöyle dile getirir; "Kendini besleyecek gıda ürününü kaybettiğinde (ben seninle ilişkimi kesiyorum) diyemezsin. Aç isen yardım isteyeceksin (Bana ver) diyeceksin. Türkiye, tarımdan vazgeçtiği anda ne bağımsızlığı, ne de parlemontosu kalır. Belki şeklen parlemonto olur ama ne egemenliği, ne bağımsızlığı kalır". Prof.Dr.Haydar Baş, yıllar önce aynı gerçekleri dile getirmiş, geliştirdiği milli ekonomi modelinde tarım sektörünü stratejik sektör olarak nitelendirmiştir. Bu tesbit çok önemlidir. Milli gelirinin çoğunu sanayi ürünleri oluşturan ülkeler bile, stratejik olduğu için tarımı terk etmiyor. Tarımda yeni teknikler kullanmanın ve verimliliği arttırmanın yollarını arıyor. Dünyanın hali bu. Ya Türkiye'nin hali ? Onu hiç sormayın. Türkiye'nin haline bakınca insanın içi kararıyor.
Türkiye, tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri iken, bugün, başkalarının stoklarını tüketmeye mecbur bırakılmıştır. Başkalarının stokları diyoruz, zira başka ülkelerin hepsinde ihtiyaçlarından fazla stoklar mevcuttur. Türkiye, Afrika ülkeleri gibi, gıda bakımından başkalarına muhtaç bırakılırken, başkaları neden stoklar oluşturuyor? Bu soruyu kime soralım? Politikacılarımıza mı? İthal kurtarıcıya (!) mı? Amerikalı ekonomistler sadece tehlikeli dönemler için değil, fiyat dalgalanmalarını önlemek için de, yiyecek stokları oluşturmanın şart olduğunu söylerler. Ömrü Amerika'da geçmiş ithal kurtarıcı (!), acaba bunu hiç duymadı mı?
Amerika sadece yiyecek konusunda stok oluşturmuyor. Stratejik gördüğü her ürünü stokluyor. Eskiden bu stoklar beş yıllık bir savaşa katlanabilecek yeterlilikte idi. Daha sonraki yıllarda bu miktar üç yıla indirildi. 1970'lerin başında Nixon yönetimi, ekonomik baskılar sonucu bu stokları eriterek bir yıla indirdi. Şimdi soruyoruz: "Türkiyenin stokları kaç yıllıktır.?" Bu soruya verilecek cevap, insanı dehşete düşürüyor ve ister istemez insana, "böyle yönetim düşman başına" söyletiyor.
Savaş kıtlık ve tabii afetlerin olması, her zaman ihtimal dahilindedir. Onun için devletler bu durumları düşünerek kendi kendine yetecek şekilde tedbirler alırlar, icap ettiği zaman kendi kendine yeterli olmak, milli ekonominin temel hedefidir. Başka bir deyişle bu, ekonomik bağımsızlığın asgari şartıdır. Prof.Dr.Haydar Baş, bu gerçeği şöyle ifade eder: "Ekonomik bağımsızlıktan kasıt, Türkiye'nin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasıdır". Gerektiğinde kendi kendine yeterlilik veya ekonomik bağımsızlık, İzmir'de toplanan 1. İktisat Kongresinde İttifakla tesbit ve kabul edilen "Misak-ı İktisad Esasların dördüncü maddesinde şu şekilde yer almıştı: " Türkiye halkı sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendisi üretir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçınır. Milli üretimi temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiarıdır".
Türkiye geçmişte olduğu gibi, bugün de, kendi kendine yeterli bir ekonomiyi kuracak kaynaklara sahiptir. Yeter ki, işbaşında kendi kendine yeterli yöneticiler olsun.
TZOB Genel Başkanı Tahir Yücel, bu gerçeği şöyle dile getirir; "Kendini besleyecek gıda ürününü kaybettiğinde (ben seninle ilişkimi kesiyorum) diyemezsin. Aç isen yardım isteyeceksin (Bana ver) diyeceksin. Türkiye, tarımdan vazgeçtiği anda ne bağımsızlığı, ne de parlemontosu kalır. Belki şeklen parlemonto olur ama ne egemenliği, ne bağımsızlığı kalır". Prof.Dr.Haydar Baş, yıllar önce aynı gerçekleri dile getirmiş, geliştirdiği milli ekonomi modelinde tarım sektörünü stratejik sektör olarak nitelendirmiştir. Bu tesbit çok önemlidir. Milli gelirinin çoğunu sanayi ürünleri oluşturan ülkeler bile, stratejik olduğu için tarımı terk etmiyor. Tarımda yeni teknikler kullanmanın ve verimliliği arttırmanın yollarını arıyor. Dünyanın hali bu. Ya Türkiye'nin hali ? Onu hiç sormayın. Türkiye'nin haline bakınca insanın içi kararıyor.
Türkiye, tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri iken, bugün, başkalarının stoklarını tüketmeye mecbur bırakılmıştır. Başkalarının stokları diyoruz, zira başka ülkelerin hepsinde ihtiyaçlarından fazla stoklar mevcuttur. Türkiye, Afrika ülkeleri gibi, gıda bakımından başkalarına muhtaç bırakılırken, başkaları neden stoklar oluşturuyor? Bu soruyu kime soralım? Politikacılarımıza mı? İthal kurtarıcıya (!) mı? Amerikalı ekonomistler sadece tehlikeli dönemler için değil, fiyat dalgalanmalarını önlemek için de, yiyecek stokları oluşturmanın şart olduğunu söylerler. Ömrü Amerika'da geçmiş ithal kurtarıcı (!), acaba bunu hiç duymadı mı?
Amerika sadece yiyecek konusunda stok oluşturmuyor. Stratejik gördüğü her ürünü stokluyor. Eskiden bu stoklar beş yıllık bir savaşa katlanabilecek yeterlilikte idi. Daha sonraki yıllarda bu miktar üç yıla indirildi. 1970'lerin başında Nixon yönetimi, ekonomik baskılar sonucu bu stokları eriterek bir yıla indirdi. Şimdi soruyoruz: "Türkiyenin stokları kaç yıllıktır.?" Bu soruya verilecek cevap, insanı dehşete düşürüyor ve ister istemez insana, "böyle yönetim düşman başına" söyletiyor.
Savaş kıtlık ve tabii afetlerin olması, her zaman ihtimal dahilindedir. Onun için devletler bu durumları düşünerek kendi kendine yetecek şekilde tedbirler alırlar, icap ettiği zaman kendi kendine yeterli olmak, milli ekonominin temel hedefidir. Başka bir deyişle bu, ekonomik bağımsızlığın asgari şartıdır. Prof.Dr.Haydar Baş, bu gerçeği şöyle ifade eder: "Ekonomik bağımsızlıktan kasıt, Türkiye'nin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasıdır". Gerektiğinde kendi kendine yeterlilik veya ekonomik bağımsızlık, İzmir'de toplanan 1. İktisat Kongresinde İttifakla tesbit ve kabul edilen "Misak-ı İktisad Esasların dördüncü maddesinde şu şekilde yer almıştı: " Türkiye halkı sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendisi üretir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçınır. Milli üretimi temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiarıdır".
Türkiye geçmişte olduğu gibi, bugün de, kendi kendine yeterli bir ekonomiyi kuracak kaynaklara sahiptir. Yeter ki, işbaşında kendi kendine yeterli yöneticiler olsun.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018