Psikolojik savaş bombardımanı altındayız. Bu savaşta, birçok insanımız bedenen değil, ruhen öldürülüyor. Ne yazık ki, silâhlı savaşta olduğu gibi, ölenler şehit olmuyor, kurban gidiyorlar. Daha da kötüsü, bu kurbanlar, gönüllü olarak düşman saflarında yer alıyorlar. Esasen psikolojik savaşın amacı da budur. Yani düşman milletin davranış, düşünce ve duygularını kontrol altına almak, değiştirmek ve yönlendirmek. Bir başka deyişle, hedef seçilen milleti kendi değerlerine düşman etmek. Bu hastalığa yakalananlar, maddeten kendi milletinin içerisinde olsalar bile, manen düşman saflarındadırlar. Hatta asıl düşmandan daha tehlikeli ve zararlıdırlar.Psikolojik savaşta esas olan düşman seçilen milletin işin farkına varmamasıdır. Bunu fark ettirmemek için , bazen düşmanı överler, yere göğe sığdıramazlar. "Sen aslansın, kaplansın" derler. Dahası, seçtikleri yerli işbirlikçileri millete kahraman olarak tanıtır ve bütün işleri onların vasıtasıyla görürler. "İyi de yerli işbirlikçileri, psikolojik savaşta yenik düşenleri nasıl tanıyacağız?" diye sorabilirsiniz. En basit ölçü şudur: Birisi milletimizi, başka milletlerin gücüyle korkutuyorsa, onu yılgınlığa, umutsuzluğa, çaresizliğe itiyorsa, anlayın ki, o bilerek veya bilmeyerek düşmanın askeri olmuştur.Biliyorum, "medyamız, bu tarif ettiğiniz şahıslarla dolu" diyeceksiniz. Evet öyle. Zaten psikolojik savaş, medya üzerinden yapılmaktadır. Medya silahıyla toplumların nasıl uyuşturulduğunu ve uyutulduğunu, nasıl beyinlerin yıkandığını Noam Chomsky, Körfez Savaşı'nı örnek göstererek şöyle anlatır: " Zavallı bir kuşun petrole bulanmış çaresiz görüntüsü karşısında dehşete kapılıp, lânetler yağdıracak kadar hassas olduğumuz günlerde, nasıl oldu da Irak'ta. Çoğu kadın ve çocuk yüz bine yakın insanın gökyüzünden yağan bombalar altında ölümünü odalarımızda havai fişek gösterileri seyreder gibi izledik? Ne oldu da, ölüm gibi sahici bir hadise, medya şölenine, gösteriye dönüştü? Ne oldu da b iz, ölümü tepkisiz, şaşkın belki biraz da zevkle hale geldik? ". Sonradan öğrendik ki, toplumları büyüleyen petrole bulanmış kuş, 10 yıl önce Fransa'da meydana gelmiş bir kazadan çekilmiş bir fotoğraftı. İşte bu fotoğraf, dünya medyasında Körfez Savaşı'na aitmiş gibi gösterildi ve savaşın simgesi haline getirildi.Bu oyunların daha katmerlisi, daha âlâsı, Afganistan ve Irak işgalinde oynandı ve halen de oynanmaktadır. Çeşitli ülkelerde patlak veren terör olayları da bu oyunun bir parçasıdır. Önce psikolojik savaşla beyinler, ardından da ülkeler işgal ediliyor. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, 12 Haziran 2005 tarihli Akşam Gazetesi'nde kendisiyle yapılan bir mülâkatta, söz konusu işgal faaliyetlerini şöyle anlatır: " Bir ülke iki yöntemle ele geçirilir. Biri 'yumuşak güç', diğeri 'kaba kuvvet' yöntemi. Yakın zamanda gördüğümüz harpler, işgaller kaba kuvvet yönteminin örnekleridir. Türkiye'de ise uzun yıllardır yumuşak güç yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemde, işgal edilecek ülkeye dost gibi yaklaşılır. Hatta yardım edileceği intibaı uyandırılır. Bunun için o ülkede işgalci ülke işbirlikçi kadrolarını kurar. O ülkenin kaynaklarını ve kişilerini ele geçirerek hiç fark ettirmeden, ufak ufak adımlarla 50 senede işi bitirilebilir... Yumuşak güçle ele geçirme yöntemi, diğerinden daha etkilidir. Çünkü kaba kuvvetle işgal yolunu seçen ülkenin başı derde giriyor, askerleri ölüyor, büyük çapta mali kaynakları heba ediliyor. Ama yumuşak güç işgalcisinin ölen askeri, mali yıkımı olmaz. İşgal edilmekte olanın öz kaynakları, gittikçe gönüllü hale gelen vatanseverlik yerine vatansatarlığı şiar edinen öz evlâtları kullanılmaktadır".Maalesef Türkiye, psikolojik savaşın en yoğun yaşandığı ülkeler arasında. Bu savaşta, düşmanla işbirliği yapanların ve yenik düşenlerin, belli başlı sözleri, daha doğrusu sloganları vardır: "Bağımsızlık anlayışı değişti. Bu çağda devletler bağımlı, bireyler bağımsız olur. Küreselleşme kaçınılmazdır. ABD'siz siyaset, IMF'siz ekonomi olmaz. Borçlanmak şarttır. Millilik ve Atatürkçülük artık öldü" gibi. Psikolojik savaşa direnenlerin, karşı savaş verenlerin ise söylemleri, geçmişten günümüze hiç değişmedi. Onlar, tek kelimeyle "Bağımsız Türkiye" diyorlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018