İnsan hakları, insanların doğuştan sahip olduğu haklardır. Bu hakları kimse insana bir lütufmuş gibi veremez veya ondan geri alamaz. Can emniyeti, mal emniyeti namus emniyeti, din emniyeti bu temel haklardandır.
İnsanları kadın, erkek, çocuk diye ayırmaksızın insana şiddet kabul edilemez bir şeydir. Bir insanlık suçudur.
Prof Dr. Haydar Baş hocamız aynı zamanda kendi doktora tezi olan "Veda Hutbesinde İnsan Hakları" adlı eserinde bu konuyu ayrıntılı olarak ortaya koyuyor. Bu eserden, Peygamberimizin vefatından kısa süre önce irad ettiği Veda Hutbesi'nde kadın, erkek ve çocuk tüm insanların haklarının ve görevlerinin sınırlarını mükemmel bir şekilde çizdiğini öğreniyoruz.
Ne acıdır ki, peygamberimizin vefatından az bir zaman sonra hakkında
"Fatıma benden bir parçadır" buyurduğu değerli kızı büyük haksızlıklara maruz kaldı.
Hz. Fatıma, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in vefatından sonraki dönemde çok yalnız bırakıldı. Hem kendisinin hem de eşi Hz. Ali'nin hakları çiğnendi. Hz. Fatıma'nın elinden babasının kendisine sağlığında vermiş olduğu Fedek hurmalığı alındı. Açıkça gasp edildi. Öte yandan Resûlullah Hz. Ali'yi Gadr-i Hum'da açıkça kendinden sonraki imam ve halifesi olarak ilan etmiş olmasına rağmen insanlar çok farklı davrandı.
Hz. Fatıma, Peygamber mescidinde içlerinde o dönemin halifesinin de bulunduğu bir topluluğa karşı tarihi bir konuşma yapmıştır.
Hz. Fatıma, İnsanların kendilerini tehlikeye atmamak için Ehl-i Beyt'in haklarını savunmadıklarını, doğruları söylemekten çekindiklerini yüzlerine söylüyor:
"Dikkat edin! Ben sizin rahat ve konforlu hayata dört elle sarıldığınız (bu rahatınızı bozmamak adına ses çıkarmadığınızı) görüyorum. Hilafete daha layık olanı uzaklaştırdınız. Rahatınız ve keyfinizle baş başa kaldınız..." (hutbenin tamamı için Prof. Dr. Haydar Baş, Hz. Fatıma eseri, sayfa 425).
Fedek konusunda Hz. Fatıma'nın mal emniyeti açıkça çiğnendi. Malı yağmalandı. O ise Kur'an'dan ve Resûlullah'ın sünnetinden getirdiği delillerle hakkını ölene kadar her ortamda savundu. İnsanlara sitem etti.
Olaylar bu kadarla kalmadı. Hz. Fatıma'nın evi basıldı. Dayak yedi. Can güvenliği hiçe sayıldı. Karnındaki çocuğunu düşürdü. Hatta o gün kamçıyla Hz. Fatıma'nın kolunu morarttılar. (Prof. Dr Haydar Baş, Hz. Fatıma eseri, sayfa 359).
Peygamberimizin eşi Hz. Ümmü Seleme Fedek konusunda Hz. Fatıma'ya sahip çıktığı için halife tarafından ödeneği kesildi. Çeşitli baskılara maruz kaldı.
Hz. Fatıma, Peygamberin vefatından sonra fazla yaşamadı. İnsanlara kırgın ve acılı bir halde bu dünyadan ayrıldı.
Bunu takip eden yıllarda, Hz. Fatıma'nın kızı Hz. Zeynep de büyük zulümlere uğradı. Zeynep, Hz. Fatıma ve Hz. Ali'nin en küçük çocuklarıydı. Kerbela'ya giderken 50'li yaşlarının başındaydı ve ağabeyi Hz. Hüseyin'i bir an bile yalnız bırakmadı. (Kendisi Hz. Fatıma'nın Fedek hutbesini dinlediği zaman 5 veya 6 yaşındaydı hutbenin tamamını rivayet edenlerden birisidir.)
Hz. Zeynep Kerbela faciasını bizzat yaşadı. Kerbela'nın şehidi İmam Hüseyin, şahidi ise Hz. Zeynep idi.
Bir kadın düşünelim ki, altı kardeşini, beş yeğenini ve akrabalarından bir çok kişiyi bir gün içinde feci şekilde kaybetti. Her türlü hakarete, zulme uğradı. Kardeşlerinin kesik başlarıyla aylarca oradan oraya sürüldü. Aşağılandı, işkence gördü, aç susuz bırakıldı... Bu korkunç günlerde Ehl-i Beyt ailesine reislik yaptı, onları toparladı, teselli etti, yönlendirdi… Kûfe ve Şam'da o dönemin tartışmasız güçlü olan siyasi iktidarın karşısında doğruyu çekinmeden savundu.
Onun kararlı ve imanlı duruşu olmasaydı Hz. Hüseyin'in kızları cariye olarak satılacaklardı.
İmam Zeynelabidin Kerbela gününde kadınların halini şöyle anlatıyor:
"…Ne zaman halalarımı ve kız kardeşlerimi görsem gözyaşlarım boğazımda düğümleniyor, aşura günü o azgın güruh 'yakın zalimlerin evlerini' diye bağırırken bir çadırdan diğerine, bir sığınaktan ötekine koşmaları gözlerimin önüne geliyor." (Prof. Dr. Haydar Baş, Hz. Zeynep ve Hz. Masume, sayfa 187).
Kerbela'da Peygamber evlatlarının can, mal, din emniyeti acımasızca ayaklar altına alındı.
Hz. Zeynep'in Şam'da Yezit'in sarayında yaptığı konuşma herkesi derinden etkilemiştir. Hatta orada bulunanlar konuşmayı aktarırken "nefesler tutuldu, develerin boyunlarındaki çıngırakların sesi bile kesildi" demişlerdir.
Hz. Ali'nin değerli kızı, Resûlullah'a baba diyerek konuşmasına başlıyor ve Yezit'e hitaben şöyle diyor:
"…Ey Yezit! Çok geçmeyecek Peygamber evlatlarının kanını dökmek ve Ehl-i Beyt'ine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin vebalin altında peygamberin huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır..."
Kadın mı üstündür, erkek mi tartışmalarına bundan daha mükemmel bir örnek olabilir mi? Haydar Baş hocamızın ifadesiyle "Kim cesur ise, hakkın savunucu ise, takva sahibi ise üstün olan odur."
Hz. Fatıma mı üstündür yoksa o dönemde peygamberin apaçık emirlerine karşı kulaklarını tıkayanlar mı?
Hz. Zeynep mi üstündü yoksa Kerbela'da İmam Hüseyin'i haklı davasında yalnız bırakanlar mı?
Bugün insan hakları ve özelde kadın hakları konusunu bir de bu çerçeveden değerlendirmek lazım. Bu açıdan bakıldığında Ehl-i Beyt kadınları bütün bu haksızlık ve zulümler karşısında dağ gibi durdular. Teslim olmadılar, boyun eğmediler, taviz vermediler. Gelecek nesillere bir ibret ve delil oluşturdular...
Eğer İmam Hüseyin Kerbela'da gücün karşısında boyun eğmiş, hakkını savunmamış olsaydı insanlar zulme karşı direnmenin ölçüsünü asla öğrenememiş olacaklardı.
Hz. Fatıma, Hz. Zeynep duruşlarından taviz vermeyerek, asırlar boyunca kendilerinden sonra gelen kadınlara, erkeklere, yalnız Müslümanlara değil gayrimüslimlere de, tüm insanlığa örnek oldular.
Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın "Tevhidin, birliğin merkezi Ehl-i Beyt'tir" ifadesi pek çok anlam içeriyor. Kıyamete kadar bütün insanlık Ehl-i Beyt'in maddi ve manevi rehberliğine muhtaçtır.
- GADİR-İ HUM… / 01.08.2021
- İnsan hakları ve Ehl-i Beyt’in duruşu / 19.03.2021
- Papa’nın Irak ziyareti ve doğru adreste buluşmak / 09.03.2021
- Yeni Osmanlıcılık ve eski planlar / 20.03.2018
- Malthus ve sömürgecilik / 02.01.2018
- Dünya Filistin'e karşı neden tepkisiz? / 29.12.2017
- Ortadoğu üzerindeki büyük proje / 26.12.2017
- Tarımın geldiği nokta / 22.12.2017
- Ekonomi insan içindir / 21.12.2017