Politikacılar kürsüye çıkarlar, geçmişi eleştirirler. Özellikle iktidar partileri geçmiş iktidarlara ver yansın ederler. İktidar yanlılarından nasıl olsa sorgulayan, araştıran insanlar olmayacağını çok iyi bilirler..
Otururlar Atatürk dönemine, kalkarlar geçmiş iktidarlara saldırırlar. "Bak onların 15 senede yaptıklarını biz beş senede yaptık" gibi yaklaşımlarda bulunurlar. Tarih bilmeyen, Kurtuluş Savaşı koşullarını merak etmeyen insanların beyinlerini yıkamak kolay. Düşünebiliyor musunuz bir milletvekili -üstelik de tarihçi- "Kurutuluş Savaşı diye bir şey yoktur. Şehit mezarları da semboliktir" diye ahkâm kesiyor. Bu arkadaşımızın siyaset için yalan söylemesini gerçekten yadırgıyorum.
1923 yılına bakalım. Cumhuriyet'in kurulduğu yıllara, Osmanlı'dan sonraki Anadolu'ya bakalım. Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya çevirmiş dış savaşlardan yeni çıkmış bir ülkeyi anımsayalım.
Fabrikan yok. Dikiş iğnesini bile dışarıdan alıyorsun. İşçin yok, iş adamın yok, mühendisin yok. Doktorun yok, uzmanın yok, tüccarın yok, barajın yok, elektriğin yok?
Cepheden cepheye koşan gençler evlerine dönememişler. Cephelerde şehit olmuşlar.
"Burası Huş'tur
Yolu yokuştur
Giden gelmiyor
Acep ne iştir"
Ağıtı boşuna yakılmamıştır. Tarla sürmek, harman yapmak, çobanlık kadınların sırtına yüklenmiştir.
Yurttaşlık yasan yok. Çünkü Anadolu'da yaşayanlar yurttaş değil, padişahın kullarıydılar. Üniversiten yok. Ne gereği vardı okumuş insana. Padişahın fermanı her şeyi çözüyordu. Bankan yok, para alışverişi için ticaret yapılmalıydı. Bu işi nasıl olsa azınlıklar yerine getiriyordu. Banka olmayınca ithalatın, ihracatın da doğal olarak yok.
Sermayen yok. Sermayesiz ekonomi yumurtasız omlet gibidir. Bu koşullarda Mustafa Kemal, devletçiliğe yönelmeyip de ne yapacaktı Allah aşkına?
Merkez Bankası 1930'ların ürünüdür. Etibank, Sümerbank gibi kuruluşlar kurulması ülkenin çağdaşlaşmasının temel koşuludur.
10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i okuryazar değil. Kadınların okuryazar oranı binde üç civarındaydı. Anadolu'da kitaplıklar yok. Ama en kısa zamanda Okuma Seferberliği planı hayata geçirilmiştir.
Okullarda tarih kitabı yokken kısa zamanda kendi tarihimiz yazılmış. Kendi ulusumuzu tanıma ve geçmişimizi öğrenme olanağını yakalamışız. Yok olmanın çukurunda var olmanın doruğuna nasıl çıktığımızı görmezlikten gelmek bence samimi olmamaktır.
Kısa zamanda Yunanla dostluk kurulmuş. Avrupa devletlerinde saygınlık yaratılmış. Bunu başarmayı inkâr etmek dürüst olmamaktır.
2017 yılına kadar geçen süreye bakıyorum da her iktidara gelen parti ve yöneticiler, ellerinden geldikçe ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmuşlar. Bugün her şeyimiz var. Kurtuluş Savaşı'nda olmayanlarımız bugün var. Ama komşularımızla aramız yok. Ege'de adalar elimizden gitmiş. Elde edilen çağdaş kurumların altı boşaltılıyor. Kurumlar bir bir satılmış. Topraklarımız yabancılara peşkeş çekiliyor..
Ama Mustafa Kemal'e saldırılar gün geçtikçe artıyor. Heykelleri taşlanıyor, yıkılıyor?
Yazık.
Otururlar Atatürk dönemine, kalkarlar geçmiş iktidarlara saldırırlar. "Bak onların 15 senede yaptıklarını biz beş senede yaptık" gibi yaklaşımlarda bulunurlar. Tarih bilmeyen, Kurtuluş Savaşı koşullarını merak etmeyen insanların beyinlerini yıkamak kolay. Düşünebiliyor musunuz bir milletvekili -üstelik de tarihçi- "Kurutuluş Savaşı diye bir şey yoktur. Şehit mezarları da semboliktir" diye ahkâm kesiyor. Bu arkadaşımızın siyaset için yalan söylemesini gerçekten yadırgıyorum.
1923 yılına bakalım. Cumhuriyet'in kurulduğu yıllara, Osmanlı'dan sonraki Anadolu'ya bakalım. Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya çevirmiş dış savaşlardan yeni çıkmış bir ülkeyi anımsayalım.
Fabrikan yok. Dikiş iğnesini bile dışarıdan alıyorsun. İşçin yok, iş adamın yok, mühendisin yok. Doktorun yok, uzmanın yok, tüccarın yok, barajın yok, elektriğin yok?
Cepheden cepheye koşan gençler evlerine dönememişler. Cephelerde şehit olmuşlar.
"Burası Huş'tur
Yolu yokuştur
Giden gelmiyor
Acep ne iştir"
Ağıtı boşuna yakılmamıştır. Tarla sürmek, harman yapmak, çobanlık kadınların sırtına yüklenmiştir.
Yurttaşlık yasan yok. Çünkü Anadolu'da yaşayanlar yurttaş değil, padişahın kullarıydılar. Üniversiten yok. Ne gereği vardı okumuş insana. Padişahın fermanı her şeyi çözüyordu. Bankan yok, para alışverişi için ticaret yapılmalıydı. Bu işi nasıl olsa azınlıklar yerine getiriyordu. Banka olmayınca ithalatın, ihracatın da doğal olarak yok.
Sermayen yok. Sermayesiz ekonomi yumurtasız omlet gibidir. Bu koşullarda Mustafa Kemal, devletçiliğe yönelmeyip de ne yapacaktı Allah aşkına?
Merkez Bankası 1930'ların ürünüdür. Etibank, Sümerbank gibi kuruluşlar kurulması ülkenin çağdaşlaşmasının temel koşuludur.
10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i okuryazar değil. Kadınların okuryazar oranı binde üç civarındaydı. Anadolu'da kitaplıklar yok. Ama en kısa zamanda Okuma Seferberliği planı hayata geçirilmiştir.
Okullarda tarih kitabı yokken kısa zamanda kendi tarihimiz yazılmış. Kendi ulusumuzu tanıma ve geçmişimizi öğrenme olanağını yakalamışız. Yok olmanın çukurunda var olmanın doruğuna nasıl çıktığımızı görmezlikten gelmek bence samimi olmamaktır.
Kısa zamanda Yunanla dostluk kurulmuş. Avrupa devletlerinde saygınlık yaratılmış. Bunu başarmayı inkâr etmek dürüst olmamaktır.
2017 yılına kadar geçen süreye bakıyorum da her iktidara gelen parti ve yöneticiler, ellerinden geldikçe ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmuşlar. Bugün her şeyimiz var. Kurtuluş Savaşı'nda olmayanlarımız bugün var. Ama komşularımızla aramız yok. Ege'de adalar elimizden gitmiş. Elde edilen çağdaş kurumların altı boşaltılıyor. Kurumlar bir bir satılmış. Topraklarımız yabancılara peşkeş çekiliyor..
Ama Mustafa Kemal'e saldırılar gün geçtikçe artıyor. Heykelleri taşlanıyor, yıkılıyor?
Yazık.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ekrem Yazar / diğer yazıları
- Atatürk Gençlik ve Spor Bayramı / 20.05.2023
- Ulusal günümüz ve çocuklarımız / 24.04.2023
- Neden köy enstitüleri? / 19.04.2023
- Lider olmak kolay mı? / 06.04.2023
- Doğru paylaşmak / 27.03.2023
- Bir ulusun direnişi (18 Mart) / 20.03.2023
- Okullarımız / 13.03.2023
- Önemli olan sistemdir / 01.03.2023
- İnsan olmak / 20.02.2023
- Dağ başını duman aldı / 12.02.2023
- Ulusal günümüz ve çocuklarımız / 24.04.2023
- Neden köy enstitüleri? / 19.04.2023
- Lider olmak kolay mı? / 06.04.2023
- Doğru paylaşmak / 27.03.2023
- Bir ulusun direnişi (18 Mart) / 20.03.2023
- Okullarımız / 13.03.2023
- Önemli olan sistemdir / 01.03.2023
- İnsan olmak / 20.02.2023
- Dağ başını duman aldı / 12.02.2023