Ülkemiz uluslararası mahkemelerde devamlı puan kaybediyor. Açılan davalar bir bir Türkiye'nin aleyhine sonuçlanıyor.
Uluslararası mahkemelerin tarafsızlığı, adalet anlayışı, varmak istediği neticeleri şimdilik tartışmaya gerek yok. Ancak mevcut yapılanmanın çok sağlıklı olacağını iddia etmek pek mümkün görünmüyor.
Fakat üzerinde durulması gereken konu bizim ne hallere düştüğümüz ya da düşürüldüğümüzdür. Böyle devam ederse de başımıza daha nelerin geleceğidir.
Çok fazla detaya ve derinlere gitmeden, devlet tecrübesi, hukuk, ahlak, örf ve adet geleneği bizim kadar engin, güçlü ve sağlam temeller üzerine oturmuş bir başka millet yoktur.
Tarihimizin her anı ve her satırı bir insanlık şahikası, ulaşılmaz bir medeniyet harikası iken bugün çok basit sebep ve bahanelerle kendi içimizde tutarsız davranışlarımızla uluslararası mahkemelerde hesaba çekilme zilletine düşmemiz uluslararası mahkemelerden önce kendi öz eleştirimizi yapmamızın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Eğer biz devlet ve millet olarak kendi öz eleştirimizi yapmaz ve kendi gerçeklerimize, değerlerimize ve tarihi misyonumuza dönmez ve sahip çıkmaz isek batıyı ve batının niyetlerini tenkit etmekle bir yere varamayız.
Tarihçiler daha iyi bilir amma biz herhalde Osmanlıyı reddederken çok şeyimizi ve hatta kendimizi de reddettiğimizin farkına varamadık. Başta Amerika olmak üzere batı dünyası Osmanlı gerçeğini bütün yönleriyle inceleyip bir yerlere varmak isterken bizim tarihçilerimizin dahi müşterek bir tarih bilgi ve şuurundan mahrum olmaları oldukça düşündürücüdür.
Bugün maalesef tarihi gerçeklerin dışında kalan ülkemizde kişilere, partilere, gruplara, kulüplere göre hukuk, demokrasi, insan hakları anlayışı ile birbirimizi ezmeye, yemeğe çok daha devam ederiz. Bunun tabii neticesi olarak da uluslararası mahkemelerde nasıl ve niçin olduğu belli olmayan adalet arayışına devam ederiz.
İçinde bulunduğumuz ekonomik krizi, siyasi tıkanıklığı, toplumsal ve sosyal güvensizliği, bunların ardından gelecek kaçınılmaz neticeleri görmek ve gerekli tedbirleri almak için de zaman zaman da olsa bir kenara çekilip biraz kendi kendimize düşünmemiz gerekmez mi?
Hadi bunu yapamıyoruz... Bütün bu gerçeklerin ışığı altında tam bir Kuvayı Milliye ruhu ile yola çıkanları dinlemek, onlara bir kulak vermekte mi mümkün değil?
Geliniz hep beraber, bugüne kadarki, bilgilerimizi, alışkanlıklarımızı, menfaatlerimizi bir kerelik olsun bir kenara bırakıp sadece ve sadece devletin, milletin geleceği için bir araya gelelim...
Kurtuluş savaşında olduğu gibi. Yeniden Kuvayı Milliye diyelim. Hadi hayırlısı.
Uluslararası mahkemelerin tarafsızlığı, adalet anlayışı, varmak istediği neticeleri şimdilik tartışmaya gerek yok. Ancak mevcut yapılanmanın çok sağlıklı olacağını iddia etmek pek mümkün görünmüyor.
Fakat üzerinde durulması gereken konu bizim ne hallere düştüğümüz ya da düşürüldüğümüzdür. Böyle devam ederse de başımıza daha nelerin geleceğidir.
Çok fazla detaya ve derinlere gitmeden, devlet tecrübesi, hukuk, ahlak, örf ve adet geleneği bizim kadar engin, güçlü ve sağlam temeller üzerine oturmuş bir başka millet yoktur.
Tarihimizin her anı ve her satırı bir insanlık şahikası, ulaşılmaz bir medeniyet harikası iken bugün çok basit sebep ve bahanelerle kendi içimizde tutarsız davranışlarımızla uluslararası mahkemelerde hesaba çekilme zilletine düşmemiz uluslararası mahkemelerden önce kendi öz eleştirimizi yapmamızın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Eğer biz devlet ve millet olarak kendi öz eleştirimizi yapmaz ve kendi gerçeklerimize, değerlerimize ve tarihi misyonumuza dönmez ve sahip çıkmaz isek batıyı ve batının niyetlerini tenkit etmekle bir yere varamayız.
Tarihçiler daha iyi bilir amma biz herhalde Osmanlıyı reddederken çok şeyimizi ve hatta kendimizi de reddettiğimizin farkına varamadık. Başta Amerika olmak üzere batı dünyası Osmanlı gerçeğini bütün yönleriyle inceleyip bir yerlere varmak isterken bizim tarihçilerimizin dahi müşterek bir tarih bilgi ve şuurundan mahrum olmaları oldukça düşündürücüdür.
Bugün maalesef tarihi gerçeklerin dışında kalan ülkemizde kişilere, partilere, gruplara, kulüplere göre hukuk, demokrasi, insan hakları anlayışı ile birbirimizi ezmeye, yemeğe çok daha devam ederiz. Bunun tabii neticesi olarak da uluslararası mahkemelerde nasıl ve niçin olduğu belli olmayan adalet arayışına devam ederiz.
İçinde bulunduğumuz ekonomik krizi, siyasi tıkanıklığı, toplumsal ve sosyal güvensizliği, bunların ardından gelecek kaçınılmaz neticeleri görmek ve gerekli tedbirleri almak için de zaman zaman da olsa bir kenara çekilip biraz kendi kendimize düşünmemiz gerekmez mi?
Hadi bunu yapamıyoruz... Bütün bu gerçeklerin ışığı altında tam bir Kuvayı Milliye ruhu ile yola çıkanları dinlemek, onlara bir kulak vermekte mi mümkün değil?
Geliniz hep beraber, bugüne kadarki, bilgilerimizi, alışkanlıklarımızı, menfaatlerimizi bir kerelik olsun bir kenara bırakıp sadece ve sadece devletin, milletin geleceği için bir araya gelelim...
Kurtuluş savaşında olduğu gibi. Yeniden Kuvayı Milliye diyelim. Hadi hayırlısı.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Gedik / diğer yazıları
- Milli Çözüm Milli Ekonomi Modeli / 03.07.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010