Yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu iddia edilen bir toplumda, bu toplumda daha hayatlarının baharında bir çift, tek çocuklarını yakınlarına emanet ederek geçim sıkıntısından ötürü intihar ederken, yönetim katındakiler almakta oldukları ikinci, üçüncü maaşlarının izahını güya yapabilmektedirler.
Anadolu coğrafyasının zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları bir avuç mutlu azınlık tarafından paylaşıldığı ve geniş kitlelere adeta damla damla dağıtıldığı için borç batağına batanların, icra tuzağına düşenlerin ve haciz kıskacında kıvrananların haddi hesabı yoktur.
Güzel ahlakın birinci maddesi adalet iken, adaleti hayatın her alanına yaymak iken, gelir dağılımında adaleti tesis etmek iken adalet, para-pul konularının semtine bile uğramamaktadır.
Güzel ahlakın ana ilkelerinden biri de merhamettir.
Biz hem birbirimize merhamet etmiyoruz, hem cümle mahlûkata merhamette ve yardımda hep ağırdan alıyoruz hem de Yüce Yaratıcıdan rahmet bekliyoruz.
Merhamet etmeyenin merhamet göremeyeceği, merhamet bulamayacağı gerçeğini ne yazık ki hep unutuyoruz.
Merkezden muhite doğru, başkentten taşraya doğruyu şehirlerimizde, ilçelerimizde ve köylerimizde bizzat gördüklerimizi, kulağımızla duyduklarımızı, güvenilir dost ve arkadaşlarımız aracılığı ile muttali olduğumuz olumsuzlukları çoğu zaman tartacak terazi ve ölçecek ölçü birimi bulamıyoruz.
"Müslüman o kimsedir ki elinden ve dilinden diğer insanlar selamettedir" şeklindeki Nebevi ölçüyü cemiyette, caddede, sokakta, çarşıda pazarda göremediğimiz gibi yönetim katında zerresini dahi göremiyoruz.
"Kendi nefsiniz için istediğinizi başkaları için de isteğiniz, kendiniz için istemediğinizi başkaları için de istemeyiniz" şeklindeki tüm insanlığa yetecek boyuttaki evrensel ilkeyi sadece Cuma hutbelerinde ve sohbetlerinde dinliyoruz ama sosyal hayatta ve yöneticiler katında izine bile rastlamıyoruz.
Güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak hususundaki zaaflarımız günden güne artmakta ve ihmallerimiz zaman geçtikçe derinleşmektedir.
"İslam güzel ahlaktır" cümlesi ile çok veciz bir şekilde özetlendiği üzere, güzel ahlak tüm ilke ve ölçüleri ile hayatımızın neredeyse bütün alanlarından ve bütün katmanlarından çekildiği için ahlaki kuraklığı ve çoraklığı bütün boyutları ile yaşar hale geldik.
Kırsal kesimde, tarımla, hayvancılıkla uğraşan kesim için yaz mevsimi, kendi ifadeleri ile " mümkün olsa ağaçtan adam yapma" mevsimi olduğu halde, işlerin yoğunluğundan çıra ile adam arama vakti olduğu halde komşu köylerden bir cenaze haberi duyulur duyulmaz, küreği tarlada öküzü harmanda bırakır cenazeye koşar, komşusunun değil komşu köylüsünün acısına ortak olunurdu.
Gelinen noktada, yaşanan ahlaki erozyonun bir örneğine daha şahit olduk ki ülkenin dört bir yanına şehit tabutları gittiği günlerde hem de iktidar partisi, hem de yönetici kadrolar parti kongrelerini ertelemediler, hiçbir şey olmamış gibi şenliklerine devam ettiler.
Bu durum, öyle sıradan bir olay, bir-iki kınama ile geçiştirilecek bir davranış değildir ve ahlaki çürümenin boyutlarını göstermesi açısından derinlemesine incelenmesi gereken sosyal bir yaradır.
"Kimsesizlerin kimsesi olmak" iddiası ve vaadi ile koltuğa oturanlar, zaman geçtikçe hem de kendilerinin sebep oldukları acılar, kendilerinin açtıkları dertlerden ötürü feryat eden kitlelerin ah u eninlerine karşı kör ve sağır kesilmektedirler.
Herkes şu gerçeği iyi bilmeli ki; işgal ettiği makamı ve koltuğu, sahip olduğu serveti ve maddi imkânlarını insanların hayatlarını kolaylaştırmada, tıkanan yollarını açmada, yaralarını sarmada kullanmak suretiyle kulların gönüllerini almadan Yüce Yaratıcının rızasına erişmek mümkün değildir.
Her kul, sahip olduğu imkânı nispetinde Allah'ın kolu olup, yardım bekleyen kullara uzanmalıdır.
Bu hassasiyetle her birimiz öğrenme seferberliği, gönülleri fethetme seferberliği ilan ederek çevremizde güzel ahlakın yayılması için gayret edersek 'üç aylar' ikliminde yağacak olan nice rahmetlere mazhar oluruz inşaallah.
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025