Tarih boyunca insanlar, doğup büyüdükleri yerlerden göç etmek veya ettirilmek zorunda kalmışlardır. Göçlerin genellikle birinci sebebi savaş, ikincisi de geçim sıkıntısı olmuştur. Günümüzde iletişim ve ulaşımın yaygınlaşması göç olayını daha da artırmıştır. Küreselleşmeciler, bütün olayları küreselleşmenin tabii bir sonucu olarak görürken, göstermeye çalışırken, maalesef göç olayını böyle değerlendirmiyorlar. Bir taraftan sermaye ve malın serbest dolaşımını savunan küreselleşmeciler, öte taraftan insanların serbest dolaşımına, yani göçüne karşı çıkıyorlar. Dolaylı dolaysız engeller çıkarıyorlar. Bu da, küreselleşmecilerin en büyük çelişkilerinden biridir.
Gelişmeler gösteriyor ki, önümüzdeki yılların en önemli sorunu, göç ve göçmen sorunu olacaktır. Dikkat edilirse, Avrupa'da yapılan son seçimlerde, bu sorun belirleyici rol oynamıştır. Avrupa'daki partilerden bazısı göçlerin yasaklanmasını, bazısı da uyum sağlamak şartıyla göçlerin devamını vaat ederek seçmenlerden oy istemişlerdir. Görünen o ki, Avrupa'da göç ve göçmenlere karşı çıkan politikacılar, oylarını artırmışlardır. Batılıların "sağcı-faşist" dedikleri bu politikacılar, hangi ülkeden gelirse gelsin, göçmenlere ve yabancı işçilere karşı çıkıyorlar. Bu karşı çıkış, kültürel ve siyasi çatışmaları beraberinde getirme eğilimi taşıyor. Halbuki Avrupa'nın iddiası ve hedefi, ABD gibi birleşik bir devlet oluşturmaktır. AB'nin kuruluş amacı budur. Fakat bu gelişmeler, AB projesini tehdit ediyor. Kimilerini AB'nin geleceği hakkında şüphe ve endişeye düşürüyor.
Avrupa'da ağırlık kazanan yabancı düşmanlığını sadece kültürel ve siyasi açıdan değil, ahlâki açıdan da sorgulamak gerekir. İhtiyaç duyduğunda yabancılara kapılarını ardına kadar açmanın, ihtiyaç bitince kapı dışarı atmanın, ahlâki olduğunu herhalde hiç kimse söyleyemez. Bugün, yapılmak istenen işte budur. Ne büyük bir haksızlık ve vefasızlık değil mi? Bunu yapmak isteyenler de çok iyi biliyor ki, AB ve ABD ekonomik kalkınmasını göçmenlere ve yabancı işçilere borçludur. Dahası, bu ülkelerin göçmenlere ihtiyacı bitmiş de değil. Avrupa'da doğurganlık oranı çok düşük. Çalışan nüfus azalıyor. Yapılan bir araştırma Avrupa'nın her yıl 1.4 milyon çalışan göçmene ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
Eskiden kas gücüne sahip işçileri talep eden bu ülkeler, şimdi yetişmiş insan, yani beyin gücü peşinde koşuyorlar. "Beyin göçü" denilen bu olayın üzerinde ayrıca durmak gerekir. Bir ülkenin en büyük sermayesi olan yetişmiş insan gücü, cazip tekliflerle elinden alınıyor. Ne yazık ki, Türkiye'de, bu ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, iyi eğitim almış 100 kişiden 60'ını bu yolla kaybediyor. Aslında kaybeden göç veren, kazanan göç alan ülkelerdir. Hal böyle iken, neden göçmenlere karşı çıkılıyor? Bu, ekonomik sebeplerle izah edilemez. İşte bu durum, göçmen alan ülkeleri derin derin düşündürmektedir. AB, ABD'ye göre daha sıkıntılı. Çünkü Avrupa çok dinli, çok dilli ve çok ırklı toplum yapısına alışık değildir. ABD, AB'den biraz daha şanslı, olmasına rağmen, onun da kendine has sorunları vardır.
İşin bir başka yönü de şu: Göçmenlerin büyük bir kısmı, kendi isteği ile göç etmemişlerdir. Zorla, zincirlere vurularak yerlerinden yurtlarından alınmışlardır. Özellikle zencilerin Amerika'ya göçü bu şekilde olmuştur. Zencileri Amerika'ya getiren İspanyollar ve Portekizliler, onları hayvan gibi pazarlarda satmışlardır. Malcom X, zencilere yaptığı bir konuşmada bu durumu şöyle anlatır: "Sizler buraya kendi isteğinizle gelmediniz. Esir gemisi ile geldiniz. Hem de nasıl biliyor musunuz? Zincirlere vurularak. Atlar gibi. Hem de eşkiyalar, çapulcular tarafından değil. Hıristiyan haclar tarafından. Amerika'nın 'kurucu baba' dediği hacılar tarafından ". Göçmenlerin, işte böyle acı ve insanlık dışı bir tarihi vardır. Bugün, ataları adına onlardan özür dilemesi gerekenler, ataları gibi davranmaya kalkarlarsa, tarihi öfkeyi ve kini depreştirmiş olurlar. Böyle bir çatışmanın yalnız göçmenlere zarar vereceğini düşünenler, yanılıyorlar. Çatışma bütün dünyayı etkiler. Bunun önlenmesi için neyi, nasıl yapmalı, sorusunu sorup cevabını aradığımızda, iftiharla ifade edelim ki, yolumuz yine Osmanlı'ya çıkıyor. Osmanlı örnek alınmadıkça, göç ve göçmen olayını insanlığın yararına çözmek mümkün olmayacaktır.
Gelişmeler gösteriyor ki, önümüzdeki yılların en önemli sorunu, göç ve göçmen sorunu olacaktır. Dikkat edilirse, Avrupa'da yapılan son seçimlerde, bu sorun belirleyici rol oynamıştır. Avrupa'daki partilerden bazısı göçlerin yasaklanmasını, bazısı da uyum sağlamak şartıyla göçlerin devamını vaat ederek seçmenlerden oy istemişlerdir. Görünen o ki, Avrupa'da göç ve göçmenlere karşı çıkan politikacılar, oylarını artırmışlardır. Batılıların "sağcı-faşist" dedikleri bu politikacılar, hangi ülkeden gelirse gelsin, göçmenlere ve yabancı işçilere karşı çıkıyorlar. Bu karşı çıkış, kültürel ve siyasi çatışmaları beraberinde getirme eğilimi taşıyor. Halbuki Avrupa'nın iddiası ve hedefi, ABD gibi birleşik bir devlet oluşturmaktır. AB'nin kuruluş amacı budur. Fakat bu gelişmeler, AB projesini tehdit ediyor. Kimilerini AB'nin geleceği hakkında şüphe ve endişeye düşürüyor.
Avrupa'da ağırlık kazanan yabancı düşmanlığını sadece kültürel ve siyasi açıdan değil, ahlâki açıdan da sorgulamak gerekir. İhtiyaç duyduğunda yabancılara kapılarını ardına kadar açmanın, ihtiyaç bitince kapı dışarı atmanın, ahlâki olduğunu herhalde hiç kimse söyleyemez. Bugün, yapılmak istenen işte budur. Ne büyük bir haksızlık ve vefasızlık değil mi? Bunu yapmak isteyenler de çok iyi biliyor ki, AB ve ABD ekonomik kalkınmasını göçmenlere ve yabancı işçilere borçludur. Dahası, bu ülkelerin göçmenlere ihtiyacı bitmiş de değil. Avrupa'da doğurganlık oranı çok düşük. Çalışan nüfus azalıyor. Yapılan bir araştırma Avrupa'nın her yıl 1.4 milyon çalışan göçmene ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor.
Eskiden kas gücüne sahip işçileri talep eden bu ülkeler, şimdi yetişmiş insan, yani beyin gücü peşinde koşuyorlar. "Beyin göçü" denilen bu olayın üzerinde ayrıca durmak gerekir. Bir ülkenin en büyük sermayesi olan yetişmiş insan gücü, cazip tekliflerle elinden alınıyor. Ne yazık ki, Türkiye'de, bu ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye, iyi eğitim almış 100 kişiden 60'ını bu yolla kaybediyor. Aslında kaybeden göç veren, kazanan göç alan ülkelerdir. Hal böyle iken, neden göçmenlere karşı çıkılıyor? Bu, ekonomik sebeplerle izah edilemez. İşte bu durum, göçmen alan ülkeleri derin derin düşündürmektedir. AB, ABD'ye göre daha sıkıntılı. Çünkü Avrupa çok dinli, çok dilli ve çok ırklı toplum yapısına alışık değildir. ABD, AB'den biraz daha şanslı, olmasına rağmen, onun da kendine has sorunları vardır.
İşin bir başka yönü de şu: Göçmenlerin büyük bir kısmı, kendi isteği ile göç etmemişlerdir. Zorla, zincirlere vurularak yerlerinden yurtlarından alınmışlardır. Özellikle zencilerin Amerika'ya göçü bu şekilde olmuştur. Zencileri Amerika'ya getiren İspanyollar ve Portekizliler, onları hayvan gibi pazarlarda satmışlardır. Malcom X, zencilere yaptığı bir konuşmada bu durumu şöyle anlatır: "Sizler buraya kendi isteğinizle gelmediniz. Esir gemisi ile geldiniz. Hem de nasıl biliyor musunuz? Zincirlere vurularak. Atlar gibi. Hem de eşkiyalar, çapulcular tarafından değil. Hıristiyan haclar tarafından. Amerika'nın 'kurucu baba' dediği hacılar tarafından ". Göçmenlerin, işte böyle acı ve insanlık dışı bir tarihi vardır. Bugün, ataları adına onlardan özür dilemesi gerekenler, ataları gibi davranmaya kalkarlarsa, tarihi öfkeyi ve kini depreştirmiş olurlar. Böyle bir çatışmanın yalnız göçmenlere zarar vereceğini düşünenler, yanılıyorlar. Çatışma bütün dünyayı etkiler. Bunun önlenmesi için neyi, nasıl yapmalı, sorusunu sorup cevabını aradığımızda, iftiharla ifade edelim ki, yolumuz yine Osmanlı'ya çıkıyor. Osmanlı örnek alınmadıkça, göç ve göçmen olayını insanlığın yararına çözmek mümkün olmayacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018