Yaklaşık 6 yıl süren Ergenekon davasının kararları Ramazan Bayramı (8 Ağustos) arifesin de, 5 Ağustos'ta verildi? Böyle hayati bir davanın karaları, neden Ramazan ayına ve bayram öncesine denk getirildi, pek konuşulmadı, hatta önemsenmedi. Bence bu denk getirme bilinçli yapılmıştı. Ramazan ayı maneviyatın doruğa çıktığı bir aydır. İnsanlar bu ayda genelde nefislerini sorgular. Pek sağla solla ilgilenmezler. Hele bayram yaklaşınca, günler öncesinden yerler ayrılır, planlar yapılır. Bu bayramda öyle oldu. 15 milyon kişi yollara çıktı. 7,5 milyar dolar harcamışız bayram tatilinde. Haliyle bu hali-ruhiyete bürünen milletimiz, Ergenekon kararlarını da, haber olarak izledi ve unutuldu, gitti. İşte kararları bayram öncesine getirmenin kerameti bu olsa gerek (!).Ama Silivri'ye birçok insan gitti, kavga, dövüş oldu. Tarlalar yandı. Oruç bozmayan biber gazı kullanıldı vs. diyenlerde olabilir?Maalesef millet olarak bizler, ne hak aramasını, ne hak sorgulamasını, ne de tepki göstermesini bilmiyoruz, beceremiyoruz. Takılıyoruz birilerinin peşine, ya kısmet?Bu dava ve açıklanacak kararlar belliydi ve bekleniyordu. Beklenen kararlar açıklandı. Ne oldu? Birileri, halkı isyana çağırdı. Direnişe çağırdı. Devrime çağırdı. Halbusaki her isyanın sonucu kardeş katliamıdır. Bu gerçeği yüz yıllardır yaşıyoruz. Gönül ve akıl olmayan, sadece sloganla yapılan her direnişin sonu hezimettir. Bu gerçeği de yaşadık, yaşıyoruz. Devrim kelimesi ise bu millete terstir. Devrim denince milletimizin en az yüzde doksanının aklına kominizim, Kominizim denince de, dinsizlik gelir. Böyle bir hareketin başarı olması zaten mümkün değildir. En önemlisi ise ülkemizde bilinçsiz ortaya çıkan tepkiler, sosyal olarak milletimizi ayrıştıracaktır. Siyasi olarak iktidarı güçlendirecektir. Ortaya çıkacak kaos ve benzeri durumlar ise Amerika'yı, haliyle BOP sahiplerini ve Büyük İsrail sevdasında olanları sevindirecektir. Onun için akıl ve gönül olmadan ne hak aranır, ne de adalet sağlanır. Ne olmuştu 5 Ağustos'ta? Kısaca derim ki; Türkiye bir nostalji daha yaşamıştı. 27 Mayıs 1960'şın nostaljisi. 27 Mayıs 1960'ta Menderes ve iki bakanı yargılanmış, idamlarına hükmedilmişti. O zaman yapılan yorumlarda da; mahkemeler bağımsızdı ve hukuk kararını vermişti. Ama aradan kaç yıl geçti, bu kararların hukuki olduğuna kimse inanmadı. Şimdi de aynı söylemleri işitiyoruz; Mahkemeler tarafsızdır ve hukuk kararını vermiştir. Aradaki fark; Bu yargılamalar, 10 yıllık Demokrat parti iktidarını deviren darbeci yönetim iktidarında yapılıyordu. Şimdi ise 11 yıllık AKP iktidarı döneminde. Bir diğer fark ise o zaman idam vardı ve 3 kişi idam edildi. Şimdi idam yok. 17 müebbet var. Ya idam olsaydı?Bayram arifesinde açıklanan bu kararları Hükümet, mahkemenin verdiği kararı beğensek de, beğenmesek de uymak zorundayız, diye değerlendirdi. Muhalefet ise (laf ile) astı, kesti, tanımadığını açıkladı vs. Sonuç Fısss?Çünkü muhalefet, kendini aklamış değil. Bakın! Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü. Meclis komisyonu bile kuruldu. Sonuç; fısss? Yine seçim öncesi Baykal ve MHP vekillerinin kasetleri ortaya atıldı. Kim, niçin attı? Sonuç; yine fısss?Özal zehirlendi mi? Aylarca gündem oldu. Birkaç kez mezarı açıldı. Soruşturma başlatıldı. Sonuç; Fısss? Şimdi bu kararları tanımıyormuşsun? Kime ne! Dedik ya! Bu davanın açılışı, işleyişi ve beklenen sonuç çok öncesinden biliniyordu. Medyada da aynı komedi yaşandı. Kanallar yorumcularla doldu. Yandaş medyadaki yorumcular, demokrasi ve hukuka dem vururken, gözlerinin içi parlıyordu. Ortak söylem; Adalet, mülkün temelidir.İyi de satılmayan mülk kaldı mı ki, adalet temellik yapsın? Kararlara itiraz edenler ise öfkeli bir şekilde, son on yılın en güncel söylemini tekrarlıyordular; Hukuk bitti, mahkemeler tarafsızlığını yitirdi vs? Yukarıda da dediğim gibi bir kısım guruplar ve bazı zihniyetler ise hala akıllanmamış olacak ki, hükümete karşı halk ayaklanmasından, isyandan bahsediyorlar. Bu söylemler her zaman iktidara "artı" puan kazandıran söylemlerdir. Artı bu söylemler, Türkiye'ye bir başka acı nostalji yaşatır. 1980 kardeş kavga ve katliamından bahsediyorum.Dış basının ortak değerlendirmesi ise "Erdoğan'ın laik ve militarist rakipleriyle hesaplaşması?" şeklindeydi. Bu kararlar sonrası kafama tıkılan soru ise "Devlet mi büyük, hükümet mi?" "Hükümet koltuğunun güvenliği mi önde gelir, yoksa devletin ve milletin birlik bütünlüğü mü?"Normal şartlarda cevap, her ikisininde, olacaktır. Ama şartlarımız normal değil. Çünkü devletin ve milletin varlığına kastettikleri, kan ile ispatlı terör örgütü, lideri, siyasi ve sosyal uzantılarına mahkemeler, hukukun merhamet (!) sıfatıyla yaklaşırken, bu terör örgütü ile el sıkışan iktidara, hukuk ve anayasa maddelerini hatırlatmadılar?Diğer taraftan ise hukukun uygulayıcısı mahkemeler, eylemini tespit edemediği bir terör örgütünün varlığını kabul etti. Birçok askerin, bu örgüte üyeliğini tescilledi. Gerçekleşmemiş iddia olan delillerle müebbetlerine karar verdi. Sizce normal mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025