1571 yılındaki İnebahtı savaşında Osmanlı donanması neredeyse yok edildi. Fakat Sokullu Mehmet Paşa daha güçlü bir donanma inşa ettirerek Osmanlının deniz gücünün yeniden ayağı kaldırdı.
Dünya hızlı bir değişim sürecine girmişti. Batı her alanda atılımlar yapıp, güçlenirken Saray yönetimi bu değişime ayak uyduramadı.
Haliyle 'duraklama' döneminin ardından 'gerileme' dönemi başladı. Yüz yıllarca Haçlı'ya karşı her savaşı kazanan Osmanlı artık kaybediyordu. Bu kayıpların bedeli ise vatandaşa çıkıyordu.
Yüz yıllarca batıya ayar veren Osmanlı gerileme döneminde tam bir batı hayranı olmuştu. İşin ilginci bu hayranlık, batının sanayi ve teknolojisi hamleleri yerine safahat ve şatafatına yönelikti.
Osmanlı hem sahada hem masada kaybediyordu. Savaş meydanlarındaki kayıplar ekonomiyi de çökertmişti. Bu çöküş Osmanlıyı daha da batının esaretine sokmuştu.
Ordusu zayıflamış, ekonomisi batmış Osmanlının o dönemlerdeki padişahlarından Sultan Abdülaziz, Birleşik Krallık'a ziyarete girmişti. Bu ziyarette kendisine ,Kraliyet Donanması (İngiliz donanması) gösterilmiş o da, hayran kalmıştı.
Sultan Abdülaziz geri dönünce hemen yeni bir donanma kurma hazırlıklarına girişir. Nasıl? Dışarıdan sipariş ile. Borç üstüne borç koyarak.
Sultan Abdülaziz borçlanarak da olsa 30'u zırhlı, 70'i ahşap olmak üzere toplam 106 gemi ile dünyanın en büyük 3. donanması kurdu.
Abdülaziz'den sonra tahta II. Abdülhamit'e çıktı. 33 yıllık saltanatı döneminde ve böylesi güçlü bir donanması olan Osmanlı girdiği her savaşı kaybetti. 2. Abdülhamit döneminde 1 buçuk milyon kilometreden fazla toprak kaybedildi.
Bu mağlubiyetlerin sebeplerinden birisi de 2. Abdülhamit'in o büyük donanmayı, Haliç'te çürümeye terk etmesiydi.
Basit bir soru; Her tarafı kuşatılmış ve en büyük darbeleri denizden alan bir devletin başı neden donanmasını başkentin, Saray'ın karşısına demirletir? İlk akla gelen cevap içerden ve dışardan tahtına yönelebilecek tehditleri bertaraf edip, tahtını korumak içindir.
2. Abdülhamit döneminde Bahriye Nazırlığı yapan Hasan Rami Paşa da hatıratında Abdülhamit döneminde donanmanın nasıl çürütüldüğünü şöyle anlatıyor:
"Tersane tesislerinin hiçbiri işlemiyordu. Bahriyece mühim olan havuz kapakları da haraptı, torpido istimbotları kıçtankaraya bağlanmıştı, alt tarafları pas tutmuştu, çürüyorlardı, bitiyorlardı.
Kasımpaşa kahvehanelerinde esnemekle vakit geçiren biçare bahriyelilere daima tesadüf olunurdu. Askerler silah kullanmanın en basit kaidelerini dahi bilmiyorlardı…
Bahriye Nezareti'ni borca boğulmuş buldum; ne para veriliyordu ne de itibar kalmıştı; ayrılan bütçenin ancak üçte birinin verilmesi adet haline gelmişti. (…)
Nihayet gemiler çürüdü, içlerinde asker barınamayacak hale geldi. Subaylar bile kamaralara şemsiyeleri açık olarak girer çıkar oldular. Çürüklük bir raddeye vardı ki, artık bu gemilerin kalafat edilmeleri bile imkânsız hale geldi. Tamirat için yazılan yazılar hep hasıraltı ediliyordu."
Abdülhamit'ten sonra tahta Mehmet Reşat geçer. Denizden gelen tehditler devam ediyordur ve borca batmış Osmanlı, deniz gücünü arttırmaya karar verir.
1911'de İngiliz Vickers Şirketi'ne 'Reşadiye Zırhlısı' siparişi verildi. 1912'de ise aynı şirkete Sultan Osman ve Fatih zırhlıları siparişi daha verilir.
Bu zırhlıların dışında 2 adet keşif gemisi, 4 adet torpido muhrip, 2 adet denizaltı da İngilizlere verilen gemi siparişlerine eklenmiştir.
1913, 1914 ve 1915 yıllarında Fransa'dan ise 4 adet küçük kruvazör, bir adet zırhlı, 20 adet destroyer ve 6 adet denizaltı gemileri siparişi verilmiştir.
Bu siparişlerin çoğunun parası peşin ödenmiştir. 1914 yılında daha dünya savaşı başlamadan önce Reşadiye zırhlısının son taksiti de ödemiş Osmanlı hükümeti, 1,200 mürettebatı İngiltere'ye gemiyi teslim almak için göndermişti.
Ama İngiltere, Sultan Osman ve Reşadiye gemilerine el koydu. Parasını da vermedi. Bunların dışında Fransızlar tarafından 2, İngilizler tarafından 2, Ruslar tarafından 4 gemiye daha el konulmuştu.
Erdoğan dönemi
Artık dünya hükümranlığının her zamanki gibi birinci anahtarı para, ikinci anahtarı ise hava gücü.
Son 21 yıldır ülkemizi yöneten Erdoğan iktidarları bu gerçeği çok iyi bildikleri halde gerekli adımları atmadılar.
Cumhuriyetin kazanımlarını sattıkları gibi borçlanarak ekonomiyi çıkmaza soktular. Ülkemize yönelik tehditler her geçen gün artmaya başlayınca hava savunma sistemleri almak istediler.
İlk adres ABD idi. ABD vermedi. Çin ile anlaştılar, imzalar attılar. ABD izin verdiği için imzaya rağmen vazgeçtiler.
Yine ABD'nin kapısını çaldılar ama ABD yine hava savunma sistemi vermedi. Haliyle Erdoğan celallendi ve Rusya'dan 2 buçuk milyar dolar vererek S-400'leri aldı.
Haliyle ABD'de celallendi ve proje ortağı olduğumuz, 1 buçuk milyar dolar para verdiğimiz son nesil F-35 projesinden bizi çıkardılar.
Sayın Erdoğan defalarca, 'Ya uçaklarımızı verecekler ya da parayı verecekler' dedi ama ne uçakları alabildi ne de paraları.
İktidar, 'hadi F-35'leri de, paramızı da vermediniz bari F-16 verin' mantığını ortaya koydu. Onu da vermediler.
Şimdi Almanya'dan vermeyeceğini bile bile uçak satın almak istiyorlar.
C. Erdoğan, "Eurofighter konusunda Almanya verir veya vermez. Dünyada savaş uçaklarını üreten sadece Almanya mı? Birçok yerden bunların çalışmasını yaparız, temin ederiz. Şu anda insansız savaş uçakları noktasında da Türkiye önde gelen ülkelerden bir tanesi durumuna gelmiştir' diyor ama NATO üyesiyken başka ülkeden uçakta alamayız.
Kısaca AKP ile Osmanlının kaderini yaşıyoruz. Umarın sonumuz Osmanlı gibi olmaz.
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025