Esasen ekonomi demek, üretim demektir. Onun için ekonomik programların şaşmaz ve değişmez hedefi üretimi artırmak olmalıdır. Ekonomide en korkulan durum, ekonomik durgunluktur. Çünkü ekonomik durgunluk, kısır bir döngüdür. O döngüye giren ülkeler, kolay kolay ondan kurutulamazlar. Devletin müdahalesi olmadan kurtulmayı düşünmek ise, tam bir hayaldir.
Neden ille de üretim diyoruz. Çünkü, ekonomide her şey üretime dayanır. İsterseniz, üretimden başlayarak zincirleme gidelim. Üretim olmayınca gelir olmuyor. Gelir olmayınca, alım gücü olmuyor. Alım gücü olmayınca satış olmuyor. Satış olmayınca üretim olmuyor. Görüldüğü gibi ekonomide bütün yollar üretime çıkıyor. Bundan dolayı ekonomide üretimi artırmak ve teşvik etmek esastır.
İktisat tarihine baktığımız zaman, devlet müdahalesiyle ekonomik durgunluğu aşan, daha doğrusu ekonomideki kısır döngüyü kıran devlet adamlarının başında Atatürk'ü görüyoruz. Atatürk, demiryolları, bez fabrikaları ve büyük sanayi projeleriyle durgunluğu, ekonomik hareketliliğe çevirmeye muvaffak olmuş liderlerden biridir. Tarih, 1929 Büyük Ekonomik Buhran döneminde Atatürk'ten başka aynı yolu izleyen iki lider daha kaydeder. Bunlardan biri Amerikan Başkanı Roosvelt, diğeri de Hitler'dir. Roosvelt, bu durgunluğu büyük bayındırlık projeleriyle, Hitler de otobanlarla aşmıştır.
Aklı başında ekonomistler, bu üç liderin yaptığının doğruluğu konusunda hemfikirdir. Bu tarihi tecrübe önümüzde dururken, bugün biz ne yapıyoruz? Uyguladığımız ekonomik programların hedefi nedir? Üretimi artırmak mı? Hayır, tam tersi, IMF patentli istikrar programlarının tek amacı talebi kısmak, dolayısıyla üretim azaltmaktır. Daha doğrusu amaç, Türkiye'yi ekonomik durgunluğun fasit dairesine sokmaktır. Nitekim soktular da. Şimdi Türkiye, bu fasit daireyi kıracak bir el bekliyor. Ama nerede böyle bir el? Bu işi yapacak konumda olan hükümetin aldığı tedbirlere, uyguladığı tedavilere bakıyoruz. Bir de ne görelim, yapılanların hepsi, üretimi artırmak şöyle dursun, durgunluğu daha çok derinleştirici özellik taşımaktadır.
Hükümet sadece kamu yatırımlarını değil, kamu çalışanlarını da dünden unuttu. Halbuki en azından kamu çalışanlarının maaş zamlarını düşük tutma yerine artırsa, piyasada az da olsa bir canlanma olacak. O da yok. Halk, hergün biraz daha sıkılıyor. Başbakan milletimizin sağduyusuna güvenerek sosyal patlamanın olmayacağını söylüyor. Doğru, bu millet, sağduyuya sahip, vefakar, cefekar ve güvenilir bir millettir. Bunda kimsenin şüphesi bulunmamaktadır. Fakat aynı şeyi, maalesef Başbakan ve ortakları için söyleyemiyoruz. Güven karşılıklı olmalı. "Biz millete güveniyoruz" diyerek hükümet, yanlışta ısrar edemez. Milletin de hükümete güvenmesi şarttır. Milletin hükümete güvenmemesi, büyük bir tehlikenin habercisidir. Bundan dolayı milletin güvenini yitiren hükümetler, hiç vakit geçirmeden istifa ederler.
Bugünkü hükümet, güven konusunda kendisini test etmeli, ondan sonra sosyal patlamanın olup olmayacağına karar vermelidir.
Neden ille de üretim diyoruz. Çünkü, ekonomide her şey üretime dayanır. İsterseniz, üretimden başlayarak zincirleme gidelim. Üretim olmayınca gelir olmuyor. Gelir olmayınca, alım gücü olmuyor. Alım gücü olmayınca satış olmuyor. Satış olmayınca üretim olmuyor. Görüldüğü gibi ekonomide bütün yollar üretime çıkıyor. Bundan dolayı ekonomide üretimi artırmak ve teşvik etmek esastır.
İktisat tarihine baktığımız zaman, devlet müdahalesiyle ekonomik durgunluğu aşan, daha doğrusu ekonomideki kısır döngüyü kıran devlet adamlarının başında Atatürk'ü görüyoruz. Atatürk, demiryolları, bez fabrikaları ve büyük sanayi projeleriyle durgunluğu, ekonomik hareketliliğe çevirmeye muvaffak olmuş liderlerden biridir. Tarih, 1929 Büyük Ekonomik Buhran döneminde Atatürk'ten başka aynı yolu izleyen iki lider daha kaydeder. Bunlardan biri Amerikan Başkanı Roosvelt, diğeri de Hitler'dir. Roosvelt, bu durgunluğu büyük bayındırlık projeleriyle, Hitler de otobanlarla aşmıştır.
Aklı başında ekonomistler, bu üç liderin yaptığının doğruluğu konusunda hemfikirdir. Bu tarihi tecrübe önümüzde dururken, bugün biz ne yapıyoruz? Uyguladığımız ekonomik programların hedefi nedir? Üretimi artırmak mı? Hayır, tam tersi, IMF patentli istikrar programlarının tek amacı talebi kısmak, dolayısıyla üretim azaltmaktır. Daha doğrusu amaç, Türkiye'yi ekonomik durgunluğun fasit dairesine sokmaktır. Nitekim soktular da. Şimdi Türkiye, bu fasit daireyi kıracak bir el bekliyor. Ama nerede böyle bir el? Bu işi yapacak konumda olan hükümetin aldığı tedbirlere, uyguladığı tedavilere bakıyoruz. Bir de ne görelim, yapılanların hepsi, üretimi artırmak şöyle dursun, durgunluğu daha çok derinleştirici özellik taşımaktadır.
Hükümet sadece kamu yatırımlarını değil, kamu çalışanlarını da dünden unuttu. Halbuki en azından kamu çalışanlarının maaş zamlarını düşük tutma yerine artırsa, piyasada az da olsa bir canlanma olacak. O da yok. Halk, hergün biraz daha sıkılıyor. Başbakan milletimizin sağduyusuna güvenerek sosyal patlamanın olmayacağını söylüyor. Doğru, bu millet, sağduyuya sahip, vefakar, cefekar ve güvenilir bir millettir. Bunda kimsenin şüphesi bulunmamaktadır. Fakat aynı şeyi, maalesef Başbakan ve ortakları için söyleyemiyoruz. Güven karşılıklı olmalı. "Biz millete güveniyoruz" diyerek hükümet, yanlışta ısrar edemez. Milletin de hükümete güvenmesi şarttır. Milletin hükümete güvenmemesi, büyük bir tehlikenin habercisidir. Bundan dolayı milletin güvenini yitiren hükümetler, hiç vakit geçirmeden istifa ederler.
Bugünkü hükümet, güven konusunda kendisini test etmeli, ondan sonra sosyal patlamanın olup olmayacağına karar vermelidir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018