Milli olmayan ekonomi politikaları nasıl belirleniyor, nasıl yaygınlaştırılıyor? Ünlü ekonomist Adam Schaff, bu konuda şunları söylüyor: "Uluslararası şirketler, kendi yararlarına uygun düşen ekonomi politikalarını tespit ediyorlar. Sonra o doğrultuda konuşan, yazan ve tezler ileri süren ekonomistler buluyorlar. İçlerinden bir ikisine de Nobel ödülü veriyorlar. Peşinden, medya ellerinde olduğu için onu devreye koyuyor ve o kişileri bütün dünyaya tanıtıyorlar, meşhur ediyorlar".
Bundan sonrasını biz söyleyelim. Uluslararası şirketlerin, her ülkede uzantıları, işbirlikçileri vardır. Onlar da, aynı yola başvuruyor, yani yerli ekonomistlerden bazılarını yemliyorlar. Tabiiolarak, yemlenenler gemleniyor ve yanlış politikaların sözcüsü oluyorlar. "Milli ekonomi, milli anlayış" diyenlere, işbirlikçi medya ambargo uyguluyor. Onların söylediklerini, millet duymasın diye, ne gerekiyorsa yapıyorlar. Şimdilik bu süreç böyle işliyor.
Süreç böyle işliyor ama, bir taraftan da farklı rüzgarlar esiyor. Tek seçenek olarak sunulan ekonomi politikalarının, tek seçenek olmadığını uygulamalarıyla ispatlayanlar ve başarılı sonuç alanlar ortaya çıkıyor. Velhasıl, uluslararası şirketlerin sunduğu ekonomi politikalarına karşı tepkiler artıyor, ezilen ve sömürülen halklar uyanıyor, idarecilerine hesap soruyorlar. Demokratik ülkelerde bu politikaları uygulan partiler, seçim kaybediyorlar.
Bundan tedirgin olan uluslararası şirketler, Nobel ödülü verdikleri ekonomistleri harekete geçirdiler. Öyle bir taktik uyguluyorlar ki, hayret etmemek elde değil. Nobel ödüllü ekonomistleri, sömürü düzeninin kaleleri hükmünde olan kuruluşlar aleyhine konuşturuyorlar. Mesela, Dünya Bankası'nın eski baş ekonomisti Joseph Stiglitz, "Dünya Bankası ve IMF'nin lağvedilmesini" teklif ediyor. IMF'nin zararlı olduğunu şu sözlerle anlatıyor: "Arjantin, IMF programını uygulamadı ve yüzde 8 büyüdü. Rusya, Şili, bir ölçüde Brezilya, IMF programlarını uygulamıyor. Şili Devlet Başkanı'na 'IMF'yle çalışırken ekonomiyi nasıl düzelttiniz?' diye sordum. 'IMF'nin tekliflerini yapmayarak' dedi".
2004 yılının ekonomi dalında Nobel ödülüne layık görülen iki ekonomistten biri olan Edward Prescott da, "her iki kurumun dünya ekonomisine faydadan çok zarar getirdiğini öne sürüyor ve lağvedilmelerini" istiyor. Proscott , bu iki kurum hakkında şunları söylüyor: "Gerek IMF, gerekse Dünya Bankası, ekonomik siyaseti düzenleyen kurumlar olarak değil, hükümetlerin dış politikalarını yönlendiren araçlar olarak karşımıza çıkıyorlar".
Bir başka Nobel ödüllü ekonomist olan Hintli Prof. Dr. Amartya Sen de şöyle diyor: " Bugünkü sistem İkinci Dünya Savaşı ertesinde, yani dünyada henüz sömürge imparatorlukları varken kuruldu. Günümüzün sorunlarına çözüm getiremiyor. Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlarda sermaye koyan ülkelerin çok fazla yetkileri var".
Bu sözleri söyleyen Nobel ödüllü ekonomistlerin amacı nedir? Sömürü düzenini kaldırmak mı? Keşke öyle olsa. Amaç, yıpranan, itibarı kalmayan Dünya Bankası ve IMF yerine aynı işlevi, başka türlü görecek yeni kurumların fikri altyapısını hazırlamaktır. Bunun dışında bir şey düşünmek safdillik olur.
Gelin olaya Türkiye penceresinden bakalım. Düyun-u Umumiye ile IMF arasında işlevsel bakımdan bir fark var mı? Borçlu taraf ile alacaklı taraf değişti mi? İşte, aynı durum bütün dünya için de söz konusudur. Olayın özeti bu. Bundan dolayı, Dünya Bankası ve IMF'yi eleştiren Nobel ödüllü ekonomistleri, eleştirilerinde samimi bulmuyoruz. Anlaşılan o ki, uluslararası şirketler kendilerine yeni bir görev verdiler. Bu görev, sömürü sisteminin özünü korumak şartıyla, işleyişini değiştirmektir. Bir başka deyişle, "ikiz kardeşler" olarak adlandırılan Dünya Bankası ve IMF'nin işlevini sürdürecek yeni kurumları gündeme getirmektir.
Nobel ödüllü ekonomistlerin ve yandaşlarının görevi bu ise, bizim görevimiz de, 'Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmektir. Bunu çok iyi bilelim.
Bundan sonrasını biz söyleyelim. Uluslararası şirketlerin, her ülkede uzantıları, işbirlikçileri vardır. Onlar da, aynı yola başvuruyor, yani yerli ekonomistlerden bazılarını yemliyorlar. Tabiiolarak, yemlenenler gemleniyor ve yanlış politikaların sözcüsü oluyorlar. "Milli ekonomi, milli anlayış" diyenlere, işbirlikçi medya ambargo uyguluyor. Onların söylediklerini, millet duymasın diye, ne gerekiyorsa yapıyorlar. Şimdilik bu süreç böyle işliyor.
Süreç böyle işliyor ama, bir taraftan da farklı rüzgarlar esiyor. Tek seçenek olarak sunulan ekonomi politikalarının, tek seçenek olmadığını uygulamalarıyla ispatlayanlar ve başarılı sonuç alanlar ortaya çıkıyor. Velhasıl, uluslararası şirketlerin sunduğu ekonomi politikalarına karşı tepkiler artıyor, ezilen ve sömürülen halklar uyanıyor, idarecilerine hesap soruyorlar. Demokratik ülkelerde bu politikaları uygulan partiler, seçim kaybediyorlar.
Bundan tedirgin olan uluslararası şirketler, Nobel ödülü verdikleri ekonomistleri harekete geçirdiler. Öyle bir taktik uyguluyorlar ki, hayret etmemek elde değil. Nobel ödüllü ekonomistleri, sömürü düzeninin kaleleri hükmünde olan kuruluşlar aleyhine konuşturuyorlar. Mesela, Dünya Bankası'nın eski baş ekonomisti Joseph Stiglitz, "Dünya Bankası ve IMF'nin lağvedilmesini" teklif ediyor. IMF'nin zararlı olduğunu şu sözlerle anlatıyor: "Arjantin, IMF programını uygulamadı ve yüzde 8 büyüdü. Rusya, Şili, bir ölçüde Brezilya, IMF programlarını uygulamıyor. Şili Devlet Başkanı'na 'IMF'yle çalışırken ekonomiyi nasıl düzelttiniz?' diye sordum. 'IMF'nin tekliflerini yapmayarak' dedi".
2004 yılının ekonomi dalında Nobel ödülüne layık görülen iki ekonomistten biri olan Edward Prescott da, "her iki kurumun dünya ekonomisine faydadan çok zarar getirdiğini öne sürüyor ve lağvedilmelerini" istiyor. Proscott , bu iki kurum hakkında şunları söylüyor: "Gerek IMF, gerekse Dünya Bankası, ekonomik siyaseti düzenleyen kurumlar olarak değil, hükümetlerin dış politikalarını yönlendiren araçlar olarak karşımıza çıkıyorlar".
Bir başka Nobel ödüllü ekonomist olan Hintli Prof. Dr. Amartya Sen de şöyle diyor: " Bugünkü sistem İkinci Dünya Savaşı ertesinde, yani dünyada henüz sömürge imparatorlukları varken kuruldu. Günümüzün sorunlarına çözüm getiremiyor. Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlarda sermaye koyan ülkelerin çok fazla yetkileri var".
Bu sözleri söyleyen Nobel ödüllü ekonomistlerin amacı nedir? Sömürü düzenini kaldırmak mı? Keşke öyle olsa. Amaç, yıpranan, itibarı kalmayan Dünya Bankası ve IMF yerine aynı işlevi, başka türlü görecek yeni kurumların fikri altyapısını hazırlamaktır. Bunun dışında bir şey düşünmek safdillik olur.
Gelin olaya Türkiye penceresinden bakalım. Düyun-u Umumiye ile IMF arasında işlevsel bakımdan bir fark var mı? Borçlu taraf ile alacaklı taraf değişti mi? İşte, aynı durum bütün dünya için de söz konusudur. Olayın özeti bu. Bundan dolayı, Dünya Bankası ve IMF'yi eleştiren Nobel ödüllü ekonomistleri, eleştirilerinde samimi bulmuyoruz. Anlaşılan o ki, uluslararası şirketler kendilerine yeni bir görev verdiler. Bu görev, sömürü sisteminin özünü korumak şartıyla, işleyişini değiştirmektir. Bir başka deyişle, "ikiz kardeşler" olarak adlandırılan Dünya Bankası ve IMF'nin işlevini sürdürecek yeni kurumları gündeme getirmektir.
Nobel ödüllü ekonomistlerin ve yandaşlarının görevi bu ise, bizim görevimiz de, 'Milli Ekonomi Modeli'ni hayata geçirmektir. Bunu çok iyi bilelim.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018