Siyasi ve sosyal yapımızdaki yanlışlıkları, önyargıları, cepheleşmeleri, suçlamaları yaşayarak bugünlere geldik. Maalesef nereye kadar devam edeceği de belli olmadığı gibi bir ümit ışığı da belirmiyor.
Bu kendi kendine problem üretme hastalığı yetmiyormuş gibi bir kaç yıldan beri de bir yandan dövizin akıl almaz yükselişi bir yandan da ekonomik krizler siyasi ve sosyal yaralara tuz-biber ekti.
Bütün bunların temelinde yatan dışarıdan çözüm reçeteleri; dışa bağımlı kurtarıcı arayışları ve nihayetinde dışarıdan kurtarıcı transferlerindeki inat ve ısrarın devamı ise akıllara durgunluk verecek niteliktedir.
Üstüne üstlük bugüne kadar çeşitli bahane ve komplo teorileriyle suçlanan halka rağmen her türlü bunalımın ve gerilimin kaynağını oluşturan çevrelerin ihaleye fesat karıştırma ve hortumlama olaylarında da başrolü oynayanların ortaya çıkması sıradan bir ayarlamanın ve yönlendirmenin ötesinde üzerinde çok ciddi ve çok yönlü düşünülmesi gereken bir konudur.
Nitekim konunun zaman zaman MGK'da gündeme geldiğine bakılırsa meselenin vahameti, tehdit ve tehlike boyutları daha iyi anlaşılır.
Siyasilerin halkın arasına çıkamamaları babanın kendi evine gidememesi gibi bir durumdur ki bunun manası da çok açıktır. Sayın Ecevit'in Derviş'e hitaben; "artık ne yapacaksanız yapınız" demesi yangının siyaset koltuklarını yaktığını göstermektedir.
Ülkenin geleceği açısından şart ve zaruri olan siyasi, hukuki ve ekonomik bir kararla Türk maliyesini ve ekonomisini dövize endeksli olma hastalığından kurtarmak yerine sözümona güya halkı Türk Lirasına yönlendirme özentileri dışa ne kadar bağımlı ve ne kadar aciz olduğumuzu gösteriyor.
Dünkü yazımızda bir komisyondan bahisle basınımızın masaya yatırılmasına temas etmiştik. Bugün benzeri bir komisyonla milletin idaresine talip olanların ve bugüne kadar da idare edenlerin masaya yatırılmasını teklif etsek...
Ve buna da ülkemiz muvaffak olsa... Kim bilir önümüze kimlerin kirli çamaşırları çıkar.
Siyasette, ekonomide, kültürde, sağlıkta, eğitimde, tarımda ve her sahada kimler kimler için çalıştı... Kimin eli kimin cebinde dolaştı durdu... Kimin eli kimin yakasından hiç geri gelmedi. Kimin eli hep demoklesin kılıcının sapındaydı. İşte o zaman siyasetin nasıl kirletildiğini ve tıkandığını, ekonominin nasıl ve niçin dibe vurduğunu, her türlü imkana, fırsata, tabii zenginliklere, tarihi birikim ve tecrübeye rağmen iki yakamızın neden ve niçin bir araya gelmediğini, kaçıncı sınıf ülkeler arasında olduğumuzu ve her an hızla düşüş kaydettiğimizi anlamış olacağız.
Elbette böyle bir şeyi hayal bile etmek mümkün değil. Ancak bir başka gerçek var. Prof. Dr. Haydar Baş gerçeği... Eğer ilgililer ve yetkililer O'nu dinler ve takip ederlerse hayali mümkün olmayan komisyonlara gerek kalmadan gerçekleri görmek ve mutlu sona ulaşmak mümkündür.
Evet Prof. Dr. Haydar Baş; 24 Ağustos 2001 Cumartesi akşamı Kocaeli'nde idi. Ve binlerce esnaf, sanayici, işadamı ile Türkiye'nin ana meselelerini görüştü. Önce hastalığı teşhis etti. Sonra tedavi ve çözüm yollarını kısaca ortaya koydular.
Ve Kocaeli'nin çok kıymetli ve seçkin insanları ilk defa böylesine açık-seçik, net çizgileri belli bir programla tanışmış oldular.
Ve yine Prof. Dr. Haydar Baş kendisine, fikirlerine ve halkına olan sonsuz güven ile "her şeyi 24 saatte aşarız ve çözeriz" "müjdesini" üzerine basa basa tekrar ettiler.
Bu kendi kendine problem üretme hastalığı yetmiyormuş gibi bir kaç yıldan beri de bir yandan dövizin akıl almaz yükselişi bir yandan da ekonomik krizler siyasi ve sosyal yaralara tuz-biber ekti.
Bütün bunların temelinde yatan dışarıdan çözüm reçeteleri; dışa bağımlı kurtarıcı arayışları ve nihayetinde dışarıdan kurtarıcı transferlerindeki inat ve ısrarın devamı ise akıllara durgunluk verecek niteliktedir.
Üstüne üstlük bugüne kadar çeşitli bahane ve komplo teorileriyle suçlanan halka rağmen her türlü bunalımın ve gerilimin kaynağını oluşturan çevrelerin ihaleye fesat karıştırma ve hortumlama olaylarında da başrolü oynayanların ortaya çıkması sıradan bir ayarlamanın ve yönlendirmenin ötesinde üzerinde çok ciddi ve çok yönlü düşünülmesi gereken bir konudur.
Nitekim konunun zaman zaman MGK'da gündeme geldiğine bakılırsa meselenin vahameti, tehdit ve tehlike boyutları daha iyi anlaşılır.
Siyasilerin halkın arasına çıkamamaları babanın kendi evine gidememesi gibi bir durumdur ki bunun manası da çok açıktır. Sayın Ecevit'in Derviş'e hitaben; "artık ne yapacaksanız yapınız" demesi yangının siyaset koltuklarını yaktığını göstermektedir.
Ülkenin geleceği açısından şart ve zaruri olan siyasi, hukuki ve ekonomik bir kararla Türk maliyesini ve ekonomisini dövize endeksli olma hastalığından kurtarmak yerine sözümona güya halkı Türk Lirasına yönlendirme özentileri dışa ne kadar bağımlı ve ne kadar aciz olduğumuzu gösteriyor.
Dünkü yazımızda bir komisyondan bahisle basınımızın masaya yatırılmasına temas etmiştik. Bugün benzeri bir komisyonla milletin idaresine talip olanların ve bugüne kadar da idare edenlerin masaya yatırılmasını teklif etsek...
Ve buna da ülkemiz muvaffak olsa... Kim bilir önümüze kimlerin kirli çamaşırları çıkar.
Siyasette, ekonomide, kültürde, sağlıkta, eğitimde, tarımda ve her sahada kimler kimler için çalıştı... Kimin eli kimin cebinde dolaştı durdu... Kimin eli kimin yakasından hiç geri gelmedi. Kimin eli hep demoklesin kılıcının sapındaydı. İşte o zaman siyasetin nasıl kirletildiğini ve tıkandığını, ekonominin nasıl ve niçin dibe vurduğunu, her türlü imkana, fırsata, tabii zenginliklere, tarihi birikim ve tecrübeye rağmen iki yakamızın neden ve niçin bir araya gelmediğini, kaçıncı sınıf ülkeler arasında olduğumuzu ve her an hızla düşüş kaydettiğimizi anlamış olacağız.
Elbette böyle bir şeyi hayal bile etmek mümkün değil. Ancak bir başka gerçek var. Prof. Dr. Haydar Baş gerçeği... Eğer ilgililer ve yetkililer O'nu dinler ve takip ederlerse hayali mümkün olmayan komisyonlara gerek kalmadan gerçekleri görmek ve mutlu sona ulaşmak mümkündür.
Evet Prof. Dr. Haydar Baş; 24 Ağustos 2001 Cumartesi akşamı Kocaeli'nde idi. Ve binlerce esnaf, sanayici, işadamı ile Türkiye'nin ana meselelerini görüştü. Önce hastalığı teşhis etti. Sonra tedavi ve çözüm yollarını kısaca ortaya koydular.
Ve Kocaeli'nin çok kıymetli ve seçkin insanları ilk defa böylesine açık-seçik, net çizgileri belli bir programla tanışmış oldular.
Ve yine Prof. Dr. Haydar Baş kendisine, fikirlerine ve halkına olan sonsuz güven ile "her şeyi 24 saatte aşarız ve çözeriz" "müjdesini" üzerine basa basa tekrar ettiler.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Gedik / diğer yazıları
- Milli Çözüm Milli Ekonomi Modeli / 03.07.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010