Bölgemiz üzerinde ABD ve İsrail'in gözü olduğunu bilmeyen yoktur.
Bu gerçek devletin resmi kayıtlarında da vardır, açık istihbarat olarak da her an gözümüzün önündedir. Bugün ülke olarak yaşanan sorunların kaynağı da budur. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü birbirine karıştırılmış durumda olduğu için işin içinden çıkılamamaktadır. Bu görmezden gelmeyi ister egemenlerin günükurtarma adına, isterse kuyruk ve vekâlet siyaseti adınayaptıklarını söyleyinsonuç değişmiyor.
Ülkemizde yaşanan kalkışma girişimi işgalin de deneme girişimi idi.
Bölgemiz üzerinde kimin emelleri olduğu bellidir. ABD, ülkemizin kuruluş senedi olan Lozan'a hala imza koymamıştır; ülke sınırlarımızı kabul etmemektedir. Bölgemizdeki her türlü karışıklığın altında ABD, İsrail ve batının eli vardır. Asıl güçlerin kullandığı aktör ve argümanlar tarihi seyir içerisinde değişiklik gösterir. Burada esas olan aktör ve argüman ile konuyu sınırlandırmamaktır. Hükümetin uygulamalarına bakılacak olunursa, adeta FETÖ ile mücadele adı altında, millet arasına bir korku salmıştır. Devlet ve millet arasındaki bu psikoloji hayra alamet değildir.
Osmanlıdan bugüne tarihi geçmişimizi analiz ettiğimizde de görürüz. İşgalin 2 temel ayağı vardır. Birincisi siyasi, kültürel ve askeri; ikincisi ise dinidir.
FETO'nun görevi ilk etapta işgalin dini ayağını deruhte etmekti. Dini ve milli bütünlüğümüzü tahrip etmek ve milleti çökertmek esas gaye idi.
Fethullah Gülen'in gizli kardinal olduğu iddiası hukuka taşınmış durumda. Tamam da bugüne kadar neredeydiniz?
Fethullahçıları devlet, eğitim, güvenlik, adliye, askeriyeye siz yerleştirmediniz mi, sizin hiç mi burada suçunuz yok?
Dinlerarası diyalogu hükümet politikası haline siz getirdiniz.
İspanya'da medeniyetler buluşmasının eş başkanı siz oldunuz.
Dinlerarası diyalogu camilere, din dersi kitaplarına siz yerleştirdiniz.
Yetmedi, İmar Kanunu'nda değişiklik yaptınız evlere kadar kiliseleri siz açtınız. Mikrobun yayılması konusunda adeta FETO ile yarış halindeydiniz.
Fethullahçı olmak bir görüş ve düşünceye sahip olmak demektir. FETÖ'ye savaş açmak istiyorsanız dinlerarası diyalogu şiar edinen zihniyetlerine savaş açmak gerekirken, şahıslarla uğraşılmaktadır.
Millet, devleti meydana getiren uzuvlardır, hücrelerdir. Hastalık halinde yapılması gereken kesip atmak değil, mikroplar ile mücadele etmektir. Yapılması gereken bu örgütü bütün boyutları ile ortaya çıkartmak ve suçluya haddini bildirmek suçsuza ise hakkını iade etmek gerekir.
Darbe girişiminden sonra ülkemizde yaşananlara bakıldığında bir başka mağdur kitlenin oluştuğunu milletin vicdanında yeni yaralar açıldığını görüyoruz. Bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz konu, milletimizin bir ve beraber olmasıdır. İhtilal denemesi, milletin gücü ve birliği ile bertaraf edilmiştir. O halde gri propaganda ile millet bütünlüğüne halel getirilmemelidir.
Bugün yapılması gereken toplumsal barışı temin etmektir. Hastalık ortadan kalkınca insanlar kendiliğinden kardeş olacaklardır. Eğer kişisel hesap değil de, çözüm odaklı devlet ve millet adına hesap yapacaksak, olayların ardındaki gerçek faili ortaya çıkartmak zorundayız.
Milletin üzerine bu denli giderken, hala esas faillerin dosyası açılmamaktadır.
Ha tam da bu arada hükümetin yaptığı "Türkiye için AB üyeliği hiçbir şekilde vazgeçilmesi mümkün olmayan stratejik bir hedeftir. Türkiye için ABD stratejik bir politik partnerdir" açıklaması ne anlama geliyor acaba?
Bu gerçek devletin resmi kayıtlarında da vardır, açık istihbarat olarak da her an gözümüzün önündedir. Bugün ülke olarak yaşanan sorunların kaynağı da budur. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü birbirine karıştırılmış durumda olduğu için işin içinden çıkılamamaktadır. Bu görmezden gelmeyi ister egemenlerin günükurtarma adına, isterse kuyruk ve vekâlet siyaseti adınayaptıklarını söyleyinsonuç değişmiyor.
Ülkemizde yaşanan kalkışma girişimi işgalin de deneme girişimi idi.
Bölgemiz üzerinde kimin emelleri olduğu bellidir. ABD, ülkemizin kuruluş senedi olan Lozan'a hala imza koymamıştır; ülke sınırlarımızı kabul etmemektedir. Bölgemizdeki her türlü karışıklığın altında ABD, İsrail ve batının eli vardır. Asıl güçlerin kullandığı aktör ve argümanlar tarihi seyir içerisinde değişiklik gösterir. Burada esas olan aktör ve argüman ile konuyu sınırlandırmamaktır. Hükümetin uygulamalarına bakılacak olunursa, adeta FETÖ ile mücadele adı altında, millet arasına bir korku salmıştır. Devlet ve millet arasındaki bu psikoloji hayra alamet değildir.
Osmanlıdan bugüne tarihi geçmişimizi analiz ettiğimizde de görürüz. İşgalin 2 temel ayağı vardır. Birincisi siyasi, kültürel ve askeri; ikincisi ise dinidir.
FETO'nun görevi ilk etapta işgalin dini ayağını deruhte etmekti. Dini ve milli bütünlüğümüzü tahrip etmek ve milleti çökertmek esas gaye idi.
Fethullah Gülen'in gizli kardinal olduğu iddiası hukuka taşınmış durumda. Tamam da bugüne kadar neredeydiniz?
Fethullahçıları devlet, eğitim, güvenlik, adliye, askeriyeye siz yerleştirmediniz mi, sizin hiç mi burada suçunuz yok?
Dinlerarası diyalogu hükümet politikası haline siz getirdiniz.
İspanya'da medeniyetler buluşmasının eş başkanı siz oldunuz.
Dinlerarası diyalogu camilere, din dersi kitaplarına siz yerleştirdiniz.
Yetmedi, İmar Kanunu'nda değişiklik yaptınız evlere kadar kiliseleri siz açtınız. Mikrobun yayılması konusunda adeta FETO ile yarış halindeydiniz.
Fethullahçı olmak bir görüş ve düşünceye sahip olmak demektir. FETÖ'ye savaş açmak istiyorsanız dinlerarası diyalogu şiar edinen zihniyetlerine savaş açmak gerekirken, şahıslarla uğraşılmaktadır.
Millet, devleti meydana getiren uzuvlardır, hücrelerdir. Hastalık halinde yapılması gereken kesip atmak değil, mikroplar ile mücadele etmektir. Yapılması gereken bu örgütü bütün boyutları ile ortaya çıkartmak ve suçluya haddini bildirmek suçsuza ise hakkını iade etmek gerekir.
Darbe girişiminden sonra ülkemizde yaşananlara bakıldığında bir başka mağdur kitlenin oluştuğunu milletin vicdanında yeni yaralar açıldığını görüyoruz. Bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz konu, milletimizin bir ve beraber olmasıdır. İhtilal denemesi, milletin gücü ve birliği ile bertaraf edilmiştir. O halde gri propaganda ile millet bütünlüğüne halel getirilmemelidir.
Bugün yapılması gereken toplumsal barışı temin etmektir. Hastalık ortadan kalkınca insanlar kendiliğinden kardeş olacaklardır. Eğer kişisel hesap değil de, çözüm odaklı devlet ve millet adına hesap yapacaksak, olayların ardındaki gerçek faili ortaya çıkartmak zorundayız.
Milletin üzerine bu denli giderken, hala esas faillerin dosyası açılmamaktadır.
Ha tam da bu arada hükümetin yaptığı "Türkiye için AB üyeliği hiçbir şekilde vazgeçilmesi mümkün olmayan stratejik bir hedeftir. Türkiye için ABD stratejik bir politik partnerdir" açıklaması ne anlama geliyor acaba?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Emekliye lüks yaşam: Maaş kuş, harcamalar uçuş / 31.01.2025
- Kervan yolda düzülür, canlar yolda kaybolur / 30.01.2025
- Siyasi liderlere yönelik yargılamalar / 23.01.2025
- Yeni anayasa ve İmralı süreci: Gizli gündemler / 19.01.2025
- Türkiye üzerindeki oyunlar: Vatan elden giderse / 18.01.2025
- Emekliler mezara mı girsinler / 11.01.2025
- Demokrasi mi dediniz! / 10.01.2025
- Hükümetin bekası mı devletin bekası mı? / 04.01.2025
- Kritik bir süreç: Umut hakkı / 02.01.2025
- Suriye'de kim kazandı, kim kaybetti? / 26.12.2024
- Kervan yolda düzülür, canlar yolda kaybolur / 30.01.2025
- Siyasi liderlere yönelik yargılamalar / 23.01.2025
- Yeni anayasa ve İmralı süreci: Gizli gündemler / 19.01.2025
- Türkiye üzerindeki oyunlar: Vatan elden giderse / 18.01.2025
- Emekliler mezara mı girsinler / 11.01.2025
- Demokrasi mi dediniz! / 10.01.2025
- Hükümetin bekası mı devletin bekası mı? / 04.01.2025
- Kritik bir süreç: Umut hakkı / 02.01.2025
- Suriye'de kim kazandı, kim kaybetti? / 26.12.2024