Bu coğrafyanın dağında taşında, deresinde denizinde bin yıldır kelime-i şahadet yankılanıyor. Tabi bu hakikat Batı için kabul edilemezdi, etmediler de.
Bin bir oyunlarla bu müjdeli milleti yok etmeye çalıştılar. Bunun için yollar aradılar. Savaşlarla bu milleti yok edemeyeceğini anlayan Haçlı batı içeriye yöneldi. Milletimizin özellikle manevi sahasını hedef aldı.
Özellikle Osmanlı'nın son döneminde İngiliz patentli sözde şeyhlerin, mollaların, hocaların eliyle adeta Anadolu manevi bir harabeye çevrildi.
Millet eğitimsizdi. Sarayın, milleti eğitme gibi gayreti de yoktu. Haliyle piyasa düzenbazlara kalmıştı. Bu düzenbazlar dinin bütün nimetlerini kendi menfaatleri için kullanıyor, devlet ve milleti de buna alet ediyordu.
Ve milletimizin istenilen kıvama geldiğini gören Haçlı bütün orduları ile Anadolu'ya çullandı.
Tam bu iş bitti, diyorlardı ki! Bir Mustafa Kemal çıktı; 'Biz (Türk Milleti) bitti, demeden bu oyun bitmez' diyerek geldikleri gibi gönderdi o batının babası belli olmayan çocuklarını.
Haçlı batı gitti ama vazgeçti mi? Hayır. Asla vazgeçmezler, vazgeçmeyecekler de. Çünkü hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar sürecek.
Tabi Haçlı, beden olarak bu coğrafyadan kovulmuştu ama ismi Ahmet, Said, Bülent vs. olanların içine üflediği ruh ile bu coğrafyada uygun zamanı beklemeye koyulmuştu.
Tabi Atatürk bu hain planların farkındaydı. Bu planları etkisiz kılmak için hemen milli ve manevi eğitim seferberliği başlattı.
Takke ve zaviyeleri kapatarak dini, devlet güvencesine aldı. Gerçek din adamlarının, Hz. Peygambere indirilen Kuran'ı anlatmaları için bizzat işin içine girdi. Kuran ve hadis kitaplarını Türkçeye çevirtti, tefsir ve şerhlerini yayınlattı.
Erkeklerde % 3, kadınlarda binde 8 olan okuma-yazma oranlarını 10 yılda % 40'ların üstüne çıkardı.
Açtığı İmam-Hatip okullarıyla din eğitiminde ihtisaslı insanlar yetiştirdi. Misyonerlik faaliyetlerine zerre taviz vermedi. Ama özlediği toplum tam oluşmadan aramızdan ayrıldı.
Atatürk'ten sonra kabul edelim ki, ekonomi alanında olduğu gibi manevi alnında da bir çöküş başladı.
Maalesef Atatürk'ten sonra gelen iktidarlar Müslüman'ız, dedikleri halde bu milletin diniyle bir türlü barışamadılar. Hatta bazı dönemlerde kabul edilemez icraatlar da yaptılar.
Bu tavırları hatta manevi ihanetleri onların sonu olduğu gibi birilerinin de yolunu açtı.
Çünkü slogan çoktan hazırlanmıştı; Türk Milleti inancını yaşayamıyordu. Yaşamasına izin verilmiyordu. Din ve Müslümanlar baskı altındaydı.
Siyasal İslam dedikleri ne idüğü, nereye hizmet ettiği belirsiz anlayışın ortaya çıkış ve varoluş kaynağı da bu fikriyattır.
Bugün hala bu fikriyat üzerine insanlar korkutuluyor, taraf olmaya zorlanıyor, devletine karşı düşman edilmeye çalışılıyor.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın hem ülkemiz, hem de İslam coğrafyası üzerine şu tespiti konunun mahiyetini anlatıyor sanırım;
"Özellikle Müslüman ülkelerde dindarların, kendi topraklarında 'inançlarını yaşayamadıkları' iddiası ile kitleler önce kendi devleti ile kavgalı hale getirilmiştir.
Dinin ancak AB ve ABD gibi sözde uygar toplumlarda yaşanacağı yalanları ile devletten koparılan kitleler, emperyal devletlerin istismarına açık hale getirilmiştir.
Bunu izleyen bu sürecin hemen ardından da –dinler arası diyalog- adı altında, kendi kültüründen ve toprağından koparılan kitlelerin, dinleri değiştirilerek topraklarının ve kaynaklarının global odaklar tarafından sömürülmesine tepkisiz hale getirilmek istenmektedir…
İşin ilginç tarafı, dün güya din adına kendi devletleri ile kavga edenler, bugün kendi inançları ile taban tabana zıt olmasına rağmen yabancı devletlerle kol kola vaziyettedirler."
Öyle değil mi? Bu ülkede elinden kitabı, dilinden ayetleri düşürmeyenlerin ABD ve AB uğruna yaptıkları ortada.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025