İçerde PKK ve FETÖ belası ile boğuşurken bir de baktık ki, askerimiz Suriye'ye girmiş. Neden? Türkiye'ye karşı oluşan tehditleri yok etmek için(!) diyorlar.
Fırat Kalkanı, 2. ayını doldurmak üzere. Ortaya çıkan tablo, terörün bitmediği, terör bahanesiyle Türkiye'nin bu bölgeye sokulduğu şeklinde.
Bizim medyamız, hacı-hoca geçinerek toplumun önüne çıkan kişiler bu operasyonu, cihat olarak milletimize anlatıyorlar. Oysa İsrail medyası bile gerçeği görmüş ve "Türkiye çamura girdi ve nasıl çıkacağını bilemiyor" şeklinde manşet ve yorumlar yapıyorlar.
Evet, Suriye'ye girdik ama kiminle savaşıyoruz. IŞİD, diyorsunuzdur. IŞİD ile savaşıyoruz ama askerimizi şehit eden, tanklarımızı havaya uçuran YPG-PYD. IŞİD'den ses çıkmazken, PYD başkanı (Salih Müslim) her gün ülkemizi tehdit ediyor.
IŞİD'e her türlü silah ve mühimmat desteğinin ABD tarafından yapıldığı artık iddia değil, ispatlanmış bir gerçek.
Aynı ABD'nin, PYD-YPG'ye resmi olarak sahip çıktığı, üniformasını, bayrağını verdiği Beyaz Saray'dan açıklandı. Sayın Erdoğan da ABD'nin, PYD-YPG'yi beslediğini bizzat ifade etti.
Artı, Suudi Arabistan tarihi bir itirafta bulundu: "Esad'ı devirmek için eli kanlı ne kadar terörist varsa bu coğrafyaya getirdik?"
Bu nasıl bir batak, anlayabildiniz mi?
Bakın! Prof. Dr. Haydar Baş, 2 Eylül tarihli "Cerablus batağından çıkılabilir mi?" başlıklı yazısında şu uyarılarda bulunmuştu:
"ABD ile planlanmış Fırat Kalkanı operasyonu, umarız meşru müdafaa hakkı derken yaşam hakkımıza mal olmaz. Bizim gördüğümüz bu harekât, ABD aklı ile devam ederse tek bir Türk askeri geri dönmeyeceği güne kadar sürecektir.
Birleşik Devletlerin müttefikimiz dediği Kürt gruplar, onların mühimmat ve lojistik desteği ile her an ülke içinde ve sınır ötesinde önüne geçemeyeceğimiz bir fitili ateşleyebilir. Bu sebeple Türkiye, ucu açık Fırat Kalkanı operasyonunu derhal bırakarak, sınır güvenliğini ve asayişi temine odaklanmalıdır. Yabancı topraklarda değil, kendi vatanında devletinin ve yapılanmasının; can, mal, namus emniyetinin, din ve vicdan hürriyetinin teminatı olmalıdır." diyordu.
Maalesef ülkemizi yöneten irade Suriye harekatını bitirmek, kendi sınır ve iç güvenliğimizi sağlamak yerine yeni hedef gösterdi; Musul.
Erdoğan'ın Musul açıklaması, ardından da TSK'nın yurt dışı operasyon yetkisini 1 yıl daha uzatan karar Meclis'ten geçti. Hemen ardından Irak Meclisi toplandı ve "Türk askeri Irak'ta işgalcidir" dedi. Elçisini çekti, BM'ye şikayete gitti. Irak Başbakanı Haydar el Abadi, ülkemizi açıkça savaşla tehdit etti.
Ortadoğu'da ülkemiz açısından akılla, imanla, siyasetle, menfaatle açıklanamayan binlerce soru var. Ben bir tanesini sorayım: Daha ülkesinde Haçlılarca katledilen 2 milyon insanın kanı kurumamış, ülkesinin bütünlüğünü sağlayamamış Irak, ülkemizi nasıl tehdit eder?
Biraz daha netleştirelim. Irak, Türkiye Cumhuriyetini kimin adına tehdit ediyor?
Emin olun! Bu sorunun cevabını siyasetçiler açıkça veremez. Para babalığı yapan solcular da, aynı babalığa ortak dinciler de veremez. Hele ABD sözcülüğüne soyunan eski başbakan Mesut Yılmaz hiç veremez.
Bilmediklerinden mi? Hayır. Ya? Orasını da sen akıl et.
Kafa yormaya gerek yok. Irak'ı, ülkemize karşı kullanan bunu zaten itiraf etti. Irak'taki Uluslararası Koalisyon Gücü sözcüsü ABD'li Yarbay John Dorrian, "Türk ordusunun Irak topraklarındaki varlığı illegaldir" dedi.
"Türk askeri o topraklarda illegaldir, değildir, ne işi var, kimi, ne için, kime karşı eğitiyor?", "Türk askeri illegal ise 18 bin km'den gelen ABD askeri nedir?" gibi soruların başta da dediğim gibi akıl, iman, siyaset, menfaat bağlamında karşılığı yok.
Gerçek şu! Türkiye batağa girdi. Şimdi daha derinlere çekilmeye çalışılıyor.
Fırat Kalkanı, 2. ayını doldurmak üzere. Ortaya çıkan tablo, terörün bitmediği, terör bahanesiyle Türkiye'nin bu bölgeye sokulduğu şeklinde.
Bizim medyamız, hacı-hoca geçinerek toplumun önüne çıkan kişiler bu operasyonu, cihat olarak milletimize anlatıyorlar. Oysa İsrail medyası bile gerçeği görmüş ve "Türkiye çamura girdi ve nasıl çıkacağını bilemiyor" şeklinde manşet ve yorumlar yapıyorlar.
Evet, Suriye'ye girdik ama kiminle savaşıyoruz. IŞİD, diyorsunuzdur. IŞİD ile savaşıyoruz ama askerimizi şehit eden, tanklarımızı havaya uçuran YPG-PYD. IŞİD'den ses çıkmazken, PYD başkanı (Salih Müslim) her gün ülkemizi tehdit ediyor.
IŞİD'e her türlü silah ve mühimmat desteğinin ABD tarafından yapıldığı artık iddia değil, ispatlanmış bir gerçek.
Aynı ABD'nin, PYD-YPG'ye resmi olarak sahip çıktığı, üniformasını, bayrağını verdiği Beyaz Saray'dan açıklandı. Sayın Erdoğan da ABD'nin, PYD-YPG'yi beslediğini bizzat ifade etti.
Artı, Suudi Arabistan tarihi bir itirafta bulundu: "Esad'ı devirmek için eli kanlı ne kadar terörist varsa bu coğrafyaya getirdik?"
Bu nasıl bir batak, anlayabildiniz mi?
Bakın! Prof. Dr. Haydar Baş, 2 Eylül tarihli "Cerablus batağından çıkılabilir mi?" başlıklı yazısında şu uyarılarda bulunmuştu:
"ABD ile planlanmış Fırat Kalkanı operasyonu, umarız meşru müdafaa hakkı derken yaşam hakkımıza mal olmaz. Bizim gördüğümüz bu harekât, ABD aklı ile devam ederse tek bir Türk askeri geri dönmeyeceği güne kadar sürecektir.
Birleşik Devletlerin müttefikimiz dediği Kürt gruplar, onların mühimmat ve lojistik desteği ile her an ülke içinde ve sınır ötesinde önüne geçemeyeceğimiz bir fitili ateşleyebilir. Bu sebeple Türkiye, ucu açık Fırat Kalkanı operasyonunu derhal bırakarak, sınır güvenliğini ve asayişi temine odaklanmalıdır. Yabancı topraklarda değil, kendi vatanında devletinin ve yapılanmasının; can, mal, namus emniyetinin, din ve vicdan hürriyetinin teminatı olmalıdır." diyordu.
Maalesef ülkemizi yöneten irade Suriye harekatını bitirmek, kendi sınır ve iç güvenliğimizi sağlamak yerine yeni hedef gösterdi; Musul.
Erdoğan'ın Musul açıklaması, ardından da TSK'nın yurt dışı operasyon yetkisini 1 yıl daha uzatan karar Meclis'ten geçti. Hemen ardından Irak Meclisi toplandı ve "Türk askeri Irak'ta işgalcidir" dedi. Elçisini çekti, BM'ye şikayete gitti. Irak Başbakanı Haydar el Abadi, ülkemizi açıkça savaşla tehdit etti.
Ortadoğu'da ülkemiz açısından akılla, imanla, siyasetle, menfaatle açıklanamayan binlerce soru var. Ben bir tanesini sorayım: Daha ülkesinde Haçlılarca katledilen 2 milyon insanın kanı kurumamış, ülkesinin bütünlüğünü sağlayamamış Irak, ülkemizi nasıl tehdit eder?
Biraz daha netleştirelim. Irak, Türkiye Cumhuriyetini kimin adına tehdit ediyor?
Emin olun! Bu sorunun cevabını siyasetçiler açıkça veremez. Para babalığı yapan solcular da, aynı babalığa ortak dinciler de veremez. Hele ABD sözcülüğüne soyunan eski başbakan Mesut Yılmaz hiç veremez.
Bilmediklerinden mi? Hayır. Ya? Orasını da sen akıl et.
Kafa yormaya gerek yok. Irak'ı, ülkemize karşı kullanan bunu zaten itiraf etti. Irak'taki Uluslararası Koalisyon Gücü sözcüsü ABD'li Yarbay John Dorrian, "Türk ordusunun Irak topraklarındaki varlığı illegaldir" dedi.
"Türk askeri o topraklarda illegaldir, değildir, ne işi var, kimi, ne için, kime karşı eğitiyor?", "Türk askeri illegal ise 18 bin km'den gelen ABD askeri nedir?" gibi soruların başta da dediğim gibi akıl, iman, siyaset, menfaat bağlamında karşılığı yok.
Gerçek şu! Türkiye batağa girdi. Şimdi daha derinlere çekilmeye çalışılıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Kadir gecesi için hazırladım / 26.03.2025
- Biz ne yaşıyoruz böyle? / 24.03.2025