Türk milleti, tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir savaştan, yani istiklal Savaşı'ndan, yüzünün akıyla çıkmıştır. "Ya İstiklal, ya ölüm" diyerek savaşa başlamadan önce, Türk milletinin neyi kalmıştı? Silahı mı, ordusu mu? Devleti yıkılmış, vatanı işgal edilmiş, yiyecek ekmeği, giyecek elbisesi olmayan bu milletin, bir tek şeyi vardı: İnancı ve azmi. Türk milleti işte bu gücüyle yedi düvele karşı savaştı ve istiklalini korudu. Bugün ise her şeyimiz var. Fakat içimizden bazıları inancını ve azmini kaybetti. Onun içindir ki, bu kişiler, şimdi şimdi kalkmış "bağımlı devlet" istiyorlar. Evet, yanlış duymadınız, " Bağımsız Türkiye değil, bağımlı Türkiye arzuluyorlar. Sloganları da şu: "Bağımlı Türkiye, Bağımsız birey". Diyorlar ki: "Devlet ne kadar bağımlı olursa, bireyde o kadar bağımsız olur. Bağımsız birey olmak istiyorsanız, devlettin bağımlılığını istemek zorundasınız."
En iyisi, onların söylediklerini aynen nakletmek, değerlendirmeyi okuyuculara bırakmaktır. Biz de onu yapalım. Aktüel Dergisi, 27 Aralık 2001-2 Ocak 2002, s. 545, s. 17. Yönetmen Sinan Çetin: Günümüzde bağımsız bir ülke istemek, dünyayla bağı kopmuş bir ülke istemek, dünyayla bağı kopmuş bir ülke istemek demek. O ülkenin insanlarına kendi yöneticileri tarafından zulmedilmesi, insan haklarından mahrum bırakılması demek. Ülkeler, birbirine bağlanarak bireylerin özgürleşmesini sağlamakta. Artık bağımsız Türkiye değil, bağımsız ve özgür birey istemek gerekiyor". Devleti bağımsız olmayan birey, nasıl bağımsız ve özgür olacak? O izah edilmiyor. Yönetmen Sinan çetin devam ediyor: "Bağımsızlık teranesi ülkelerin kendi haramilerinin kendi haklarını kandırmak için başvurdukları bir hurafedir" (a.g.e s.18) Sinan Çetin'e göre, atalarımız bir hurafe uğruna ölmüşler. Öyle ya, hurafe uğruna şehit olunmaz ki. Yine Sinan Çetin'i dinleyelim: "Kimsenin bağımsızlığımıza kast ettiği yok ki, ulusal güvenliğimize bu kadar çok para ve enerji harcayalım. Dünyada güvenlik kavramının yerini zenginlik kavramı alıyor. Ordular da küçülecek doğal olarak".
Acaba, 144 ülkede asker ve üs bulunduran ABD'de de ordusunu küçültecek mi? Yoksa sadece onun ordusu mu olmalı? Bu soruların da cevabını almak mümkün olmuyor. Aman Ya Rabb'i! Prof. Dr. Haydar Baş, yıllarca, "devleti küçültelim diyenlerin asıl amacı, orduyu küçültmektir" diyordu da, bazıları inanmıyordu. Şimdi onlara "ne haber?" demenin tam zamanı. Hep birlikte gördük, bağımlı devlet isteyenler, baklayı ağızlarından nasıl çıkarıyorlar?
Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç da, "bağımsızlığın yerini karşılıklı bağımlılık alacak. Ekonomik bakımdan güçlü olduğun sürece karşılıklı bağımlılıkta o kadar etkin olursun" diyerek Sinan Çetin'e destek veriyor. Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eser Karakaş da, "Küreselleşme sürecinde kararlar ve normlar ulus-devlet biriminde alınmıyor. İktisat politikaları ya da temel hak ve özgürlüklere ilişkin normlar artık AB ya da OECD gibi kurumlarda karara bağlanıyor. Çoğunluğun iradesi bile önemini yitirebiliyor. Çoğunluğun iradesine dayalı demokrasi de böylece bitiyor" diyerek, bağımlılığın çoktan oluştuğunu, demokrasinin rafa kaldırıldığını ilan ediyor.
"Bağımsızlık mı? bazıları için bu kavram artık miadını doldurmuş durumda. Felsefeci-yazar Hilmi Yavuz, Türkiye'nin zaten yüzyıl önce, bağımlılığı seçtiği görüşünte. "Türkiye, daha başında siyasal bağımsızlığını, kültürel bağımsızlığıyla değiş tokup etmiştir" diyor. Ve "Bağımsızlığın ne anlama geldiğini bütün boyutlarıyla sorgulanmasını" istiyor. (a.g.e. s. 18). İsterseniz alıntıya yine devam edelim. edelim ki, bağımsızlık taraftarlarının, daha doğrusu Türk milletinin gözü açılsın, işin ciddiyeti anlaşılsın: "Kurtuluş Savaşı'nın üzerinden 80 yıl geçtikten sonra Türkiye artık bambaşka bir yerde. Ulusal güvenlik, bize herkes düşman söylemini arkasına alıp her seferinde bağımsızlıktan bahsedenlerin karşısında artık bağımlılık taraftarları var. Sayı ve etkisi giderek güçlenen bu kesim devletin dışarıya bağımlılığı arttıkça, ekonomik ve siyasi açılımlarıyla birlikte bireysel özgürlüğün artacağını, güçlü Türkiye'nin böyle doğacağını savunuyor" (a.g.e, s. 17). Şimdi siz gelin, bu sözleri işitin, ondan sonra da Prof. Dr. Haydar Baş'a hak vermeyin, Bağımsız Türkiye Partisi'nin saflarına katılmayın. Olacak iş mi?
En iyisi, onların söylediklerini aynen nakletmek, değerlendirmeyi okuyuculara bırakmaktır. Biz de onu yapalım. Aktüel Dergisi, 27 Aralık 2001-2 Ocak 2002, s. 545, s. 17. Yönetmen Sinan Çetin: Günümüzde bağımsız bir ülke istemek, dünyayla bağı kopmuş bir ülke istemek, dünyayla bağı kopmuş bir ülke istemek demek. O ülkenin insanlarına kendi yöneticileri tarafından zulmedilmesi, insan haklarından mahrum bırakılması demek. Ülkeler, birbirine bağlanarak bireylerin özgürleşmesini sağlamakta. Artık bağımsız Türkiye değil, bağımsız ve özgür birey istemek gerekiyor". Devleti bağımsız olmayan birey, nasıl bağımsız ve özgür olacak? O izah edilmiyor. Yönetmen Sinan çetin devam ediyor: "Bağımsızlık teranesi ülkelerin kendi haramilerinin kendi haklarını kandırmak için başvurdukları bir hurafedir" (a.g.e s.18) Sinan Çetin'e göre, atalarımız bir hurafe uğruna ölmüşler. Öyle ya, hurafe uğruna şehit olunmaz ki. Yine Sinan Çetin'i dinleyelim: "Kimsenin bağımsızlığımıza kast ettiği yok ki, ulusal güvenliğimize bu kadar çok para ve enerji harcayalım. Dünyada güvenlik kavramının yerini zenginlik kavramı alıyor. Ordular da küçülecek doğal olarak".
Acaba, 144 ülkede asker ve üs bulunduran ABD'de de ordusunu küçültecek mi? Yoksa sadece onun ordusu mu olmalı? Bu soruların da cevabını almak mümkün olmuyor. Aman Ya Rabb'i! Prof. Dr. Haydar Baş, yıllarca, "devleti küçültelim diyenlerin asıl amacı, orduyu küçültmektir" diyordu da, bazıları inanmıyordu. Şimdi onlara "ne haber?" demenin tam zamanı. Hep birlikte gördük, bağımlı devlet isteyenler, baklayı ağızlarından nasıl çıkarıyorlar?
Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç da, "bağımsızlığın yerini karşılıklı bağımlılık alacak. Ekonomik bakımdan güçlü olduğun sürece karşılıklı bağımlılıkta o kadar etkin olursun" diyerek Sinan Çetin'e destek veriyor. Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eser Karakaş da, "Küreselleşme sürecinde kararlar ve normlar ulus-devlet biriminde alınmıyor. İktisat politikaları ya da temel hak ve özgürlüklere ilişkin normlar artık AB ya da OECD gibi kurumlarda karara bağlanıyor. Çoğunluğun iradesi bile önemini yitirebiliyor. Çoğunluğun iradesine dayalı demokrasi de böylece bitiyor" diyerek, bağımlılığın çoktan oluştuğunu, demokrasinin rafa kaldırıldığını ilan ediyor.
"Bağımsızlık mı? bazıları için bu kavram artık miadını doldurmuş durumda. Felsefeci-yazar Hilmi Yavuz, Türkiye'nin zaten yüzyıl önce, bağımlılığı seçtiği görüşünte. "Türkiye, daha başında siyasal bağımsızlığını, kültürel bağımsızlığıyla değiş tokup etmiştir" diyor. Ve "Bağımsızlığın ne anlama geldiğini bütün boyutlarıyla sorgulanmasını" istiyor. (a.g.e. s. 18). İsterseniz alıntıya yine devam edelim. edelim ki, bağımsızlık taraftarlarının, daha doğrusu Türk milletinin gözü açılsın, işin ciddiyeti anlaşılsın: "Kurtuluş Savaşı'nın üzerinden 80 yıl geçtikten sonra Türkiye artık bambaşka bir yerde. Ulusal güvenlik, bize herkes düşman söylemini arkasına alıp her seferinde bağımsızlıktan bahsedenlerin karşısında artık bağımlılık taraftarları var. Sayı ve etkisi giderek güçlenen bu kesim devletin dışarıya bağımlılığı arttıkça, ekonomik ve siyasi açılımlarıyla birlikte bireysel özgürlüğün artacağını, güçlü Türkiye'nin böyle doğacağını savunuyor" (a.g.e, s. 17). Şimdi siz gelin, bu sözleri işitin, ondan sonra da Prof. Dr. Haydar Baş'a hak vermeyin, Bağımsız Türkiye Partisi'nin saflarına katılmayın. Olacak iş mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018