Allah ve Resulü (sav) iman edenleri, gıybet ve iftiradan uzak durmalarını ısrarla emretmişlerdir. Allah-u Teâlâ, gıybet edenleri kardeş eti yiyenlere (Hucurat 11) benzetmiş ve 'tiksindiniz di mi' diye de sormuştur.
Allah Resulü ise bir Müslüman'ı hoşlanmayacağı herhangi bir şeyle anılmasını, çağrılmasını (velev ki o bahsedilen şey o kişi de olsa bile) yasaklamıştır.
Hz. Muhammed (sav); "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?"
"Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" dedi.
Orada bulunan bir adam; "Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi.
Peygamberimiz; "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." (Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).
İşte bu gerçekleri ve bilgi anlamında daha fazlasını bilenler yıllarca Atatürk'e dil uzattılar, gıybetini yaptılar, iftira attılar. Hatta İslam dairesinin dışına itmeye çalıştılar. Müslüman olan için bu çok büyük bir riskti. Çünkü İslam'ın hükmü açık;
"Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümini, küfür ile itham eden onu öldürmüş gibi olur." (Buhari)
"Bir insan (Müslüman) kardeşine: "Ey kâfir" diye hitap ettiği zaman, ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner." (Buhari)
Akıl ve iman sahibi hiç kimse böyle bir riske giremez. Çünkü o kişi de iman varsa sen, imansız oluyorsun.
Ama bu riske girdiler. Kendileri yetmedi, milyonları da bu çamura çektiler. Atatürk'e kafir, dediler. Din düşmanı, dediler. Kısaca demedik bir şey bırakmadılar. Şimdi öyle bir tablo ortaya çıktı ki, bu iftiraları atanlar adeta iftiralarını, şahıslarında ispata geçtiler. Ben buna Atatürk tokadı diyorum. Nasılını, anlatayım;
Yıllarca isim vermeden, 'iki sarhoş' tabirini kullandılar. Öyle ki, 'iki sarhoş' denince artık kimin kastedildiği aşikâr oldu.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? 'hırsız' tabiri ortaya çıktı. Öyle ki sınırlarımızı aştı. Artık 'hırsız' dediğiniz zaman tutuklanma ihtimaliniz bile var.
Anıtkabir'deki saygı duruşu, 'sap gibi durmak' olarak tariflendirildi. Gün geldi bir mektup okunmaya başlandı. O da ne! Herkes ayakta mektup dinliyor. Ne gibi?
Atatürk tekke ve zaviyeleri kapattı, dediler. Doğrudur, kapattı. Peki, bu konuyu her daim gündemde tutarak iktidara gelenler ne yaptılar? 70 bin kilise ev açtılar.
Atatürk, Ayasofya'yı cami olmaktan çıkardı, dediler. Doğrudur, müzeye çevrildi. Peki, bu sloganlarla iktidara gelenler ne yaptılar? Ayasofya'yı ibadete açmadılar. Sümela'yı açtılar. Akdamar'daki harabe kiliseyi Müslüman parasıyla onarıp, müşrik Hıristiyanların ibadetine verdiler.
Atatürk, tarımı kalkındırmak, köylüyü ayakta tutmak için Ziraat bankasını kurdu. İktidara geldiler. Uruguay'dan canlı, cansız hayvan, Bulgar ve Gürcistan'dan saman ithal ettiler.
Atatürk madenlerimizi çıkarmak ve madenciliğin önünü açmak için Eti Bankı kurdu. İktidara geldiler. Millete maden yok, dediler. Ne kadar maden sahası varsa yabancıya sattılar. Madenin olduğu kesinleşince 'Lozan'da gizli madde' yalanını ortaya koydular.
Atatürk, Türk Milleti kavramı ve kimliği ortaya koymak için Kuran tefsiri yazdırdı. Hadis şerhlerini Türkçeleştirdi. Köy enstitüleri açtı. Dün (Osmanlıda) erkeklerde % 3, bayanlarda binde 1 olan okur-yazma oranını arttırmak, bilinçli bir toplum oluşturmak istiyordu.
O yıllarda eğitim bedavaydı. Şimdilerde eğitim her yıl kabul değiştiriyor ve ülkenin en büyük endüstri kollarından biri olmuş vaziyette. Eğitim ve öğretimi anaokulundan üniversiteye kadar özeleştirdiler. Artık parana göre eğitimden, sağlıktan faydalanabilir, itibar görürsün.
Atatürk, dün patriği İstanbul'dan kovdu. Bugün o patriğin kemiklerini geri getirdiler. Atatürk, Vatikan'a hiç mektup yazmadı, papa'nın kutsal kişiliğine (!) hiç sığınmadı. Bunlar sığındılar.
Atatürk'ün ömrü Yahudi ve Hıristiyanlar ile savaşmak ile geçti. Atatürk'e dil uzatanlar ise Yahudi ve Hıristiyanları dost edindiler, her türlü teslimiyeti gösterip, her isteklerini karşıladılar.
Örnek kadar çok? Kısaca Atatürk, kendisine maddi, manevi ve milli iftira atanları öyle tokatlıyor ki, birileri AB, ABD kapılarında, birileri müzmin muhalefet, bir diğerleri kendi aralarında koltuk savaşında.
Allah Resulü ise bir Müslüman'ı hoşlanmayacağı herhangi bir şeyle anılmasını, çağrılmasını (velev ki o bahsedilen şey o kişi de olsa bile) yasaklamıştır.
Hz. Muhammed (sav); "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?"
"Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" dedi.
Orada bulunan bir adam; "Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi.
Peygamberimiz; "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." (Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).
İşte bu gerçekleri ve bilgi anlamında daha fazlasını bilenler yıllarca Atatürk'e dil uzattılar, gıybetini yaptılar, iftira attılar. Hatta İslam dairesinin dışına itmeye çalıştılar. Müslüman olan için bu çok büyük bir riskti. Çünkü İslam'ın hükmü açık;
"Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümini, küfür ile itham eden onu öldürmüş gibi olur." (Buhari)
"Bir insan (Müslüman) kardeşine: "Ey kâfir" diye hitap ettiği zaman, ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner." (Buhari)
Akıl ve iman sahibi hiç kimse böyle bir riske giremez. Çünkü o kişi de iman varsa sen, imansız oluyorsun.
Ama bu riske girdiler. Kendileri yetmedi, milyonları da bu çamura çektiler. Atatürk'e kafir, dediler. Din düşmanı, dediler. Kısaca demedik bir şey bırakmadılar. Şimdi öyle bir tablo ortaya çıktı ki, bu iftiraları atanlar adeta iftiralarını, şahıslarında ispata geçtiler. Ben buna Atatürk tokadı diyorum. Nasılını, anlatayım;
Yıllarca isim vermeden, 'iki sarhoş' tabirini kullandılar. Öyle ki, 'iki sarhoş' denince artık kimin kastedildiği aşikâr oldu.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? 'hırsız' tabiri ortaya çıktı. Öyle ki sınırlarımızı aştı. Artık 'hırsız' dediğiniz zaman tutuklanma ihtimaliniz bile var.
Anıtkabir'deki saygı duruşu, 'sap gibi durmak' olarak tariflendirildi. Gün geldi bir mektup okunmaya başlandı. O da ne! Herkes ayakta mektup dinliyor. Ne gibi?
Atatürk tekke ve zaviyeleri kapattı, dediler. Doğrudur, kapattı. Peki, bu konuyu her daim gündemde tutarak iktidara gelenler ne yaptılar? 70 bin kilise ev açtılar.
Atatürk, Ayasofya'yı cami olmaktan çıkardı, dediler. Doğrudur, müzeye çevrildi. Peki, bu sloganlarla iktidara gelenler ne yaptılar? Ayasofya'yı ibadete açmadılar. Sümela'yı açtılar. Akdamar'daki harabe kiliseyi Müslüman parasıyla onarıp, müşrik Hıristiyanların ibadetine verdiler.
Atatürk, tarımı kalkındırmak, köylüyü ayakta tutmak için Ziraat bankasını kurdu. İktidara geldiler. Uruguay'dan canlı, cansız hayvan, Bulgar ve Gürcistan'dan saman ithal ettiler.
Atatürk madenlerimizi çıkarmak ve madenciliğin önünü açmak için Eti Bankı kurdu. İktidara geldiler. Millete maden yok, dediler. Ne kadar maden sahası varsa yabancıya sattılar. Madenin olduğu kesinleşince 'Lozan'da gizli madde' yalanını ortaya koydular.
Atatürk, Türk Milleti kavramı ve kimliği ortaya koymak için Kuran tefsiri yazdırdı. Hadis şerhlerini Türkçeleştirdi. Köy enstitüleri açtı. Dün (Osmanlıda) erkeklerde % 3, bayanlarda binde 1 olan okur-yazma oranını arttırmak, bilinçli bir toplum oluşturmak istiyordu.
O yıllarda eğitim bedavaydı. Şimdilerde eğitim her yıl kabul değiştiriyor ve ülkenin en büyük endüstri kollarından biri olmuş vaziyette. Eğitim ve öğretimi anaokulundan üniversiteye kadar özeleştirdiler. Artık parana göre eğitimden, sağlıktan faydalanabilir, itibar görürsün.
Atatürk, dün patriği İstanbul'dan kovdu. Bugün o patriğin kemiklerini geri getirdiler. Atatürk, Vatikan'a hiç mektup yazmadı, papa'nın kutsal kişiliğine (!) hiç sığınmadı. Bunlar sığındılar.
Atatürk'ün ömrü Yahudi ve Hıristiyanlar ile savaşmak ile geçti. Atatürk'e dil uzatanlar ise Yahudi ve Hıristiyanları dost edindiler, her türlü teslimiyeti gösterip, her isteklerini karşıladılar.
Örnek kadar çok? Kısaca Atatürk, kendisine maddi, manevi ve milli iftira atanları öyle tokatlıyor ki, birileri AB, ABD kapılarında, birileri müzmin muhalefet, bir diğerleri kendi aralarında koltuk savaşında.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- Boykotun babasını yaptılar, yapıyorlar / 04.04.2025
- Erdoğan’ın ‘Filistin’ nöbeti / 03.04.2025
- İktidar sanki hiç sandık gelmeyecekmiş gibi hareket ediyor / 01.04.2025
- İslam dünyasında bayram! / 31.03.2025
- ‘Cebrail dua etti, bende amin dedim’ / 30.03.2025
- Boykot, tehdit ve umut / 29.03.2025
- Atatürk’ün annesi gibi Erdoğan’ın annesi de annemizdir / 28.03.2025
- 3 Mayıs Türkçülük 4 Mayıs PKK ile kucaklaşma günü! / 27.03.2025