Türkiye zor günlerden geçiyor. ABD, bölgemizde savaş rüzgarları estiriyor.
Irak'ta çıkacak bir savaşın ateş serpintilerinden bahsetmiyoruz.
Çünkü Amerika, Türkiye'yi savaşın en önemli cephesi olarak görüyor.
Bu güne kadar izlediği Irak siyaseti ile bizi adeta savaşa iştirak etmeye mecbur kılıyor.
Türkiye'nin K.Irak'ta Kürtlerin, oldu bittiyle devletleşmesinin ardından silahlı bir orduya dönüşmesine göz yumamayacağını bilen ABD, Türkiye'nin bu korkusunu istismar ederek savaşın içine çekmeye çalışıyor.
Öte yandan Türk aydın ve siyasi elitinin tek yanlı Avrupa aşkını istismar eden AB, Kıbrıs'ı Girit gibi yutmak istiyor.
Siyasi iktidar milli duyarlılıkları hesaba kattığı zaman piyasalarla oynanıyor, krizin ayak sesleri duyuluyor.
Böylesi kritik bir süreçte, millet, adeta bir savunma refleksiyle seçim yasasından kaynaklanan zorluklara rağmen, tek bir partiyi büyük çoğunlukla iktidar ederek özlediği istikrarı yakalamak istedi.
Ancak, AKP lideri ile ilgili süren yasak, biraz da bu yasaklar yüzünden AKP'nin küresel güçlerle girdiği angajmanlar ve koalisyonun ardından parti yapısı özlenen istikrar tablosunu bozucu işaretler veriyor.
Bir de buna son günlerde sıkılan hain kurşunla estirilen dehşet geleceğe dair milletimizin beklenti ve ümitlerini karartıyor.
Böylesi bir ortamda Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu daha bir artıyor.
Devlet organlarının birlik ve uyum halinde çalışmasını sağlamak Cumhurbaşkanı'nın anayasal görevi.
O halde Çankaya'ya düşen, milletimizin tek başına iktidar ettiği partinin liderinin başbakanlığının yolunu açmak olmalıdır.
Sağduyu bunu gerektirir. Ülkemizin ateşle dans ettiği bir dönemde enerjisini kısır tartışmalarla bir daha heba etme lüksü yoktur.
Gelin görün ki, Çankaya, bu kaygılarla hareket edeceği yerde, AKP lideri Erdoğan'ın milletvekili olma yolunu açan Anayasa değişikliğini veto etmiştir.
Sezer'in gerekçesi, "evrensel hukuk kurallarına göre kişiye özel düzenleme olmaz" iddiasından ibaret.
Bu gerekçe, hiç de inandırıcı ve sorun çözücü de değil.
Bir kere, bu yasağın kaldırılmasından sadece Erdoğan değil binlerce kişi yararlanıyor.
Kaldı ki, aynı Cumhurbaşkanı, benzer bir değişikliği daha önce onaylamıştı. Hem de sırf Apo için... Hem de iki defa.
Daha önceki hükümetin AB'den gelebilecek eleştirilerin önünü kesmek için Öcalan'ın yargılanması esnasında DGM'de askeri hakimin bulundurulmasını değiştiren Anayasa maddesini, Sezer onaylamıştı.
Yine, Apo'yu kurtarmak amacı ile idam cezasının kaldırılmasını hiç itiraz etmeden onaylamıştı.
Bu çifte standardı millet kabul etmez.
Doğrusu, Sezer, Erdoğan'ın önünü tıkamak için toplum vicdanını rahatsız eden zorlamalara niçin başvuruyor, anlamış değilim.
Eğer, Erdoğan'ın başbakan olması sakıncalı bulunuyordu ise, niçin seçimlere sokuldu?
Bu saatten sonra Erdoğan'ın önünü tıkamak, ancak siyasi istikrarsızlığa katkı sağlar.
AKP, devlet çelme taktıkça dışarıya abanıyor. Küresel güçlere abandıkça, dış güçlerin iştahı kabarıyor.
Oysa, milletimizin özlemi: devlet-millet, sivil-asker, bir vücut olarak dış güçlere karşı dimdik ayakta durması.
Başka türlü, milletin meselelerinin bir çözümü var mı?
Irak'ta çıkacak bir savaşın ateş serpintilerinden bahsetmiyoruz.
Çünkü Amerika, Türkiye'yi savaşın en önemli cephesi olarak görüyor.
Bu güne kadar izlediği Irak siyaseti ile bizi adeta savaşa iştirak etmeye mecbur kılıyor.
Türkiye'nin K.Irak'ta Kürtlerin, oldu bittiyle devletleşmesinin ardından silahlı bir orduya dönüşmesine göz yumamayacağını bilen ABD, Türkiye'nin bu korkusunu istismar ederek savaşın içine çekmeye çalışıyor.
Öte yandan Türk aydın ve siyasi elitinin tek yanlı Avrupa aşkını istismar eden AB, Kıbrıs'ı Girit gibi yutmak istiyor.
Siyasi iktidar milli duyarlılıkları hesaba kattığı zaman piyasalarla oynanıyor, krizin ayak sesleri duyuluyor.
Böylesi kritik bir süreçte, millet, adeta bir savunma refleksiyle seçim yasasından kaynaklanan zorluklara rağmen, tek bir partiyi büyük çoğunlukla iktidar ederek özlediği istikrarı yakalamak istedi.
Ancak, AKP lideri ile ilgili süren yasak, biraz da bu yasaklar yüzünden AKP'nin küresel güçlerle girdiği angajmanlar ve koalisyonun ardından parti yapısı özlenen istikrar tablosunu bozucu işaretler veriyor.
Bir de buna son günlerde sıkılan hain kurşunla estirilen dehşet geleceğe dair milletimizin beklenti ve ümitlerini karartıyor.
Böylesi bir ortamda Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu daha bir artıyor.
Devlet organlarının birlik ve uyum halinde çalışmasını sağlamak Cumhurbaşkanı'nın anayasal görevi.
O halde Çankaya'ya düşen, milletimizin tek başına iktidar ettiği partinin liderinin başbakanlığının yolunu açmak olmalıdır.
Sağduyu bunu gerektirir. Ülkemizin ateşle dans ettiği bir dönemde enerjisini kısır tartışmalarla bir daha heba etme lüksü yoktur.
Gelin görün ki, Çankaya, bu kaygılarla hareket edeceği yerde, AKP lideri Erdoğan'ın milletvekili olma yolunu açan Anayasa değişikliğini veto etmiştir.
Sezer'in gerekçesi, "evrensel hukuk kurallarına göre kişiye özel düzenleme olmaz" iddiasından ibaret.
Bu gerekçe, hiç de inandırıcı ve sorun çözücü de değil.
Bir kere, bu yasağın kaldırılmasından sadece Erdoğan değil binlerce kişi yararlanıyor.
Kaldı ki, aynı Cumhurbaşkanı, benzer bir değişikliği daha önce onaylamıştı. Hem de sırf Apo için... Hem de iki defa.
Daha önceki hükümetin AB'den gelebilecek eleştirilerin önünü kesmek için Öcalan'ın yargılanması esnasında DGM'de askeri hakimin bulundurulmasını değiştiren Anayasa maddesini, Sezer onaylamıştı.
Yine, Apo'yu kurtarmak amacı ile idam cezasının kaldırılmasını hiç itiraz etmeden onaylamıştı.
Bu çifte standardı millet kabul etmez.
Doğrusu, Sezer, Erdoğan'ın önünü tıkamak için toplum vicdanını rahatsız eden zorlamalara niçin başvuruyor, anlamış değilim.
Eğer, Erdoğan'ın başbakan olması sakıncalı bulunuyordu ise, niçin seçimlere sokuldu?
Bu saatten sonra Erdoğan'ın önünü tıkamak, ancak siyasi istikrarsızlığa katkı sağlar.
AKP, devlet çelme taktıkça dışarıya abanıyor. Küresel güçlere abandıkça, dış güçlerin iştahı kabarıyor.
Oysa, milletimizin özlemi: devlet-millet, sivil-asker, bir vücut olarak dış güçlere karşı dimdik ayakta durması.
Başka türlü, milletin meselelerinin bir çözümü var mı?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
İbrahim Berk / diğer yazıları
- Cübbe düştü haç göründü / 07.01.2020
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014
- Darbe fragmanı / 22.07.2016
- Suriye bumerangı / 24.02.2016
- AKP'nin hali pürmelali / 17.02.2016
- Atlantik'in iki yakasından Türkiye'nin görünümü / 22.10.2015
- Stratejik derinlikte çırpınan Türkiye / 18.09.2015
- Ya felakete, ya felaha / 05.09.2015
- Teröristleri takviye Mehmetçiği tasfiye operasyonu / 25.02.2015
- AKP IŞİD'i niçin vuramaz? / 15.10.2014
- Kuklalar düşünemez / 09.10.2014