Çok şey mi istiyoruz? Olmayacak, olamayacak, imkansız bir talepte mi bulunuyoruz? Yoksa hakkımız olmayan bir arzunun peşinde miyiz? Bizim olmayan bir mirasa, bir kültür mirasına bedavadan konmak mı istiyoruz?
Biz bu ülkenin vatandaşları değil miyiz? İstanbul bu ülkenin şehirlerinden bir şehir değil mi? Sultanahmet gibi, Süleymaniye gibi, Ayasofya da bizim değil mi? Beş yüz sene minarelerinden Ezan-ı Muhammedi yankılanan Ayasofya Camii'nin suskunluğuna, mahzunluğuna son verilmesini istememiz aşırı bir istek midir? Beş yüz elli sene önce, "Ne güzel komutan, ne güzel asker" şeklindeki Peygamber medhiyesine mazhar olarak İstanbul'u fetheden mümtaz şahsiyetler bizim ecdadımız değil mi? Biz onların varisleri değil miyiz? Varislerin baş vazifesi, miras aldıkları emanetlere dört elle sarılıp sahip çıkmak değil midir?
İmam-hatip mezunu olan başbakanımızın, yüzünü, bir sefer de bize çevirmesini, millete döndürmesini bekliyoruz. Bir adım da millet adına atmasını arzu ediyoruz.
Fener Rum Patriği, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılacağına dair başbakanımızdan aldığı müjdeyi, ülke ülke dolaşıp dindaşlarına dağıtıyor. '33 yıllık hasret bitiyor, okulumuz açılıyor' diye ağzı kulaklarına varıyor. Peki bizim hasretimiz ne zaman bitecek? Ayasofya'nın esareti ne zaman bitecek?
Ayasofya'nın dört minaresinden ezan seslerinin yankılandığını, binlerce müslümanın saf tutup namaza durduğunu, kubbelerinde tekbir seslerinin yankılandığını ne zaman duyacağız? Anadolu böyle bir haberi hasretle bekliyor. Belki o zaman, mahallesinde, kasabasında, oturduğu apartmanın altında açılan kilise-evlerin vicdanında oluşturduğu acıyı, sancıyı birazcık unutur. Ayasofya'da ezanların okunmaya başlandığını duyarak kendine gelir, moralini düzeltir de, emperyalizmin öncü kuvvetleri olan misyonerlerin yıkıcı faaliyetlerine karşı çıkar, savunmaya geçer.
Terörist yetiştirdiği tarihen sabit olan bir azınlık okulunu açmak için, patriğin önderliğinde bir avuç Rum vatandaşın gayretini, koşuşturmasını, telaşını, kapıları aşındırmasını görüyoruz, takip ediyoruz bir de, Fatih dedesinin camiye çevirip Fetih hediyesi olarak armağan ettiği, kıyamete kadar cami olarak kalmasını vasiyet ettiği Ayasofya'nın zincire vurulmuş olması gerçeği karşısında yetmiş milyonun suskunluğunu, sessizliğini, ilgisiz ve bilgisizliğini müşahade ediyoruz ve kahroluyoruz.
İmam-hatip mezunu bir başbakan devr-i iktidarında Rumlar ruhban okullarını açacaklar da yetmiş milyonluk Müslüman Türk Milleti zincire vurulmuş ve mahzun bekleyen Ayasofyalarını açamayacaklar, esaretine son veremeyecekler!
Olacak iş mi?
Biz bu ülkenin vatandaşları değil miyiz? İstanbul bu ülkenin şehirlerinden bir şehir değil mi? Sultanahmet gibi, Süleymaniye gibi, Ayasofya da bizim değil mi? Beş yüz sene minarelerinden Ezan-ı Muhammedi yankılanan Ayasofya Camii'nin suskunluğuna, mahzunluğuna son verilmesini istememiz aşırı bir istek midir? Beş yüz elli sene önce, "Ne güzel komutan, ne güzel asker" şeklindeki Peygamber medhiyesine mazhar olarak İstanbul'u fetheden mümtaz şahsiyetler bizim ecdadımız değil mi? Biz onların varisleri değil miyiz? Varislerin baş vazifesi, miras aldıkları emanetlere dört elle sarılıp sahip çıkmak değil midir?
İmam-hatip mezunu olan başbakanımızın, yüzünü, bir sefer de bize çevirmesini, millete döndürmesini bekliyoruz. Bir adım da millet adına atmasını arzu ediyoruz.
Fener Rum Patriği, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılacağına dair başbakanımızdan aldığı müjdeyi, ülke ülke dolaşıp dindaşlarına dağıtıyor. '33 yıllık hasret bitiyor, okulumuz açılıyor' diye ağzı kulaklarına varıyor. Peki bizim hasretimiz ne zaman bitecek? Ayasofya'nın esareti ne zaman bitecek?
Ayasofya'nın dört minaresinden ezan seslerinin yankılandığını, binlerce müslümanın saf tutup namaza durduğunu, kubbelerinde tekbir seslerinin yankılandığını ne zaman duyacağız? Anadolu böyle bir haberi hasretle bekliyor. Belki o zaman, mahallesinde, kasabasında, oturduğu apartmanın altında açılan kilise-evlerin vicdanında oluşturduğu acıyı, sancıyı birazcık unutur. Ayasofya'da ezanların okunmaya başlandığını duyarak kendine gelir, moralini düzeltir de, emperyalizmin öncü kuvvetleri olan misyonerlerin yıkıcı faaliyetlerine karşı çıkar, savunmaya geçer.
Terörist yetiştirdiği tarihen sabit olan bir azınlık okulunu açmak için, patriğin önderliğinde bir avuç Rum vatandaşın gayretini, koşuşturmasını, telaşını, kapıları aşındırmasını görüyoruz, takip ediyoruz bir de, Fatih dedesinin camiye çevirip Fetih hediyesi olarak armağan ettiği, kıyamete kadar cami olarak kalmasını vasiyet ettiği Ayasofya'nın zincire vurulmuş olması gerçeği karşısında yetmiş milyonun suskunluğunu, sessizliğini, ilgisiz ve bilgisizliğini müşahade ediyoruz ve kahroluyoruz.
İmam-hatip mezunu bir başbakan devr-i iktidarında Rumlar ruhban okullarını açacaklar da yetmiş milyonluk Müslüman Türk Milleti zincire vurulmuş ve mahzun bekleyen Ayasofyalarını açamayacaklar, esaretine son veremeyecekler!
Olacak iş mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025