AB'deki Türklerin
çalışmaları ve nüfus
sorunları
AB'deki Türkler orta sınıfı oluşturmaktadır. Onlar turizm, inşaat, ticaret, sanayi, telekomünikasyon ve benzeri dallarda iş gücü sahibi olarak önemli bir potansiyeli oluşturmaktadır.
Yakında bu işlerin karşılanması için yeni genç nüfusa istek olacağı da bildirilmektedir. Bunun da ancak Türkiye'den karşılanabileceği gerçeği de aşikardır. Bunun beraber Türkiye'nin 74 milyonluk nüfusu AB'yi düşündürmekte; hatta korkutmaktadır. Çünkü onlar Müslüman nüfusun AB içinde çoğalmasını istememektedir. Alacakların Türklerin de entegrasyonunu (bütünleşmesini - Almanlaşması ve Hıristiyanlaşmasını) da sağlamaya çalışmaktadır. Bunun ise 74 milyonluk bir nüfusa uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorlar ve böylece bir düşünce ve fikir çıkmazına girmektedirler!
AB'nin 20 yılda şu andaki iş gücünün beşte birini kaybedeceği düşünülmektedir. Ondan sonraki yıllarda bu kayıpların iki katına çıkacağı da hesaplanmaktadır. Mesela 2000 yılında 20-44 yaşındaki nüfus 165 milyon iken 2025 yılında 135 milyona inecektir. Türkiye'de ise bu nüfus aynı dönem içinde 26 milyondan 33 milyona çıkacaktır. Türkiye'nin aynı zamanda nüfusu da 80 milyonun çok üstüne çıkacağından Almanya'yı da geride bırakacaktır. O zaman da AB nüfusunun yaklaşık olarak % 15'ini oluşturacaktır.
Türk dış politikası
ve kırmızı çizgiler
AB'nin bizden tam olarak ne istediğini idrak eden acaba aramızda kaç kişi bulunabilir? Bunu kendimize sormamız ve bunun üzerine düşünmemiz gerekmektedir.
Mesela nelerden vazgeçebiliriz? İsteklerinde neleri verebiliriz, neleri vermeyebiliriz? Bunu iyicene acaba tespit ettik mi? Bu durumlarda kırmızı çizgilerimiz var mı? Kesin sınırımız var mı?
Mesela Kıbrıs politikasında bir kırmızı çizgimiz vardı:
1 - Londra Zürih 1960 antlaşmasında Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa Kıbrıs'ın da üye olamayacağı yazılıydı.
Daha önceki bir başbakanlarımız tarafında (1995 tarihinde) Gümrük Birliği Antlaşmasını yapmak için bu durumdan vazgeçtik! Ve hiçbir yardım almadan en son yapılacak işlemi Gümrük Birliği'ni kabul ederek Türkiye'ye çok büyük kayıplara sebep oldu.
2 - İkici tezimiz ise: Kıbrıs Davası toplumlararası çözümle halledilir deniliyordu. Ancak 1999'da Helsinki'de 2002 yılına kadar bu halledilmezse AB'nin konuya dahil edilmesi kabul edildi.
3 - Ege kıta sahanlığı sorunu: Yunanistan'ın kara sularını 12 mile çıkarmasını savaş ilanı sayacağımızı da ilan etmiştik. Tezimize göre Yunanistan'la bu konuyu ikili halletmemizi ön görüyorduk. Ama Helsinki Antlaşması'nda bu sorun 2004 yılına kadar halledilmezse, Yunanistan'ın konuyu Lahey Adalet Divanı'na götürmesini kabul ettik.
4 - Fırat ve Dicle sularının ve üzerindeki barajların kullanımı tabii ki kendimize aittir. Ama AB'nin ön koşulu olarak bu suların ve barajların AB tarafında kullanma hakkı mevcuttur. Türkiye'nin tezi sınır komşularıyla konuşarak bu su konusunu halletmektir. Eğer bu konudaki tartışmayı kabul ederse o zaman bu konudan da vazgeçilmiş olacaktır. Tartışmak istemiyoruz demek de mümkün değil! Milletlerin tartışmayı açamayacağı prensipleri vardır. Bunlar açılırsa o zaman o prensipten peşinen vazgeçmiş olur! Mesela zamanında Kars, Ardahan ve Sarıkamış'ı Ruslara verilmesini istemişti. Boğazların ortak kullanılmasını talep etmişti. O zamanki Dışişleri bakanı bu notayı hemen reddetmiş ve kabul bile etmemiştir!
Not: Konu tartışmaya açıldığından itibaren kabul edilmiş duruma gelmektedir. Tartışmalarda sadece kabul şartları tartışılır! Mesela Cebelitarık için İngiltere'yi kimse tartışmaya çağırmamakta ve çağıramamaktadır! BASK konusunu İspanyol Meclisi'nde, Korsika'nın Fransız'ların bulunduğu Meclis'te tartışmak kesinlikle söz konusu olmamaktadır. Avrupalılar kendi kırmızı çizgilerine kesinlik sahip çıkmaktadırlar!
Mesela AB devletleri böyle iken bizim barajlarımızı ve sularımızın idaresini isteme cüretini nereden buluyorlar?
Bunun yanında bu ilerleme raporunda her şey karman çorman olmuş. Kıbrıs'ın dayatması var mı, yok mu? Aleviliğin azınlık olarak tanınması var mı, yok mu? Patriğin Ekümenik dayatması var mı, yok mu? Ruhban Okulu dayatması var mı, yok mu? Ermeni konuları, serbest dolaşım konuları, yeni yeni azınlıkların ihdası ve daha birçok ortada dolaşan ve konuşulan konuların AB tarafında ciddi, dayatmaları var mı, yok mu bunların bir an önce millete aydınlatılması gerekir!
Mesela Lahey Yunanistan'ın 12 mil konusunu kabul edilirse bu konu hala savaş nedeni olarak kabul edilecek mi, edilmeyecek mi? Savaşırsak kime karşı savaşacağız? Sadece Yunanistan'a mı, tüm AB'ye karşı mı?
Bunun yanında Türkiye'nin tüm dış siyasetini de kendileri yönetmek ve kontrol altına almak istiyorlar. Buna da müsaade edilecek mi: Mesela Irak-Suriye-İran ve diğer komşu ülke siyasetimize karışmak istiyorlar. Buna da müsaade edecek miyiz?
AB'nin bu bitmez tükenmez isteklerine ne zaman set çekeceğiz veya çekebileceğiz? Bunu da açıklığa bir an önce kavuşturmak gerekir. Aksi halde milletin tedirginliği devam edecektir.
çalışmaları ve nüfus
sorunları
AB'deki Türkler orta sınıfı oluşturmaktadır. Onlar turizm, inşaat, ticaret, sanayi, telekomünikasyon ve benzeri dallarda iş gücü sahibi olarak önemli bir potansiyeli oluşturmaktadır.
Yakında bu işlerin karşılanması için yeni genç nüfusa istek olacağı da bildirilmektedir. Bunun da ancak Türkiye'den karşılanabileceği gerçeği de aşikardır. Bunun beraber Türkiye'nin 74 milyonluk nüfusu AB'yi düşündürmekte; hatta korkutmaktadır. Çünkü onlar Müslüman nüfusun AB içinde çoğalmasını istememektedir. Alacakların Türklerin de entegrasyonunu (bütünleşmesini - Almanlaşması ve Hıristiyanlaşmasını) da sağlamaya çalışmaktadır. Bunun ise 74 milyonluk bir nüfusa uygulanmasının zor olduğunu düşünüyorlar ve böylece bir düşünce ve fikir çıkmazına girmektedirler!
AB'nin 20 yılda şu andaki iş gücünün beşte birini kaybedeceği düşünülmektedir. Ondan sonraki yıllarda bu kayıpların iki katına çıkacağı da hesaplanmaktadır. Mesela 2000 yılında 20-44 yaşındaki nüfus 165 milyon iken 2025 yılında 135 milyona inecektir. Türkiye'de ise bu nüfus aynı dönem içinde 26 milyondan 33 milyona çıkacaktır. Türkiye'nin aynı zamanda nüfusu da 80 milyonun çok üstüne çıkacağından Almanya'yı da geride bırakacaktır. O zaman da AB nüfusunun yaklaşık olarak % 15'ini oluşturacaktır.
Türk dış politikası
ve kırmızı çizgiler
AB'nin bizden tam olarak ne istediğini idrak eden acaba aramızda kaç kişi bulunabilir? Bunu kendimize sormamız ve bunun üzerine düşünmemiz gerekmektedir.
Mesela nelerden vazgeçebiliriz? İsteklerinde neleri verebiliriz, neleri vermeyebiliriz? Bunu iyicene acaba tespit ettik mi? Bu durumlarda kırmızı çizgilerimiz var mı? Kesin sınırımız var mı?
Mesela Kıbrıs politikasında bir kırmızı çizgimiz vardı:
1 - Londra Zürih 1960 antlaşmasında Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa Kıbrıs'ın da üye olamayacağı yazılıydı.
Daha önceki bir başbakanlarımız tarafında (1995 tarihinde) Gümrük Birliği Antlaşmasını yapmak için bu durumdan vazgeçtik! Ve hiçbir yardım almadan en son yapılacak işlemi Gümrük Birliği'ni kabul ederek Türkiye'ye çok büyük kayıplara sebep oldu.
2 - İkici tezimiz ise: Kıbrıs Davası toplumlararası çözümle halledilir deniliyordu. Ancak 1999'da Helsinki'de 2002 yılına kadar bu halledilmezse AB'nin konuya dahil edilmesi kabul edildi.
3 - Ege kıta sahanlığı sorunu: Yunanistan'ın kara sularını 12 mile çıkarmasını savaş ilanı sayacağımızı da ilan etmiştik. Tezimize göre Yunanistan'la bu konuyu ikili halletmemizi ön görüyorduk. Ama Helsinki Antlaşması'nda bu sorun 2004 yılına kadar halledilmezse, Yunanistan'ın konuyu Lahey Adalet Divanı'na götürmesini kabul ettik.
4 - Fırat ve Dicle sularının ve üzerindeki barajların kullanımı tabii ki kendimize aittir. Ama AB'nin ön koşulu olarak bu suların ve barajların AB tarafında kullanma hakkı mevcuttur. Türkiye'nin tezi sınır komşularıyla konuşarak bu su konusunu halletmektir. Eğer bu konudaki tartışmayı kabul ederse o zaman bu konudan da vazgeçilmiş olacaktır. Tartışmak istemiyoruz demek de mümkün değil! Milletlerin tartışmayı açamayacağı prensipleri vardır. Bunlar açılırsa o zaman o prensipten peşinen vazgeçmiş olur! Mesela zamanında Kars, Ardahan ve Sarıkamış'ı Ruslara verilmesini istemişti. Boğazların ortak kullanılmasını talep etmişti. O zamanki Dışişleri bakanı bu notayı hemen reddetmiş ve kabul bile etmemiştir!
Not: Konu tartışmaya açıldığından itibaren kabul edilmiş duruma gelmektedir. Tartışmalarda sadece kabul şartları tartışılır! Mesela Cebelitarık için İngiltere'yi kimse tartışmaya çağırmamakta ve çağıramamaktadır! BASK konusunu İspanyol Meclisi'nde, Korsika'nın Fransız'ların bulunduğu Meclis'te tartışmak kesinlikle söz konusu olmamaktadır. Avrupalılar kendi kırmızı çizgilerine kesinlik sahip çıkmaktadırlar!
Mesela AB devletleri böyle iken bizim barajlarımızı ve sularımızın idaresini isteme cüretini nereden buluyorlar?
Bunun yanında bu ilerleme raporunda her şey karman çorman olmuş. Kıbrıs'ın dayatması var mı, yok mu? Aleviliğin azınlık olarak tanınması var mı, yok mu? Patriğin Ekümenik dayatması var mı, yok mu? Ruhban Okulu dayatması var mı, yok mu? Ermeni konuları, serbest dolaşım konuları, yeni yeni azınlıkların ihdası ve daha birçok ortada dolaşan ve konuşulan konuların AB tarafında ciddi, dayatmaları var mı, yok mu bunların bir an önce millete aydınlatılması gerekir!
Mesela Lahey Yunanistan'ın 12 mil konusunu kabul edilirse bu konu hala savaş nedeni olarak kabul edilecek mi, edilmeyecek mi? Savaşırsak kime karşı savaşacağız? Sadece Yunanistan'a mı, tüm AB'ye karşı mı?
Bunun yanında Türkiye'nin tüm dış siyasetini de kendileri yönetmek ve kontrol altına almak istiyorlar. Buna da müsaade edilecek mi: Mesela Irak-Suriye-İran ve diğer komşu ülke siyasetimize karışmak istiyorlar. Buna da müsaade edecek miyiz?
AB'nin bu bitmez tükenmez isteklerine ne zaman set çekeceğiz veya çekebileceğiz? Bunu da açıklığa bir an önce kavuşturmak gerekir. Aksi halde milletin tedirginliği devam edecektir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Cahit Babuna / diğer yazıları
- Batı kültüründe toplumsal çöküş -2- / 22.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006
- Batı kültüründe toplumsal çöküş / 21.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 20.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler -2- / 19.10.2006
- Ramazan'da kazanılan değerler / 18.10.2006
- Oruç tutmak, aç kalmak değildir / 15.10.2006
- Ramazan-ı Şerif temizlenme ayı / 14.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 09.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -4- / 08.10.2006
- İbadetin insan sağlığına faydaları -3- / 07.10.2006