Gam yükünün kervanında ne yok ki?
Dertler var demet demet, hüzün var dağlar gibi, gözyaşları seller gibi, Anadolu yaylasında şimdilerde dağlar da ağlar gibi.
Gencecik fidanlarını al bayrağa sarılı tabutlarla karşılayan anaların feryadına, anaların ve anne adaylarının göz yaşlarına ortak olmak için, onların dert yükünü paylaşmak için sanki bütün bir tabiat hareket halinde.
Hepsi de, kendi hal lisanları ile, şairin; "Çekemem bu yükü bölek seninle" teklifine "hay hay" diyerek iştirak etmektedirler bu tarifsiz acılara.
Mevsimin nevbahara evrildiği, iklimin yavaş yavaş karakıştan yaza doğru çevrildiği bir zaman diliminde sanki erimekte olan kar ve buz kütleleri de ağlayan şehit analarının göz yaşlarına katılmak için acele etmektedirler.
Koca koca kayaların bağrından asırlardır fışkıran sular da sanki anaların, sanki genç gelinlerin, nişanlıların, bebeklerin göz yaşlarına eşlik edercesine yanık yanık sesler çıkarıyorlar, sanki başını taştan taşa vurarak akan suyun da bir derdi var.
Erzurum'dan, Dumlu Dağlarından doğan Fırat Nehri de sanki bu bahar daha delice ve daha dertlice akmaktadır.
Fuzuli'ye nice rahmetler olsun, "Su Kasidesi" ile yüz yıllar evvel suyun feryadına tercüman olmuş, şehitler şahı Hz. Hüseyin'in feryadına, acısına ve hüznüne ortak olan suları konuşturmuş.
Biz de bilmem ne cesaretle, tutmuş "Su Kasidesine Nazire" diye bir şeyler yazmışız:
Rengi al al olmuş feryadı arşa çıkar
Almış başını gider hangi diyara su
Yüklenmiş nice yar ve de yaralıları
Vermez hiç kimseye, götürür huzura su
Dağlar inler eleminden, ağlar vadiler
Söyler derdini bir bir dağlara taşlara su
Bağrına basmış gençleri ve gelinleri
Saçlarını dahi göstermez ağyare su
Başını çarpar taşlara, süzülür bazen
Çağın derin yarasına arar çare su
Buhar sarmış yüzünü, çözülmüş buzlar
Zulmün cehenneminde yanmış ah nare su
Kanları çiğnenmesin diye şehitlerin
Döküp gözyaşını taşar sokaklara su
Zulüm girdi bağa, soldu bir nice güller
Su alır şehitlerden verir gülzare su
Nahcivan'da civanlar, Gence'de gençler çün
Çarparak kılmış başını pare pare su
Azerbaycan'da küfrün kan akıttığını
Söyler durur hem yâre, hem de ağyare su.
Dertler var demet demet, hüzün var dağlar gibi, gözyaşları seller gibi, Anadolu yaylasında şimdilerde dağlar da ağlar gibi.
Gencecik fidanlarını al bayrağa sarılı tabutlarla karşılayan anaların feryadına, anaların ve anne adaylarının göz yaşlarına ortak olmak için, onların dert yükünü paylaşmak için sanki bütün bir tabiat hareket halinde.
Hepsi de, kendi hal lisanları ile, şairin; "Çekemem bu yükü bölek seninle" teklifine "hay hay" diyerek iştirak etmektedirler bu tarifsiz acılara.
Mevsimin nevbahara evrildiği, iklimin yavaş yavaş karakıştan yaza doğru çevrildiği bir zaman diliminde sanki erimekte olan kar ve buz kütleleri de ağlayan şehit analarının göz yaşlarına katılmak için acele etmektedirler.
Koca koca kayaların bağrından asırlardır fışkıran sular da sanki anaların, sanki genç gelinlerin, nişanlıların, bebeklerin göz yaşlarına eşlik edercesine yanık yanık sesler çıkarıyorlar, sanki başını taştan taşa vurarak akan suyun da bir derdi var.
Erzurum'dan, Dumlu Dağlarından doğan Fırat Nehri de sanki bu bahar daha delice ve daha dertlice akmaktadır.
Fuzuli'ye nice rahmetler olsun, "Su Kasidesi" ile yüz yıllar evvel suyun feryadına tercüman olmuş, şehitler şahı Hz. Hüseyin'in feryadına, acısına ve hüznüne ortak olan suları konuşturmuş.
Biz de bilmem ne cesaretle, tutmuş "Su Kasidesine Nazire" diye bir şeyler yazmışız:
Rengi al al olmuş feryadı arşa çıkar
Almış başını gider hangi diyara su
Yüklenmiş nice yar ve de yaralıları
Vermez hiç kimseye, götürür huzura su
Dağlar inler eleminden, ağlar vadiler
Söyler derdini bir bir dağlara taşlara su
Bağrına basmış gençleri ve gelinleri
Saçlarını dahi göstermez ağyare su
Başını çarpar taşlara, süzülür bazen
Çağın derin yarasına arar çare su
Buhar sarmış yüzünü, çözülmüş buzlar
Zulmün cehenneminde yanmış ah nare su
Kanları çiğnenmesin diye şehitlerin
Döküp gözyaşını taşar sokaklara su
Zulüm girdi bağa, soldu bir nice güller
Su alır şehitlerden verir gülzare su
Nahcivan'da civanlar, Gence'de gençler çün
Çarparak kılmış başını pare pare su
Azerbaycan'da küfrün kan akıttığını
Söyler durur hem yâre, hem de ağyare su.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025