Resûlullah'ın katında en sevgili olanlar
Resûlullah Hz. Fâtıma ve Hz. Ali'yi kastederek buyurdu ki: "Allah'ım! Bu ikisi, yaratıklarının Benim yanımda en sevimli olanlarıdırlar, onları sev, evlatlarını çok bereketli et, kendi tarafından onlara bir muhafız kıl, Ben onların her ikisini ve evlatlarını kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum' buyurdu"
01.08.2021 11:30:00





Ebu Vasile şöyle diyor: Bir gün Ömer bin Hattab bana; "Yakına gel de Ali'nin şecaat ve yiğitliğini sana anlatayım" dedi. Yanına yaklaşınca şöyle dedi: "Uhud savaşında kaçmamak için Peygamberle ahidleşmiştik; bizden kaçan sapık, bizden ölen ise şehit ve Peygamber de onun ailesinin sorumlusu ve himayecisi olacaktı. Savaş zamanı aniden, her biri yüz savaşçıya bedel olan yüz şecaatli komutan grup bize saldırdılar; öyle ki artık biz savaş gücünü kaybettik, perişan bir vaziyette savaş alanından kaçtık. Bu sırada Ali'yi gördüm, güçlü bir arslan gibi yerden biraz kum avuçlayıp yüzümüze serpti ve şöyle dedi: 'Yüzünüz çirkin ve kara olsun! Nereye kaçıyorsunuz?' Biz bu sözlerle savaş meydanına dönmedik, bu defa bize saldırdı, elindeki kılıçtan kan damlıyordu, şöyle feryat etti: 'Siz biat edip biatinizi bozdunuz. Allah'a and olsun ki, sizler öldürülmeye kafirlerden daha layıksınız.' Ali'nin gözlerine baktım, sanki iki zeytin meşalesi gibi ateş saçıyordu veya kanla dolu iki kâse gibi idi. Bize saldırdığı takdirde hepimizi öldüreceğine yakîn ettim. Bundan dolayı ben herkesten daha önce ona doğru koşup şöyle dedim: 'Ey Ebe'l-Hasan! Allah aşkına! Allah aşkına! Araplar savaşta bazen kaçıyor, bazen de saldırıyorlar ve yeni saldırı kaçmanın hasarını telafi ediyor.' Güya kendisini kontrol etti, yüzünü bizden çevirdi. O zamandan şimdiye kadar, Ali'nin o günkü heybetinden kalbime işleyen vahşeti asla unutmamışım!"
(Biharu'l-Envar, c.20, s.52; c.41 s.73).
Zahhak bin Mezahim, Hz. Ali'den onun şöyle buyurduğunu naklediyor: "Ashabdan bazıları benim yanıma gelerek şöyle dediler: 'Peygamber'in (s.a.a) huzuruna varıp Fâtıma hakkında O'nunla konuşsan ne olur?' Ben Peygamber'in (s.a.a) huzuruna gittim, beni gördüklerinde gülümseyip şöyle buyurdular: 'Ya Ali! Niçin gelmişsin? Ne istiyorsun?' Ben akrabalığımızdan, ilk Müslüman olmamdan ve O'nun yanındaki cihadlarımdan söz ettim.
Resûlullah (s.a.a) buyurdular ki: 'Doğru söyledin, söylediğinden bile daha üstünsün.'
Bunun üzerine, 'Ya Resûlallah! Fâtıma'nın bana eş olmasını kabul ediyor musunuz?' diye arz etim.
Resûlullah (s.a.a) buyurdular ki: 'Ya Ali! Senden önce de Fâtıma'yı istemeğe geldiler, mevzuu Fâtıma'ya söylediğimde yüzünden razı olmadığı okunuyordu. Şimdi sen burada bekle, ben tekrar döneceğim.' Resûlullah (s.a.a) Fâtıma'nın yanına gittiğinde, Fâtıma (babasını görünce) hemen yerinden kalkıp abasını omzundan aldı, ayakkabısını çıkardı, ayaklarını yıkaması için su getirdi ve ayaklarını yıkadıktan sonra geçip kendi yerinde oturdu.
Sonra Resûlullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Ali bin Ebi Tâlib öyle bir kimsedir ki, sen onun akrabalık, fazilet ve İslamiyetinden iyice haberdarsın, ben de Allah'tan istemiştim ki onu kendi katında en iyi ve sevimli birisiyle seni evlendirsin, şimdi o seni istemek için gelmiştir.' Bu esnada Fâtıma sustu ve yüzünü geri çevirmedi. Resûlullah (s.a.a) Fâtıma'nın yüzünde herhangi bir rahatsızlık (razı olmamak eseri) hissetmediğini görünce yerinden kalkıpü 'Allahuekber! Fâtıma'nın susması onun razı olduğunun nişanesidir' buyurdular.
Sonra Cebrail Resûlullah'ın yanına gelip şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Fâtıma'yı Ali'yle nikahla! Allah Teâlâ, Fâtıma'yı Ali için, Ali'yi de Fâtıma için beğenmiştir.'
İşte böylece Peygamber (s.a.a) Fâtıma'yı benimle evlendirdi. Sonra Resûlullah (s.a.a) benim yanıma gelip elimi tutarak şöyle buyurdular: 'Allah'ın adıyla kalk ve şöyle de: Ala bereketin vema şaallah'u, la havle illa billahi tevekkeltu aleyhi/Bereket üzere, Allah'ın isteği üzerine, güçler ancak Allah iledir, Allah'a tevekkül ettim.'
Sonra beni Fâtıma'nın yanına götürüp, 'Allah'ım! Bu ikisi, yaratıklarının Benim yanımda en sevimli olanlarıdırlar, onları sev, evlatlarını çok bereketli et, kendi tarafından onlara bir muhafız kıl, Ben onların her ikisini ve evlatlarını kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum' buyurdu."
(Biharu'l-Envar, c.43, s.93).
(Biharu'l-Envar, c.20, s.52; c.41 s.73).
Zahhak bin Mezahim, Hz. Ali'den onun şöyle buyurduğunu naklediyor: "Ashabdan bazıları benim yanıma gelerek şöyle dediler: 'Peygamber'in (s.a.a) huzuruna varıp Fâtıma hakkında O'nunla konuşsan ne olur?' Ben Peygamber'in (s.a.a) huzuruna gittim, beni gördüklerinde gülümseyip şöyle buyurdular: 'Ya Ali! Niçin gelmişsin? Ne istiyorsun?' Ben akrabalığımızdan, ilk Müslüman olmamdan ve O'nun yanındaki cihadlarımdan söz ettim.
Resûlullah (s.a.a) buyurdular ki: 'Doğru söyledin, söylediğinden bile daha üstünsün.'
Bunun üzerine, 'Ya Resûlallah! Fâtıma'nın bana eş olmasını kabul ediyor musunuz?' diye arz etim.
Resûlullah (s.a.a) buyurdular ki: 'Ya Ali! Senden önce de Fâtıma'yı istemeğe geldiler, mevzuu Fâtıma'ya söylediğimde yüzünden razı olmadığı okunuyordu. Şimdi sen burada bekle, ben tekrar döneceğim.' Resûlullah (s.a.a) Fâtıma'nın yanına gittiğinde, Fâtıma (babasını görünce) hemen yerinden kalkıp abasını omzundan aldı, ayakkabısını çıkardı, ayaklarını yıkaması için su getirdi ve ayaklarını yıkadıktan sonra geçip kendi yerinde oturdu.
Sonra Resûlullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu: "Ali bin Ebi Tâlib öyle bir kimsedir ki, sen onun akrabalık, fazilet ve İslamiyetinden iyice haberdarsın, ben de Allah'tan istemiştim ki onu kendi katında en iyi ve sevimli birisiyle seni evlendirsin, şimdi o seni istemek için gelmiştir.' Bu esnada Fâtıma sustu ve yüzünü geri çevirmedi. Resûlullah (s.a.a) Fâtıma'nın yüzünde herhangi bir rahatsızlık (razı olmamak eseri) hissetmediğini görünce yerinden kalkıpü 'Allahuekber! Fâtıma'nın susması onun razı olduğunun nişanesidir' buyurdular.
Sonra Cebrail Resûlullah'ın yanına gelip şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Fâtıma'yı Ali'yle nikahla! Allah Teâlâ, Fâtıma'yı Ali için, Ali'yi de Fâtıma için beğenmiştir.'
İşte böylece Peygamber (s.a.a) Fâtıma'yı benimle evlendirdi. Sonra Resûlullah (s.a.a) benim yanıma gelip elimi tutarak şöyle buyurdular: 'Allah'ın adıyla kalk ve şöyle de: Ala bereketin vema şaallah'u, la havle illa billahi tevekkeltu aleyhi/Bereket üzere, Allah'ın isteği üzerine, güçler ancak Allah iledir, Allah'a tevekkül ettim.'
Sonra beni Fâtıma'nın yanına götürüp, 'Allah'ım! Bu ikisi, yaratıklarının Benim yanımda en sevimli olanlarıdırlar, onları sev, evlatlarını çok bereketli et, kendi tarafından onlara bir muhafız kıl, Ben onların her ikisini ve evlatlarını kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum' buyurdu."
(Biharu'l-Envar, c.43, s.93).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.