Özgül AYDIN
Elimde www.dualar.com tarafından hazırlanmış Dua Gülü adlı bir kitapçık var. Asıl konumuzdan, ilerleyen satırlarda bahsedeceğiz ama önce aynı kaynakta yeralan "Hz. Musa'nın Birinci Duası" başlıklı yazıyı önemine binaen sizin de okumanızı istiyorum:
"Kur'an-ı Hakîm'de en geniş şekilde zikredilen kıssa, Hz. Musa'nın kıssasıdır. Birçok sureye yayılan bu kıssanın en manidar kesitlerinden birini ise, Hz. Musa'nın ilk vahye ve ilk mucizeye mazhar olduğunda yaptığı dua teşkil eder. Rabb'inin hitabına muhatap olup âsâ ve yed-i beyzâ mucizelerine mazhar kılındığı anda, yani Hâliki Zülcelâl tarafından resul olarak vazifelendirildiği dakikada Hz. Musa ancak bir Resûl'ün sergileyebileceği bir davranış sergiler ve her mü'min için örnek teşkil edecek bir duada bulunur. Bu, Tâhâ suresinde zikri geçen ve "Rabb'im! Göğsümü genişlet!" diye meallendirilen duadır. Bu duadan öğrenildiği üzere, hakikatin hakikaten tebliğcisi olmak zordur. Bu; sabırsız, asabî, çabucak darılan, kolayca üzülen, çarçabuk ümitsizliğe düşen, kolaylıkla vazgeçen insanların harcı değildir. Hakikatın tebliği hengâmında, iç karartan ve göğüs daraltan her türlü söz ve davranışa maruz kalınacaktır (...) Hakikat yolcusunun, hakikatın hakkıyla tebliğine karşı haksızlardan gelecek bütün muamelelere göğüs gerebilmek, dayanabilmek ve direnebilmek için yüreğini geniş tutmaya ihtiyacı vardır. Bir insan olarak pekâlâ sıkılıp daralabileceği bu anlarda dahi sabır, azim ve sebat ile tebliğine devam edebilmesi; bu sıkılıp daralmalar ile geri adım atmalardan yahut yanlış adımlar atmaktan veyahut durakalmaktan azade olabilmesi için, bu yürek ve göğüs genişliği vazgeçilmez bir şarttır. Hz. Musa ilk dua olarak "Rabb'im! Göğsümü aç, genişlet!" derken bu vakıayı da gözler önüne sermektedir." Bu satırlar oldukça manidar ve hakikaten bir hakikat eri için yönünü belirleyen bir pusula, rotasını gösteren bir deniz feneri mesabesinde, Allah hepimize istifade edebilmeyi nasip etsin. Ancak sayfaları arasında Çeçenlerin ve Afganlıların dua çağrılarına yer verilen, Gül Muhammed'den (sav) Gül Duaların zikredildiği ve okudukça gerçekten de insanı öte alemlere taşıyan bu kitapçığın sonlarına doğru gelindiğinde okuyucuyu acı bir sürpriz hatta bir şok bekliyor. Çünkü 7 İklim 7 Dua üst başlığıyla başka din mensuplarının dualarına yer veriliyor son olarak. Ve bundan çok daha enteresan olarak, örnek gösterilen dualardan biri, bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu, misyonerlerin ilki, Hıristiyanlık propagandası uğruna misyonerlerin ikiyüzlü davranması gerektiğini savunan ve "... Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım..." diyen Aziz Pavlus'a ait.
Aziz Pavlus Dua Gülü adlı kitapçıkta yer alan koloseliler için yaptığı duasında şöyle diyor: "... Her şeye sevinçle katlanıp sabredebilmeniz için, O'nun yüce gücüne dayanarak bütün kudretle güçlenmenizi diliyoruz..." İlk bakışta imanın esaslarından olan tevhid ve teslimiyeti hatırlatan bu duanın, Pavlus'un misyon ve öğretisini gözönünde tutarak daha çok, hitap ettiği kimseleri misyonerliğe davete benzediğini düşünmek bazılarına göre öküzün altında buzağı aramak sayılsa da aslında hakikat bundan ibaret. Onun için bir misyonere ait bu sözlerin istılahî manada dua olarak takdim edildiğini görmek hayli üzücü.
Şimdi biraz duanın keyfiyetinden bahsedelim: Her şeyden önce, dua bir ibadettir. Ve bir ibadetin makbul olması için de iman eşliğinde yapılması zarurîdir. Nitekim vekarından ve celalinden korkarak, yüzünü görmemek için şeytanın bile yolunu değiştirdiği Hz. Ömer Efendimiz bir gün kendi dinince ibadetle meşgul olan bir papaz görmüş ve gözyaşları içerisinde şu ayeti okumuştur: "De ki: Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi bir iş yaptıklarını sanan kimselerdir. ... (Yaptıkları işler tamamen boşa çıktığından) kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayız (onlara hiçbir değer vermeyiz)" (Kehf: 103-105).
Dua ibadetin özüdür. Çünkü dua ile insan acziyetini ve muhtaçlığını itiraf eder. Kulluk ise zaten budur. İnsanın Allah karşısında aciz ve muhtaç olduğunun idrakine varmasıdır. Bu cümleden olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "De ki: Eğer duanız olmasa Rabb'im katında ne ehemniyetiniz var?" (Furkan: 77).
Dua bir ibadet ve Allah katında kula kıymet kazandıran bir meziyet olduğuna göre iman nurundan mahrum kimselerin bundan nasiplenmesi mümkün değildir. Şu halde kafirlerin duası istılahî manada dua sayılamaz. Çünkü kulun acziyetini kabullenişi beraberinde Allah'ın güç, kuvvet ve azametini yani tevhidin tasdik ve ikrarını da getirmelidir; duanın keyfiyeti budur. Oysa ki kafirler sadece acziyetlerini ortaya koyuyorlar. Onlarda İslam'ın öngördüğü manada bir tevhid akidesi yok.
Bunun için, duanın bir ibadet olarak çok etkileyici bir üslubla takdim edildiği, hatta imrendirildiği, heveslendirildiği bir kitapçıkta imandan yoksunların dualarına yer verilmesini doğru bulmuyor ve bir okur olarak haklı şikayetimi ilgililere sunuyorum.
Elimde www.dualar.com tarafından hazırlanmış Dua Gülü adlı bir kitapçık var. Asıl konumuzdan, ilerleyen satırlarda bahsedeceğiz ama önce aynı kaynakta yeralan "Hz. Musa'nın Birinci Duası" başlıklı yazıyı önemine binaen sizin de okumanızı istiyorum:
"Kur'an-ı Hakîm'de en geniş şekilde zikredilen kıssa, Hz. Musa'nın kıssasıdır. Birçok sureye yayılan bu kıssanın en manidar kesitlerinden birini ise, Hz. Musa'nın ilk vahye ve ilk mucizeye mazhar olduğunda yaptığı dua teşkil eder. Rabb'inin hitabına muhatap olup âsâ ve yed-i beyzâ mucizelerine mazhar kılındığı anda, yani Hâliki Zülcelâl tarafından resul olarak vazifelendirildiği dakikada Hz. Musa ancak bir Resûl'ün sergileyebileceği bir davranış sergiler ve her mü'min için örnek teşkil edecek bir duada bulunur. Bu, Tâhâ suresinde zikri geçen ve "Rabb'im! Göğsümü genişlet!" diye meallendirilen duadır. Bu duadan öğrenildiği üzere, hakikatin hakikaten tebliğcisi olmak zordur. Bu; sabırsız, asabî, çabucak darılan, kolayca üzülen, çarçabuk ümitsizliğe düşen, kolaylıkla vazgeçen insanların harcı değildir. Hakikatın tebliği hengâmında, iç karartan ve göğüs daraltan her türlü söz ve davranışa maruz kalınacaktır (...) Hakikat yolcusunun, hakikatın hakkıyla tebliğine karşı haksızlardan gelecek bütün muamelelere göğüs gerebilmek, dayanabilmek ve direnebilmek için yüreğini geniş tutmaya ihtiyacı vardır. Bir insan olarak pekâlâ sıkılıp daralabileceği bu anlarda dahi sabır, azim ve sebat ile tebliğine devam edebilmesi; bu sıkılıp daralmalar ile geri adım atmalardan yahut yanlış adımlar atmaktan veyahut durakalmaktan azade olabilmesi için, bu yürek ve göğüs genişliği vazgeçilmez bir şarttır. Hz. Musa ilk dua olarak "Rabb'im! Göğsümü aç, genişlet!" derken bu vakıayı da gözler önüne sermektedir." Bu satırlar oldukça manidar ve hakikaten bir hakikat eri için yönünü belirleyen bir pusula, rotasını gösteren bir deniz feneri mesabesinde, Allah hepimize istifade edebilmeyi nasip etsin. Ancak sayfaları arasında Çeçenlerin ve Afganlıların dua çağrılarına yer verilen, Gül Muhammed'den (sav) Gül Duaların zikredildiği ve okudukça gerçekten de insanı öte alemlere taşıyan bu kitapçığın sonlarına doğru gelindiğinde okuyucuyu acı bir sürpriz hatta bir şok bekliyor. Çünkü 7 İklim 7 Dua üst başlığıyla başka din mensuplarının dualarına yer veriliyor son olarak. Ve bundan çok daha enteresan olarak, örnek gösterilen dualardan biri, bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu, misyonerlerin ilki, Hıristiyanlık propagandası uğruna misyonerlerin ikiyüzlü davranması gerektiğini savunan ve "... Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım..." diyen Aziz Pavlus'a ait.
Aziz Pavlus Dua Gülü adlı kitapçıkta yer alan koloseliler için yaptığı duasında şöyle diyor: "... Her şeye sevinçle katlanıp sabredebilmeniz için, O'nun yüce gücüne dayanarak bütün kudretle güçlenmenizi diliyoruz..." İlk bakışta imanın esaslarından olan tevhid ve teslimiyeti hatırlatan bu duanın, Pavlus'un misyon ve öğretisini gözönünde tutarak daha çok, hitap ettiği kimseleri misyonerliğe davete benzediğini düşünmek bazılarına göre öküzün altında buzağı aramak sayılsa da aslında hakikat bundan ibaret. Onun için bir misyonere ait bu sözlerin istılahî manada dua olarak takdim edildiğini görmek hayli üzücü.
Şimdi biraz duanın keyfiyetinden bahsedelim: Her şeyden önce, dua bir ibadettir. Ve bir ibadetin makbul olması için de iman eşliğinde yapılması zarurîdir. Nitekim vekarından ve celalinden korkarak, yüzünü görmemek için şeytanın bile yolunu değiştirdiği Hz. Ömer Efendimiz bir gün kendi dinince ibadetle meşgul olan bir papaz görmüş ve gözyaşları içerisinde şu ayeti okumuştur: "De ki: Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi bir iş yaptıklarını sanan kimselerdir. ... (Yaptıkları işler tamamen boşa çıktığından) kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayız (onlara hiçbir değer vermeyiz)" (Kehf: 103-105).
Dua ibadetin özüdür. Çünkü dua ile insan acziyetini ve muhtaçlığını itiraf eder. Kulluk ise zaten budur. İnsanın Allah karşısında aciz ve muhtaç olduğunun idrakine varmasıdır. Bu cümleden olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: "De ki: Eğer duanız olmasa Rabb'im katında ne ehemniyetiniz var?" (Furkan: 77).
Dua bir ibadet ve Allah katında kula kıymet kazandıran bir meziyet olduğuna göre iman nurundan mahrum kimselerin bundan nasiplenmesi mümkün değildir. Şu halde kafirlerin duası istılahî manada dua sayılamaz. Çünkü kulun acziyetini kabullenişi beraberinde Allah'ın güç, kuvvet ve azametini yani tevhidin tasdik ve ikrarını da getirmelidir; duanın keyfiyeti budur. Oysa ki kafirler sadece acziyetlerini ortaya koyuyorlar. Onlarda İslam'ın öngördüğü manada bir tevhid akidesi yok.
Bunun için, duanın bir ibadet olarak çok etkileyici bir üslubla takdim edildiği, hatta imrendirildiği, heveslendirildiği bir kitapçıkta imandan yoksunların dualarına yer verilmesini doğru bulmuyor ve bir okur olarak haklı şikayetimi ilgililere sunuyorum.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.