Bazı medya organlarındaki programların, ibadetlerin dinen bir değeri olmadığı şeklindeki iddiaları geniş kitlelerin kuşkuya düşmelerine neden oluyor. Kardeşlik ve barışa ihtiyaç duyduduğumuz günümüzde bu tür yayınlar, toplum psikolojisini de menfi yönde etkilemektedir
n Hukukçu Haydar ZENGİN
Son günlerde Müslüman ve ibadetlerine gönülden bağlı kimselerin birbirlerine ve konu ile ilgili bilgi edinmeyi ümit ettikleri kimseler en çok sordukları sorular şunlardır: Ölmüş bir kimseye Kuran okumak caiz midir? Ve kuran okumanın ölüye bir faydası var mıdır? Sorunun sorulmasına neden Müslümanların özellikle Ramazan ayı içerisinde sevabını ölmüş yakınlarına göndermek üzere "Hatim okuma ve okutma" biçiminde yoğunlaştırdıkları ibadetlerinin boşa gidip gitmeyeceği konusunda kuşkuya düşürülmüş olmalarıdır.
Görsel medyada yapılan bazı programlar ile gazetelerde bu konuda yayımlanan haber ve köşe yazılarında bu tür ibadet ve faaliyetlerinin dinen bir değeri olmadığı şeklindeki iddiaların ileri sürülmesi, geniş kitlelerin kuşkuya düşmelerine neden olduğu gibi cami cemaatı ve aile toplantılarında adeta bu sorulardan başka soru sorulmaz olmuştur. Dinen mukaddes kabul edilen böyle bir dönemde bu tür tereddütlere sebep olmak yanlıştır ve toplum psikolojisini de menfi yönde etkilemektedir. Ayrıca kardeşlik ve barış sağlamanın amaçlandığı Ramazan ayında gereksiz çekişme ve sürtüşmelere yol açmaktadır. Bu nedenlerle konuya gecikmeden açıklık getirmek ve bu tür ibadetleri Ramazan ayında yapmaya önem verdiklerini bildiğimiz inançlı kimseleri, düşürüldükleri bu kuşkulu durumdan kurtarmak ve geniş kitlelerin gönül huzuru ile ibadetlerini yapmalarına katkıda bulunmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Sorunun yanıtı kanımızda en küçük kuşkuya yol açmayacak açık anlamı ile fakat örtülü bir biçimde yine Kur'an-ı Kerim'de mevcuttur. Söylendiği şekilde iddiada bulunan din adamlarının ya da bilginlerinin biraz fazla dikkat ve özen göstermeyi gerektiren, ayrıntı gibi görünen fakat aslında çok önemli olan gerçeği dikkatlerinden kaçırdıklarını tahmin ediyoruz.Konuya açıklık getiren ayet, Tevbe Suresi'nde mevcuttur. Bir adı da Berae olan Tevbe Suresi'nin 84. ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır. "Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resülünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler".
KABİR ZİYARETİ SAYGI DURUŞU DE?İLDİR
Yüce Allah ayeti kerimede Hz Peygamber (sav)'e hitaben nitelikleri ayette "kafir" ve "fasık" olarak belirtilenler için "...onun kabri başında da durma!"buyuruyor. Namazlarını kılmama ve kabri başında durmama şeklinde verilen iki emrin gerekçesi olarak da "Çünkü onlar, Allah ve Resülünü inkar ettiler ve fasık (yoldan çıkan, günahkar, şerli ve sapık) olarak öldüler" buyurmaktadır. İşte yukarıda sözünü ettiğimiz örtülü emir "...kabri başında da durma" cümlesi içerisinde saklıdır. Bu emirden kastın, ibadetteki normal yaşantımızda sıkça gördüğümüz ve bildiğimiz "saygı duruşu yapma" şeklindeki uygulamanın olmadığı açıktır. Bu emir, "kabri başında durup okuma, dua etme" şeklinde anlaşılır. Nitekim, bu ayetin nazil olmasına sebep olan olayı, o anda Hz. Peygamberin yanında bulunan İbni Abbas (r.a) şöyle nakletmektedir: Halk içinde sevilmeyen hatta kendisinden nefret edilen ve ölüm derecesinde hasta olan bir kişinin oğlu Hz. Peygambere gelerek, eğer ölmek üzere olan babasının cenaze namazını kendileri kıldırmadığı takdirde, hiç bir kimsenin babasının namazını kılmayacağını beyan ile babası öldüğünde "...namazını kıldırmasını kabri başında dua etmesini" ister. Hz. Peygamber'in bu isteğe olumlu yanıt vermesi üzerine bu ayeti kerime nazil olunur... (Bkz. F. Er Razı Tefsiri Kebir Mefatihül Gayb-12/119). Bu hadisi şerif de, mezar başında durmaktan kastın "okumak" olduğunu pekişmektir.
GELENEK VE GÖRENEKLERE BA?LILIK
Bu kısa açıklamalardan sonra tekrar konumuza dönelim: Buradaki "okumama" emrinin "mefhumu muhalifi" (karşıt anlımı) "oku" şeklindeki emir olur. Yani kafir ve fasık kişinin mezarı başında durup okuma, fakat mümin ve salih olarak ölen kişinin, başka bir ifade ile, Allah ve Peygamberini inkar etmeyen, kafir ve fasık olarak da ölmeyen kişinin, mezarı başında "dur ve oku" demektir. Yüce Allah "Oku"emrini de bu ayet ile üstü örtülü bir ifade ile bu, şeklinde vermiş bulunmaktadır. Peygambere hususi fakat hükmünün umumi olması ayeti kerime tek kişi için indirildiği halde, devamında "...çünkü onlar Allah ve Resülünü inkar ettiler" şeklinde genelleştirmesinden de anlaşılan bu emir ile, mezar başında okumanın caiz olduğu ve sonuç olarak da faydasının ölüye olacağı, Kuran-ı Kerimde yer alan bir ayet hükmü ile sabit olmaktadır. Mezar başında, cami, ev ya da değişik başka mekanlarda bu tarz okumaların keza mezar başındaki okumalarla aynı kapsam içerisinde düşünülmesi doğaldır. Sonuç olarak: Ölü bir kimseye okumanın caiz olduğu ve sevabının da ölüye ulaşacağı bu ayet hükmü ile sabit olmaktadır. Kaldı ki, yararlı olmayan bir emri, Yüce Allah'ın vermesi düşünülemez; böyle bir yaklaşım esasen akla ve mantığı da aykırıdır. Ayrıca, ölüye okumayı yasaklayan, ya da faydasız olduğunu belirten, herhangi bir hükmün bulunduğuna, şahsen biz şahit olmadık. Aksine, ölüm ile herkesin amel defterinin kapanacağı, fakat amel defterinin kapanmayacağı üç kimse arasında sayılan; ölünün, kendisine dua edecek güzel bir terbiye ile yetiştirip bıraktığı evladının sayılması ve bu evladın ölüye yaptığı dua ve diğer hayırlı işler sebebi ile amel defterinin kıyamete kadar açık kalacağı ve böyle bir evladın ana-babasına yapacağı hayır duaları ile diğer hayır-hasenattan oluşacak sevapların da, bu deftere yazılacağını bildiren hadisi şerif mevcuttur. Bu keyfiyet de, konuya açıklık getiren diğer bir delildir. İslam daima, iyi, güzel ve faydalı olan şeylerin yapılmasını öğütlemekte ve teşvik etmektedir. Ölüye okuyup da dua etmenin onu hatırlayıp çocukları, torunları ve yakınlarına tanıtmanın, onu anmak suretiyle saygı ve sevgi bağlarını devam ettirmenin, hatta onun hatıralarından, öğüt almalara da vesile olacak güzel şeylerin anımsanması ve anlatılması suretiyle kuşaklar arası ilgi ve sevgi bağlarının güçlendirilmesinin kötü bir uygulama olacağını düşünmek ve söylemek olanaksızdır.
Diğer yandan, sağlam bir toplum yapısının varlığını sağlam bir aile yapısının oluşturduğunu, her zaman savunan ve dile getiren İslam Dini'nin, aile içerisindeki sevgi bağlarını kuşaklara taşımaya vesile olacak bu tür toplantıları yararsız algılaması ve ilgi alanı tutması düşünülemez. Sadece bu nedenle olsa bile bu tür anma, dua ve okuma faaliyetlerinin, kötü ve zararlı uygulamalar olduğu söylenemez. Bir kere daha vurguluyoruz: Kuran'a göre ölü bir kimseye okumak caizdir, sevapları da ölüye ulaşır; bunun aksini iddia etmek, sözü edilen ayet hükmü gereği yanlış olur. Bu güzel geleneğin sürdürülmesinde dini bakımdan hiç bir sakınca yoktur.
aeae
n Hukukçu Haydar ZENGİN
Son günlerde Müslüman ve ibadetlerine gönülden bağlı kimselerin birbirlerine ve konu ile ilgili bilgi edinmeyi ümit ettikleri kimseler en çok sordukları sorular şunlardır: Ölmüş bir kimseye Kuran okumak caiz midir? Ve kuran okumanın ölüye bir faydası var mıdır? Sorunun sorulmasına neden Müslümanların özellikle Ramazan ayı içerisinde sevabını ölmüş yakınlarına göndermek üzere "Hatim okuma ve okutma" biçiminde yoğunlaştırdıkları ibadetlerinin boşa gidip gitmeyeceği konusunda kuşkuya düşürülmüş olmalarıdır.
Görsel medyada yapılan bazı programlar ile gazetelerde bu konuda yayımlanan haber ve köşe yazılarında bu tür ibadet ve faaliyetlerinin dinen bir değeri olmadığı şeklindeki iddiaların ileri sürülmesi, geniş kitlelerin kuşkuya düşmelerine neden olduğu gibi cami cemaatı ve aile toplantılarında adeta bu sorulardan başka soru sorulmaz olmuştur. Dinen mukaddes kabul edilen böyle bir dönemde bu tür tereddütlere sebep olmak yanlıştır ve toplum psikolojisini de menfi yönde etkilemektedir. Ayrıca kardeşlik ve barış sağlamanın amaçlandığı Ramazan ayında gereksiz çekişme ve sürtüşmelere yol açmaktadır. Bu nedenlerle konuya gecikmeden açıklık getirmek ve bu tür ibadetleri Ramazan ayında yapmaya önem verdiklerini bildiğimiz inançlı kimseleri, düşürüldükleri bu kuşkulu durumdan kurtarmak ve geniş kitlelerin gönül huzuru ile ibadetlerini yapmalarına katkıda bulunmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Sorunun yanıtı kanımızda en küçük kuşkuya yol açmayacak açık anlamı ile fakat örtülü bir biçimde yine Kur'an-ı Kerim'de mevcuttur. Söylendiği şekilde iddiada bulunan din adamlarının ya da bilginlerinin biraz fazla dikkat ve özen göstermeyi gerektiren, ayrıntı gibi görünen fakat aslında çok önemli olan gerçeği dikkatlerinden kaçırdıklarını tahmin ediyoruz.Konuya açıklık getiren ayet, Tevbe Suresi'nde mevcuttur. Bir adı da Berae olan Tevbe Suresi'nin 84. ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır. "Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Resülünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler".
KABİR ZİYARETİ SAYGI DURUŞU DE?İLDİR
Yüce Allah ayeti kerimede Hz Peygamber (sav)'e hitaben nitelikleri ayette "kafir" ve "fasık" olarak belirtilenler için "...onun kabri başında da durma!"buyuruyor. Namazlarını kılmama ve kabri başında durmama şeklinde verilen iki emrin gerekçesi olarak da "Çünkü onlar, Allah ve Resülünü inkar ettiler ve fasık (yoldan çıkan, günahkar, şerli ve sapık) olarak öldüler" buyurmaktadır. İşte yukarıda sözünü ettiğimiz örtülü emir "...kabri başında da durma" cümlesi içerisinde saklıdır. Bu emirden kastın, ibadetteki normal yaşantımızda sıkça gördüğümüz ve bildiğimiz "saygı duruşu yapma" şeklindeki uygulamanın olmadığı açıktır. Bu emir, "kabri başında durup okuma, dua etme" şeklinde anlaşılır. Nitekim, bu ayetin nazil olmasına sebep olan olayı, o anda Hz. Peygamberin yanında bulunan İbni Abbas (r.a) şöyle nakletmektedir: Halk içinde sevilmeyen hatta kendisinden nefret edilen ve ölüm derecesinde hasta olan bir kişinin oğlu Hz. Peygambere gelerek, eğer ölmek üzere olan babasının cenaze namazını kendileri kıldırmadığı takdirde, hiç bir kimsenin babasının namazını kılmayacağını beyan ile babası öldüğünde "...namazını kıldırmasını kabri başında dua etmesini" ister. Hz. Peygamber'in bu isteğe olumlu yanıt vermesi üzerine bu ayeti kerime nazil olunur... (Bkz. F. Er Razı Tefsiri Kebir Mefatihül Gayb-12/119). Bu hadisi şerif de, mezar başında durmaktan kastın "okumak" olduğunu pekişmektir.
GELENEK VE GÖRENEKLERE BA?LILIK
Bu kısa açıklamalardan sonra tekrar konumuza dönelim: Buradaki "okumama" emrinin "mefhumu muhalifi" (karşıt anlımı) "oku" şeklindeki emir olur. Yani kafir ve fasık kişinin mezarı başında durup okuma, fakat mümin ve salih olarak ölen kişinin, başka bir ifade ile, Allah ve Peygamberini inkar etmeyen, kafir ve fasık olarak da ölmeyen kişinin, mezarı başında "dur ve oku" demektir. Yüce Allah "Oku"emrini de bu ayet ile üstü örtülü bir ifade ile bu, şeklinde vermiş bulunmaktadır. Peygambere hususi fakat hükmünün umumi olması ayeti kerime tek kişi için indirildiği halde, devamında "...çünkü onlar Allah ve Resülünü inkar ettiler" şeklinde genelleştirmesinden de anlaşılan bu emir ile, mezar başında okumanın caiz olduğu ve sonuç olarak da faydasının ölüye olacağı, Kuran-ı Kerimde yer alan bir ayet hükmü ile sabit olmaktadır. Mezar başında, cami, ev ya da değişik başka mekanlarda bu tarz okumaların keza mezar başındaki okumalarla aynı kapsam içerisinde düşünülmesi doğaldır. Sonuç olarak: Ölü bir kimseye okumanın caiz olduğu ve sevabının da ölüye ulaşacağı bu ayet hükmü ile sabit olmaktadır. Kaldı ki, yararlı olmayan bir emri, Yüce Allah'ın vermesi düşünülemez; böyle bir yaklaşım esasen akla ve mantığı da aykırıdır. Ayrıca, ölüye okumayı yasaklayan, ya da faydasız olduğunu belirten, herhangi bir hükmün bulunduğuna, şahsen biz şahit olmadık. Aksine, ölüm ile herkesin amel defterinin kapanacağı, fakat amel defterinin kapanmayacağı üç kimse arasında sayılan; ölünün, kendisine dua edecek güzel bir terbiye ile yetiştirip bıraktığı evladının sayılması ve bu evladın ölüye yaptığı dua ve diğer hayırlı işler sebebi ile amel defterinin kıyamete kadar açık kalacağı ve böyle bir evladın ana-babasına yapacağı hayır duaları ile diğer hayır-hasenattan oluşacak sevapların da, bu deftere yazılacağını bildiren hadisi şerif mevcuttur. Bu keyfiyet de, konuya açıklık getiren diğer bir delildir. İslam daima, iyi, güzel ve faydalı olan şeylerin yapılmasını öğütlemekte ve teşvik etmektedir. Ölüye okuyup da dua etmenin onu hatırlayıp çocukları, torunları ve yakınlarına tanıtmanın, onu anmak suretiyle saygı ve sevgi bağlarını devam ettirmenin, hatta onun hatıralarından, öğüt almalara da vesile olacak güzel şeylerin anımsanması ve anlatılması suretiyle kuşaklar arası ilgi ve sevgi bağlarının güçlendirilmesinin kötü bir uygulama olacağını düşünmek ve söylemek olanaksızdır.
Diğer yandan, sağlam bir toplum yapısının varlığını sağlam bir aile yapısının oluşturduğunu, her zaman savunan ve dile getiren İslam Dini'nin, aile içerisindeki sevgi bağlarını kuşaklara taşımaya vesile olacak bu tür toplantıları yararsız algılaması ve ilgi alanı tutması düşünülemez. Sadece bu nedenle olsa bile bu tür anma, dua ve okuma faaliyetlerinin, kötü ve zararlı uygulamalar olduğu söylenemez. Bir kere daha vurguluyoruz: Kuran'a göre ölü bir kimseye okumak caizdir, sevapları da ölüye ulaşır; bunun aksini iddia etmek, sözü edilen ayet hükmü gereği yanlış olur. Bu güzel geleneğin sürdürülmesinde dini bakımdan hiç bir sakınca yoktur.
aeae
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.