Küreselleşme adı altında; sözde dünya insanlarını bir çatı altında toplayarak, milli ve dini değerleri ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerle; aslında çok büyük bir fitne, çok büyük bir oyun oynanıyordu.
Bu oyunun Müslüman Türk milleti üzerinde oynandığını, milletimizin başına örülen çorapların neler olduğunu; yıllardır anlatmaya çalıştık. Bu konuda Liderimiz, Prof. Dr. Haydar Baş'ın gördüğü ve işaret ettiği tehlikelere başta biz inandık, sonra da milletimizi inandırmaya ve uyarmağa çalıştık.
Milletimiz üzerinde oynanan bu projeye, dönem dönem farklı isimler koydular. Küreselleşme dediler, ılımlı İslam dediler, dinler arası diyalog dediler, medeniyetler ittifakı dediler, BOP dediler… İsimler farklı da olsa hedef aynıydı. Müslüman Türk'ü dini ve milli değerlerlerinden uzaklaştırarak geçmişteki intikamlarını almak ve Türk'ün adını tarihten silmekti.
Bu arada kendi dinlerine, kendi milli değerlerine sımsıkı sarılıyor; kendi gençlerini, kutsallarına daha bağlı bir hale getiriyorlardı. Aradaki makas gittikçe açılıyor, biz dini ve milli değerlerimizden uzaklaştıkça; onlar daha dindar, daha milliyetçi oluyorlardı.
Biz geçmişimizi unuttukça; onlar geçmişini öğreniyordu. Bize Türklüğümüzü unutturdukça; onlar atalarının dinini, atalarının milliyetini hatırlıyordu. Gördüğünüz gibi aslında küreselleşme, ya da medeniyetler ittifakı projesinin asıl amacı "taşları bağlamak, köpekleri salıvermek" projesiydi. Ama ne yazık ki; içimizden çıkan sözde kanaat önderleriyle, sözde mollalarla, sözde hocalarla milletimizi kandırdılar. "O dediyse doğrudur" diyerek, düşünme zahmetine bile katlanmadan önündeki kimseye uydular.
Uydukça da kendi benliklerinden uzaklaştılar. Bu sürece en fazla katkıyı maalesef Başbakanımız sağladı. Gittiği ülkelerdeki Türk vatandaşlarımıza "yaşadığınız ülkelere entegre olun" Almanya'dakilere "alman vatandaşı olun", Fransa'da yaşayanlara "Fransa vatandaşı olun" diye yol gösterdi.
Daha ileri giderek "Bütün milliyetçilikler ayağımızın altındadır" demeye başladı. Bunu duyan, içinde Türklüğü hazmedememiş olanlar; "ben Türk değilim" demeye başladı.
Evet, bu bir süreçtir. Artık cin şişeden çıkmıştır. Bir ülkenin Başbakanı milliyetçiliği ayaklarının altına alırsa, içimizdeki aslı Türk olmayanlar; "ben de Türk değilim", "ben de değilim" deme yarışına girecekler.
Böylece bölünme parçalanma süreci sürat kazanacaktır. Hâlbuki bu toprakların bize vatan olarak emanet edilmesinde emeği geçen Kürdü, Arabı, Lazı, Çerkezi, Arnavudu; hiç biri "ben şuyum, ben buyum" demek lüzumu hissetmiyordu. "Ben Türk'üm" diyordu. Türklüğü bir şemsiye, bir üst kimlik, bir çatı olarak görüyordu. Milli şairimiz Mehmet Akif, Arnavuttu ama "ben Türk'üm" diyebiliyordu. Hz. Mevlana Horasanlıydı ama "ben Türk'üm" diyordu. Hacı Bektaş Veli Horasanlıdır ama "ben Türk'üm" diyordu. Karayılan bir Kürttü ama "ben Türk'üm" diyebiliyordu. Buradaki nükteyi çözen Mustafa Kemal Atatürk onun içindir ki; "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyordu. Bazıları, birilerine şirin görünmek ya da başka menfaatler uğruna "ben Türk değilim" diye dursun. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş "Ben Türkoğlu Türk'üm" diye haykırmakta; Türk'ün adını dünyaya duyurmak, tarihine, dinine kültürüne sahip çıkmak için gecesini gündüzüne katarak emek ortaya koymaktadır. Biz de bu sürece katkı sağlamak için hep bir ağızdan haykırıyoruz; "Ne mutlu Türk'üm diyene"
Bu oyunun Müslüman Türk milleti üzerinde oynandığını, milletimizin başına örülen çorapların neler olduğunu; yıllardır anlatmaya çalıştık. Bu konuda Liderimiz, Prof. Dr. Haydar Baş'ın gördüğü ve işaret ettiği tehlikelere başta biz inandık, sonra da milletimizi inandırmaya ve uyarmağa çalıştık.
Milletimiz üzerinde oynanan bu projeye, dönem dönem farklı isimler koydular. Küreselleşme dediler, ılımlı İslam dediler, dinler arası diyalog dediler, medeniyetler ittifakı dediler, BOP dediler… İsimler farklı da olsa hedef aynıydı. Müslüman Türk'ü dini ve milli değerlerlerinden uzaklaştırarak geçmişteki intikamlarını almak ve Türk'ün adını tarihten silmekti.
Bu arada kendi dinlerine, kendi milli değerlerine sımsıkı sarılıyor; kendi gençlerini, kutsallarına daha bağlı bir hale getiriyorlardı. Aradaki makas gittikçe açılıyor, biz dini ve milli değerlerimizden uzaklaştıkça; onlar daha dindar, daha milliyetçi oluyorlardı.
Biz geçmişimizi unuttukça; onlar geçmişini öğreniyordu. Bize Türklüğümüzü unutturdukça; onlar atalarının dinini, atalarının milliyetini hatırlıyordu. Gördüğünüz gibi aslında küreselleşme, ya da medeniyetler ittifakı projesinin asıl amacı "taşları bağlamak, köpekleri salıvermek" projesiydi. Ama ne yazık ki; içimizden çıkan sözde kanaat önderleriyle, sözde mollalarla, sözde hocalarla milletimizi kandırdılar. "O dediyse doğrudur" diyerek, düşünme zahmetine bile katlanmadan önündeki kimseye uydular.
Uydukça da kendi benliklerinden uzaklaştılar. Bu sürece en fazla katkıyı maalesef Başbakanımız sağladı. Gittiği ülkelerdeki Türk vatandaşlarımıza "yaşadığınız ülkelere entegre olun" Almanya'dakilere "alman vatandaşı olun", Fransa'da yaşayanlara "Fransa vatandaşı olun" diye yol gösterdi.
Daha ileri giderek "Bütün milliyetçilikler ayağımızın altındadır" demeye başladı. Bunu duyan, içinde Türklüğü hazmedememiş olanlar; "ben Türk değilim" demeye başladı.
Evet, bu bir süreçtir. Artık cin şişeden çıkmıştır. Bir ülkenin Başbakanı milliyetçiliği ayaklarının altına alırsa, içimizdeki aslı Türk olmayanlar; "ben de Türk değilim", "ben de değilim" deme yarışına girecekler.
Böylece bölünme parçalanma süreci sürat kazanacaktır. Hâlbuki bu toprakların bize vatan olarak emanet edilmesinde emeği geçen Kürdü, Arabı, Lazı, Çerkezi, Arnavudu; hiç biri "ben şuyum, ben buyum" demek lüzumu hissetmiyordu. "Ben Türk'üm" diyordu. Türklüğü bir şemsiye, bir üst kimlik, bir çatı olarak görüyordu. Milli şairimiz Mehmet Akif, Arnavuttu ama "ben Türk'üm" diyebiliyordu. Hz. Mevlana Horasanlıydı ama "ben Türk'üm" diyordu. Hacı Bektaş Veli Horasanlıdır ama "ben Türk'üm" diyordu. Karayılan bir Kürttü ama "ben Türk'üm" diyebiliyordu. Buradaki nükteyi çözen Mustafa Kemal Atatürk onun içindir ki; "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyordu. Bazıları, birilerine şirin görünmek ya da başka menfaatler uğruna "ben Türk değilim" diye dursun. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş "Ben Türkoğlu Türk'üm" diye haykırmakta; Türk'ün adını dünyaya duyurmak, tarihine, dinine kültürüne sahip çıkmak için gecesini gündüzüne katarak emek ortaya koymaktadır. Biz de bu sürece katkı sağlamak için hep bir ağızdan haykırıyoruz; "Ne mutlu Türk'üm diyene"
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Şevval ayında yapılacak ibadetler / 03.04.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025
- Tövbe edenleri Allah sever / 20.03.2025
- Bayram bize umut neşe getirsin / 30.03.2025
- Arayışa devam etmeliyiz / 29.03.2025
- Kadir Gecesi’ni nasıl değerlendirmeliyiz? / 26.03.2025
- Kadir Gecesi önemli bir fırsattır / 25.03.2025
- Zekât vermeyenleri bekleyen tehlikeler / 24.03.2025
- Zekat verenler kurtuluşa ermiştir / 23.03.2025
- Kadir Gecesi’ni aramak / 22.03.2025
- Ramazan’ın son günlerini nasıl değerlendirmeliyiz? / 21.03.2025
- Tövbe edenleri Allah sever / 20.03.2025