Devletlerarası diplomaside bir kural vardır: "Eğer bir bölgede vuku bulacak gelişme sonrası sizin çıkarlarınız zedeleniyorsa, bu durumu elinizden geldiğince gizlemelisiniz. Mümkünse bu çıkar zedelenmesini bir başkasına (devlete) malederek, onun üzerinden kendi menfaatlerinizi garanti altına almalısınız. Bu şekilde hem kendi çıkarlarınızı garanti altına almış olursunuz hem de, malettiğiniz devleti kendinize borçlu hissettirirsiniz."
Bu diplomasi kuralı; ABD'nin Irak'a yapmayı düşündüğü operasyon öncesinde, operasyon için kilit ülke olarak gördüğü Türkiye ile yürüttüğü diplomaside hayli öne çıkmış görünüyor.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in önceki gün Türkiye'ye yaptığı ziyaret esnasında Kuzey Irak ile ilgili söylediklerini bu "diplomasi kuralı" bağlamında değerlendirmekte fayda var. Paul Wolfowitz, İstanbul'da katıldığı konferansta, "Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti" kurulması senaryolarına ilişkin olarak şunları dile getirdi:
"Irak'taki eğitimli nüfus; komşuları için güvensizlik yerine, refah üreten bir ülke inşa edebilir. Bu nedenle ABD, Irak'ta, ülkenin toprak bütünlüğünü sağlayacak, demokrasiye inanmış yeni bir liderlik arıyor. Türkiye'nin bu konudaki görüşleri bizim için çok önemli. Irak'taki Türkmenler de Türkiye için önemli ve Türkiye -haklı olarak- Irak'taki gelişmelerin kendi bütünlüğüne zarar vermeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. Türkiye'nin kaygılarını anlıyoruz. Kuzey Irak'ta ayrı bir Kürt devleti Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükler ve bu ABD tarafından da kabul edilemez. Kürtler de bu gerçeği daha iyi anlıyorlar artık."
Wolfowitz'in bu çıkarımlarına bakarsak, ABD, Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulmasını istemiyor. Neden? Çünkü böyle bir devlet, müttefiki(!) Türkiye'nin işine gelmez de ondan!
Bu açıklamanın samimiyetine inanabilmek için diplomasiyi hiç bilmemenin yanında aşırı saf olmak gerekiyor.
Bugün Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt Devleti Türkiye'nin işine gelmez. Burası doğru. Peki böyle bir devletin kurulması ABD'nin işine gelir mi? Gelmez. Hatta Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti, Türkiye'den çok, ABD'yi olumsuz etkiler.
Bugün Irak'ın etnik ve dini haritasına baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkar: Dini dağılım: "Müslüman % 97, (Şii % 60-65, Sünni % 32-37), Hıristiyan ve diğerleri % 3, Etnik dağılım: Arap % 70, Kürt % 15, Türkmen% 12-15, Asuri ve diğerleri % 1-3."
Bu haritaya göre Irak'ın yüzde 60'ından fazlası Şii, yani İran etki ve nüfuzuna müsait bir kitle. Irak'ın kuzeyinde bir Kürt Devleti kurulduğunu farz edersek, güneyde de bir Şii devleti kurulacak demektir. Hem Irak'ı parçalama senaryolarında, "Kuzeyde Kürt, ortada Sünni Arap, güneyde de Şii bir devlet" kurulacak tezi de güneyde bir Şii devleti kurulacağını öngörüyor. Zaten Irak'taki bir parçalanma durumunda Şiilerin devlet kurmaları kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Böyle bir Şii devleti de, ister istemez sınır komşusu ve Şiiliğin kurumsal anlamda en iyi oturduğu ülke olan İran'ın yörüngesine girecektir. Böylelikle İran, nüfuz alanını, ABD aleyhine bölgedeki diğer Şii Arap devletlerini de (Kuveyt, Ürdün v.b.) kapsayacak şekilde genişletecektir. Bu durum ise, Ortadoğu'da ciddi hiçbir güç istemeyen ABD için büyük bir kabus olacaktır. Böyle bir parçalanmanın İran'a sağlayacağı "Şii nüfuz alanı genişlemesi" faydasının tehlike boyutlarını çok iyi hesaplayan ABD için, Irak'ın şu an bir bütün olarak kalması tek seçenek. ABD, İran'ı ne zaman ki, kontrol altına alır, işte o zaman Irak'ın parçalanması ABD'nin işine gelir. Çünkü kontrol altına alınmış bir İran'ın nüfuz alanındaki genişleme, ABD'ye ulaşamadığı birkaç Arap ülkesine ulaşmak imkânını sağlar. Ama İran ile ABD arasında bugünlerde esen sert rüzgarlar bu ihtimali yakın zamandan epey uzaklaştırıyor.
ABD bu riski göze alamaz. Onun için de Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulmasına şu aşamada izin vermez. Ama müttefiki Türkiye istemediği için değil, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği için.
Şimdi daha net anlaşılıyor Wolfowitz'in açıklaması değil mi? En başta verdiğim diplomasi kuralı da birebir oturuyor bu açıklamaya. ABD, kendi menfaatine ters gelen bir gelişmeyi başarılı bir şekilde kamufle edip, bir başkası (Türkiye'nin) üzerinden kendi menfaatini kolluyor. Bunu yaparken de "bir başkasını" (Türkiye'yi) onore etmiş oluyor.
Maalesef medyamızın büyük çoğunluğu bu tuzağa düşerek, Wolfowitz'in açıklamasını ABD'nin Türkiye sevgisi şeklinde yorumluyor.
Bu arada, Paul Wolfowitz'in, konferanstan sonra "kendi misyon temsilcileri" Kemal Derviş, Mehmet Ali Bayar, Cem Boyner ve TÜSİAD yönetiminden Aldo Kaslowski ile yemekte bir araya gelmesi de dikkat çeken başka bir gelişme. Bu anlamlı yemekte ağırlıklı olarak, Irak'a yapılacak operasyonun tarihiyle Türkiye'deki seçim tarihi arasındaki korelasyon üzerinde durulurken, ABD'nin Irak'a operasyon yapacağı esnada Türkiye'deki hükümetin kimlerden oluşacağı sorusuna da cevap aranmış. Kim bilir, belki de, "Irak'a operasyon yapılırken Başbakan olmalıyım" diyen Tansu Çiller'in Başbakanlığında mutabık kalınmıştır.
Bu diplomasi kuralı; ABD'nin Irak'a yapmayı düşündüğü operasyon öncesinde, operasyon için kilit ülke olarak gördüğü Türkiye ile yürüttüğü diplomaside hayli öne çıkmış görünüyor.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in önceki gün Türkiye'ye yaptığı ziyaret esnasında Kuzey Irak ile ilgili söylediklerini bu "diplomasi kuralı" bağlamında değerlendirmekte fayda var. Paul Wolfowitz, İstanbul'da katıldığı konferansta, "Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti" kurulması senaryolarına ilişkin olarak şunları dile getirdi:
"Irak'taki eğitimli nüfus; komşuları için güvensizlik yerine, refah üreten bir ülke inşa edebilir. Bu nedenle ABD, Irak'ta, ülkenin toprak bütünlüğünü sağlayacak, demokrasiye inanmış yeni bir liderlik arıyor. Türkiye'nin bu konudaki görüşleri bizim için çok önemli. Irak'taki Türkmenler de Türkiye için önemli ve Türkiye -haklı olarak- Irak'taki gelişmelerin kendi bütünlüğüne zarar vermeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. Türkiye'nin kaygılarını anlıyoruz. Kuzey Irak'ta ayrı bir Kürt devleti Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükler ve bu ABD tarafından da kabul edilemez. Kürtler de bu gerçeği daha iyi anlıyorlar artık."
Wolfowitz'in bu çıkarımlarına bakarsak, ABD, Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulmasını istemiyor. Neden? Çünkü böyle bir devlet, müttefiki(!) Türkiye'nin işine gelmez de ondan!
Bu açıklamanın samimiyetine inanabilmek için diplomasiyi hiç bilmemenin yanında aşırı saf olmak gerekiyor.
Bugün Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt Devleti Türkiye'nin işine gelmez. Burası doğru. Peki böyle bir devletin kurulması ABD'nin işine gelir mi? Gelmez. Hatta Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti, Türkiye'den çok, ABD'yi olumsuz etkiler.
Bugün Irak'ın etnik ve dini haritasına baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkar: Dini dağılım: "Müslüman % 97, (Şii % 60-65, Sünni % 32-37), Hıristiyan ve diğerleri % 3, Etnik dağılım: Arap % 70, Kürt % 15, Türkmen% 12-15, Asuri ve diğerleri % 1-3."
Bu haritaya göre Irak'ın yüzde 60'ından fazlası Şii, yani İran etki ve nüfuzuna müsait bir kitle. Irak'ın kuzeyinde bir Kürt Devleti kurulduğunu farz edersek, güneyde de bir Şii devleti kurulacak demektir. Hem Irak'ı parçalama senaryolarında, "Kuzeyde Kürt, ortada Sünni Arap, güneyde de Şii bir devlet" kurulacak tezi de güneyde bir Şii devleti kurulacağını öngörüyor. Zaten Irak'taki bir parçalanma durumunda Şiilerin devlet kurmaları kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Böyle bir Şii devleti de, ister istemez sınır komşusu ve Şiiliğin kurumsal anlamda en iyi oturduğu ülke olan İran'ın yörüngesine girecektir. Böylelikle İran, nüfuz alanını, ABD aleyhine bölgedeki diğer Şii Arap devletlerini de (Kuveyt, Ürdün v.b.) kapsayacak şekilde genişletecektir. Bu durum ise, Ortadoğu'da ciddi hiçbir güç istemeyen ABD için büyük bir kabus olacaktır. Böyle bir parçalanmanın İran'a sağlayacağı "Şii nüfuz alanı genişlemesi" faydasının tehlike boyutlarını çok iyi hesaplayan ABD için, Irak'ın şu an bir bütün olarak kalması tek seçenek. ABD, İran'ı ne zaman ki, kontrol altına alır, işte o zaman Irak'ın parçalanması ABD'nin işine gelir. Çünkü kontrol altına alınmış bir İran'ın nüfuz alanındaki genişleme, ABD'ye ulaşamadığı birkaç Arap ülkesine ulaşmak imkânını sağlar. Ama İran ile ABD arasında bugünlerde esen sert rüzgarlar bu ihtimali yakın zamandan epey uzaklaştırıyor.
ABD bu riski göze alamaz. Onun için de Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulmasına şu aşamada izin vermez. Ama müttefiki Türkiye istemediği için değil, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği için.
Şimdi daha net anlaşılıyor Wolfowitz'in açıklaması değil mi? En başta verdiğim diplomasi kuralı da birebir oturuyor bu açıklamaya. ABD, kendi menfaatine ters gelen bir gelişmeyi başarılı bir şekilde kamufle edip, bir başkası (Türkiye'nin) üzerinden kendi menfaatini kolluyor. Bunu yaparken de "bir başkasını" (Türkiye'yi) onore etmiş oluyor.
Maalesef medyamızın büyük çoğunluğu bu tuzağa düşerek, Wolfowitz'in açıklamasını ABD'nin Türkiye sevgisi şeklinde yorumluyor.
Bu arada, Paul Wolfowitz'in, konferanstan sonra "kendi misyon temsilcileri" Kemal Derviş, Mehmet Ali Bayar, Cem Boyner ve TÜSİAD yönetiminden Aldo Kaslowski ile yemekte bir araya gelmesi de dikkat çeken başka bir gelişme. Bu anlamlı yemekte ağırlıklı olarak, Irak'a yapılacak operasyonun tarihiyle Türkiye'deki seçim tarihi arasındaki korelasyon üzerinde durulurken, ABD'nin Irak'a operasyon yapacağı esnada Türkiye'deki hükümetin kimlerden oluşacağı sorusuna da cevap aranmış. Kim bilir, belki de, "Irak'a operasyon yapılırken Başbakan olmalıyım" diyen Tansu Çiller'in Başbakanlığında mutabık kalınmıştır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012