George Soros'u tanırsınız.
Hani şu "Türkye'nin en iyi ihraç maddesi Türk askeridir" diyen emperyal büyücü, George Soros...
Bu George Soros'un gizlisi yok, Globalizmin tüm hile ve desiselerini kullanarak, dünyayı kendine ve Amerika'ya peşkeş çeken bir çifte ayân. Açık toplum adı altında her ülkede faaliyetler yapıyor. Çin'den Tayland'a, Türkiye'den Rusya'ya kadar her taşın altında onun eli var. En son Gürcistan devriminde de yine bilindiği üzere bu Yahudi spekülatörün imzası var.
İşte George Soros'un 7 düvelde devam eden bu faaliyetleri için, Endowment for Democracy'nin kurucusu Allen Weinstein bakınız ne diyor:
"Bu gün bizim yaptıklarımız, 25 yıl önce CIA tarafından gizlice yapılıyordu."
Weinstein, tahmin edeceğiniz gibi, Soros'un adamlarından birisi.
Şimdi özellikle şu Kıbrıs meselesinde yaşadığımız Türkiye fotoğrafına bakınca, insanın aklına hakikaten yukarıdaki tesbitten başka bir şey gelmiyor!
Hükümet, medya ve TÜSİAD'ın bir "şeytan üçgeni" oluşturarak yaptıklarını, Allah aşkına başka ne şekilde sıfatlandırabiliriz.
Göz göre göre, Kıbrıs'ı Rum'a teslim ediyorlar! Enosis AB üzerinden filan değil, Erdoğan hükümetinin omuzlarında yükseliyor!
Yani 10 yıl önce, 20 yıl önce gizli ve bir CIA organizasyonu olacak gelişmeler alenen ve bir şer ittifakıyla icra ediliyor.
Hükümetin misyonu her geçen gün değil, akan her dakikada ortaya çıkıyor. İşi AB kılığından filan da çıkarttılar ve söz verdikleri konuları tek tek ifa ediyorlar!
Aksi takdirde şu mantığı nasıl izah edebilir, nasıl anlayabilirsiniz?
"Denktaş New York'a gidecek ve Kofi Annan ne diyorsa imzalayacak ve refaranduma götürecek. Aradaki boşluklar da daha sonra Rum'un insafına kalmış bir şekilde doldurulacak!"
Erdoğan'ın "bir adım önde olacağız" dediği şey bu!
Çok marifetmiş gibi ortaya dökülen bu misyonun parçası olarak da, herhalde Anadolu toprağından bir bölüm Rum'a verilir!
"Toprak vermeye hazırız" diyen bir Başbakan'dan acaba daha ne bekleyebiliriz?
İşin trajikomik tarafı ise şu:
Kıbrıs'ı size teslim edeceğiz taahhüdünün verilmesinin ardından, BM Genel Sekreterinin Denktaş'ı görüşme masasına (idam sehpası mı demek lazım!) davet etmesi de büyük bir başarı ve zafer oluyor!
En azından reklamlardaki çocuğun ifadesiyle şöyle diyebiliriz:
Çok bilmiş ve satışa çıkmış basınımız öyle diyo...
Yeri gelmişken şu ana tespiti kafalarımıza yazalım. Türkiye'nin demokrasi tarihi yabancılar marifetiyle "en milli meselelerin en milli görünenlere, en dini meselelerin de en dini görünenlere" çözdürüldüğü sürecin adıdır.
Maalesef durum bundan ibarettir!
Taleplerin derinleştiği dönemde ise, güçlü görünen iktidarlar üretilmiş ve bu işler onların üzerinden kotarılmıştır.
AKP hükümetinin hangi süreçlerden geçirilerek, hangi imbiklerden süzülerek oluşturulduğu noktası işin bam telidir. 28 Şubat'lar, yolsuz hükümetler, titrek başbakanlar hatta üç kağıtçılar, ABD karşıtı sahte muhalefet hep bu iktidarın önünü açmak için bir malzeme olarak kullanılmıştır.
AKP hükümeti bu anlamda, ABD'nin Türkiye'ye kadife ellerle yaptığı bir darbedir!
Onlar Washington ne dediyse, aynını yerine getirmekle görevlidirler. Cumhuriyet tarihinin en büyük komplosuyla karşı karşıyayız.
Kıbrıs, sonrası Amerikalıların sürekli kalacakları üsler ve işgal...
Kafalardaki işgali, göreceksiniz fiili işgal izleyecek!
Özal'la temeli atılan TC'nin tasfiyesi, AKP iktidarıyla hayata geçiyor!
Sadece TC'nin tasfiyesi değil, bir tarih, bir din ve bir medeniyet çökertiliyor!
Tek umut, herşeye ve herşeye rağmen milletin ferasetinde ve uyanışındadır!
Hem de topyekun uyanışında!
Hani şu "Türkye'nin en iyi ihraç maddesi Türk askeridir" diyen emperyal büyücü, George Soros...
Bu George Soros'un gizlisi yok, Globalizmin tüm hile ve desiselerini kullanarak, dünyayı kendine ve Amerika'ya peşkeş çeken bir çifte ayân. Açık toplum adı altında her ülkede faaliyetler yapıyor. Çin'den Tayland'a, Türkiye'den Rusya'ya kadar her taşın altında onun eli var. En son Gürcistan devriminde de yine bilindiği üzere bu Yahudi spekülatörün imzası var.
İşte George Soros'un 7 düvelde devam eden bu faaliyetleri için, Endowment for Democracy'nin kurucusu Allen Weinstein bakınız ne diyor:
"Bu gün bizim yaptıklarımız, 25 yıl önce CIA tarafından gizlice yapılıyordu."
Weinstein, tahmin edeceğiniz gibi, Soros'un adamlarından birisi.
Şimdi özellikle şu Kıbrıs meselesinde yaşadığımız Türkiye fotoğrafına bakınca, insanın aklına hakikaten yukarıdaki tesbitten başka bir şey gelmiyor!
Hükümet, medya ve TÜSİAD'ın bir "şeytan üçgeni" oluşturarak yaptıklarını, Allah aşkına başka ne şekilde sıfatlandırabiliriz.
Göz göre göre, Kıbrıs'ı Rum'a teslim ediyorlar! Enosis AB üzerinden filan değil, Erdoğan hükümetinin omuzlarında yükseliyor!
Yani 10 yıl önce, 20 yıl önce gizli ve bir CIA organizasyonu olacak gelişmeler alenen ve bir şer ittifakıyla icra ediliyor.
Hükümetin misyonu her geçen gün değil, akan her dakikada ortaya çıkıyor. İşi AB kılığından filan da çıkarttılar ve söz verdikleri konuları tek tek ifa ediyorlar!
Aksi takdirde şu mantığı nasıl izah edebilir, nasıl anlayabilirsiniz?
"Denktaş New York'a gidecek ve Kofi Annan ne diyorsa imzalayacak ve refaranduma götürecek. Aradaki boşluklar da daha sonra Rum'un insafına kalmış bir şekilde doldurulacak!"
Erdoğan'ın "bir adım önde olacağız" dediği şey bu!
Çok marifetmiş gibi ortaya dökülen bu misyonun parçası olarak da, herhalde Anadolu toprağından bir bölüm Rum'a verilir!
"Toprak vermeye hazırız" diyen bir Başbakan'dan acaba daha ne bekleyebiliriz?
İşin trajikomik tarafı ise şu:
Kıbrıs'ı size teslim edeceğiz taahhüdünün verilmesinin ardından, BM Genel Sekreterinin Denktaş'ı görüşme masasına (idam sehpası mı demek lazım!) davet etmesi de büyük bir başarı ve zafer oluyor!
En azından reklamlardaki çocuğun ifadesiyle şöyle diyebiliriz:
Çok bilmiş ve satışa çıkmış basınımız öyle diyo...
Yeri gelmişken şu ana tespiti kafalarımıza yazalım. Türkiye'nin demokrasi tarihi yabancılar marifetiyle "en milli meselelerin en milli görünenlere, en dini meselelerin de en dini görünenlere" çözdürüldüğü sürecin adıdır.
Maalesef durum bundan ibarettir!
Taleplerin derinleştiği dönemde ise, güçlü görünen iktidarlar üretilmiş ve bu işler onların üzerinden kotarılmıştır.
AKP hükümetinin hangi süreçlerden geçirilerek, hangi imbiklerden süzülerek oluşturulduğu noktası işin bam telidir. 28 Şubat'lar, yolsuz hükümetler, titrek başbakanlar hatta üç kağıtçılar, ABD karşıtı sahte muhalefet hep bu iktidarın önünü açmak için bir malzeme olarak kullanılmıştır.
AKP hükümeti bu anlamda, ABD'nin Türkiye'ye kadife ellerle yaptığı bir darbedir!
Onlar Washington ne dediyse, aynını yerine getirmekle görevlidirler. Cumhuriyet tarihinin en büyük komplosuyla karşı karşıyayız.
Kıbrıs, sonrası Amerikalıların sürekli kalacakları üsler ve işgal...
Kafalardaki işgali, göreceksiniz fiili işgal izleyecek!
Özal'la temeli atılan TC'nin tasfiyesi, AKP iktidarıyla hayata geçiyor!
Sadece TC'nin tasfiyesi değil, bir tarih, bir din ve bir medeniyet çökertiliyor!
Tek umut, herşeye ve herşeye rağmen milletin ferasetinde ve uyanışındadır!
Hem de topyekun uyanışında!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Erimhan / diğer yazıları
- Sahili olmayan umman / 14.04.2022
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 09.06.2021
- Ümit Özdağ, Hüseyin Baş… Uzaklarda Arama / 06.06.2021
- Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener / 17.05.2021
- Ermeni Meselesi ve Gerçekler / 25.04.2021
- Osmanlı İslamı / 18.04.2021
- Sensizlik, benim şiirim / 11.04.2021
- Fikirlerin halledemediği davaları kan halleder / 04.04.2021
- Dünya bir leştir, taliplileri köpektir! / 28.03.2021
- Rüzgâr eken fırtına biçer / 23.03.2021