Katılım ortaklığı belgesinin "Azınlık hakları, kültürel haklar ve azınlıkların korunması" başlığı altındaki bölümünde Türkiye'den "azınlıklara yönelik saygı ve korumayı artırması ve bilhassa mülkiyet haklarından yararlanma konusunda azınlıkların yasal korumasını taahhüt etmesi" talep ediliyor. Ayrıca "Türkçe dışındaki dillerin eğitilmesini destekler nitelikte, uygun tedbirler alınması" da Türkiye'den isteniyor. AKP hükümeti AB'nin bu dayatmalarını yerine getirmeye devam ettiği takdirde Türkiye'de azınlık olmak birinci sınıf vatandaş olma anlamına gelmeye başlayacak. AB'nin dayatmasıyla azınlıklara verilecek olan haklarla gayrimüslim azınlıklar neredeyse dokunulmazlığa bürünmüş olacaklar.Belgede "Doğu ve Güneydoğu'daki durum" başlığı altında Türkiye'den "Güneydoğu'da kayıp ve hasara uğramış olanlara adil ve hızlı bir şekilde tazminat ödemeyi" kabul etmesi istenmektedir. Elbette ki bütün açılacak davalara AİHM bakacaktır. Türkiye'nin önüne konacak olan tazminat faturası çok büyük olacaktır.AB belgede bir kez daha Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımış olduğunu deklare etmektedir. Kıbrıs'la ilgili bölümde Türkiye'den "Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs dahil olmak üzere 10 yeni AB üye ülkesinin katılımına uyarlayan protokolü tümüyle hayata geçirmesi ve Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti dâhil olmak üzere tüm AB üye ülkeleri arasındaki ikili ilişkilerin normale dönmesine yönelik adımlar atması" istenmiştir.AB belgede Türkiye'den sınır ihtilaflarını barışçı yollardan çözüme kavuşturmasını talep etmektedir. Çözüme kavuşturmak için "?gerekirse Uluslararası Adalet Divanı dâhil olmak üzere?" ifadesiyle çözüm gerçekleşmezse Uluslararası Adalet divanının vereceği karara razı olmak zorundasınız denmektedir. Bu mahkemenin kararının Türkiye aleyhine olacağını söylemeye gerek yoktur.Belgede "IMF ve Dünya Bankası ile kararlaştırılmış mevcut yapısal reform programını uygulamaya devam etmek" şeklinde bir istekle Türkiye'den IMF ile yola devam etmesi istenmektedir. Belgede devletin piyasaya müdahalesini engellemek için piyasayı düzenleyici makamların bağımsızlığını güvence altına alınması istenmektedir. AB Türkiye'den özelleştirmeye aynı hızda devam etmesini istemektedir. "Devlete ait varlıkların ve devlete ait bankaların özelleştirilmesini hızlandırmak" kelimeleriyle devlete ait ne varsa özelleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. AB, enerji, tütün ve şeker alanlarında pazarın liberalleştirilmesini istemektedir. Bu sayede her türlü dış müdahaleye açık olacak olan bu pazar AB için daha erişilebilir olacaktır.AB, "yükümlülüklerini üstlenme kapasitesi" başlığı altında Türkiye'den otomatik olmayan ithalat izinlerinin tümünü kaldırmasını isteyerek, Türkiye'yi tam bir ithalat cenneti haline getirmek istemektedir.Aynı başlık altında, "üye ülkelerin nakliyecilerine, uyrukları veya önceki uğrak limanları nedeniyle ayrımcılık uygulanması suretiyle malların serbest dolaşımını önleyen tüm kısıtlamaların kaldırılması" talep edilmekte ve bu sayede Türkiye'nin Rum kesimine herhangi bir kısıtlama koymasının önüne geçmektedir. AB belgeyle birlikte kendi sermayesini tam anlamıyla koruma altına almıştır. AB kaynaklı sermayeyi olumsuz etkileyen tüm kısıtlamaların kaldırılması da Türkiye'den istenmektedir. AB, devlet yardımlarının sıkı denetlenmesini istemekte ve "çelik gibi hassas sektörler de dâhil" ifadesini özellikle kullanılmaktadır. Erdemir gibi önemli bir kuruluşumuzu yabancılara kaptırmayıp yerli bir kuruluşun satın alması, çelik konusunda tekel olmak isteyenleri ziyadesiyle rahatsız etmişti. Bu rahatsızlıktan olsa gerek yerli şirketlerin devlet yardımı almasının önü tıkanmaya çalışılıyor anlaşılan.Belgede "Kıbrıs bandıralı gemiler ve Kıbrıs ticaretine hizmet eden gemiler üzerindeki bütün mevcut kısıtlamaların ve AB'ye üye ülkelerin nakliye uçaklarına uyrukları temelinde ayrımcılık yapan havacılık anlaşmaları maddelerinin kaldırılması" talep edilmektedir. AKP hükümeti bütün bu şartları kabul ettikten sonra Güney Kıbrıs'ı tanımadığını hala iddia etmeye devam edecek mi acaba?AB Katılım Ortaklığı Belgesinde "Adalet, özgürlük ve güvenlik" başlığı altında Türkiye'nin sınırlarının asker tarafından korunmasına son verilmesini talep etmektedir. AB'nin "Sınır denetimine yönelik askeri olmayan sınır muhafızlarının kurulması yönünde adımlar atılması" talebi, Türk silahlı kuvvetlerini daha da etkisizleştirmek amacını gütmektedir.İki gündür irdelemeye çalıştığımız Katılım ortaklığı belgesi, AB'nin AKP hükümeti sayesinde elde ettiği kazanımları pekiştiren ve yeni kazanımlara ve dolayısıyla Türkiye'den verilecek yeni tavizlere kapı aralayan bir nitelik taşımaktadır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- PKK’nın yerini DEAŞ mı dolduracak? / 31.12.2025
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024



































































































