İmam Bakır (a.s.) Hz. Peygamber’e çok benzerdi
İmam Muhammed Bâkır (a.s.), çok küçük yaşta olmasına rağmen, ceddi ile beraber olduğu Kerbela’da yaşananları unutmamıştır
12.09.2023 20:21:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İmam Muhammed Bâkır (a.s.), çok küçük yaşta olmasına rağmen, ceddi ile beraber olduğu Kerbela'da yaşananları unutmamıştır.
İmam Bâkır (a.s.) İmam Hüseyin'e (a.s.) ağlamakla ilgili şunları buyurur:
"Allah, İmam Hüseyin'in (a.s.) uğradığı felaketten dolayı bir sivrisinek kadar dahi gözyaşı döken kimsenin günahlarını bağışlar."
Şehitlerin efendisi İmam Hüseyin'in (a.s.) makamını ziyaretle ilgili Ehl-i Beyt imamlarının hadisleri bilinmektedir. İmam Muhammed Bâkır (a.s.) da bu ziyaretin Aşûra Günü yapılmasını ve yanına gidilemese de büyük sevaplara vesile bir ziyaret olduğunu vurgulamıştır.
Muhammed b. İsmail b. Bezî'den, o da babasından, o da İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s.) şöyle rivayet eder:
"Kim Muharrem ayının onunda (Aşûra Günü) İmam Hüseyin'in (a.s.) türbesini ziyaret edip ağlarsa, kıyamet günü Allah'ın iki bin hac, iki bin umre ve iki bin cihad sevabıyla mülakat eder ki, bunların her birinin sevabı Resûlullah (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt imamlarının huzurunda yapılan hac, umre ve cihadın sevabı gibidir."
Râvi, "Canım size feda olsun! Kerbela'da olmayan ve bu günde o hazretin türbesini ziyarete gitmesi mümkün olmayan kimseye ne kadar sevap verilir?" diye sordu.
İmam (a.s.) buyurdu ki: "Kendi evinin damı gibi yüksek bir yere veya çöle çıkıp İmam Hüseyin'in (a.s.) türbesini işaret ederek katillerine beddua edip nefretini dile getirsin.
Sonra iki rekât namaz kılsın. Bunu öğleden önce günün ilk saatlerinde yapsın. Daha sonra Hüseyin'e (a.s.) ağlasın. Takiyye zarureti yoksa ev halkını da o hazrete ağlamaya teşvik etsin. İmam Hüseyin'i (a.s.) anmak için evinde yas merasimi tutsun ve İmam Hüseyin'in (a.s.) musibetinden dolayı birbirlerine baş sağlığı dilesinler. Bu amelleri yapanlara bu sevapların verileceğine kefil oluyorum ben."
Râvi, "Fedânız olayım! Gerçekten bu amelleri yapanlar için sevaplara kefil oluyor musunuz?" diye arz edince İmam (a.s.), "Evet, ben bu amelleri yapanlara kefilim" buyurdu.
Râvinin, "Bu amelleri yapanlar birbirlerine nasıl başsağlığı versinler?" diye sorması üzerine İmam (a.s.) buyurdu ki:
"İmam Hüseyin (a.s.) nedeniyle bize ulaşan bu musibetten dolayı Allah mükâfaatlarımızı arttırsın. Bizi ve sizi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt'inden olan Allah'ın velisi Mehdi'yle (a.s.) birlikte İmam Hüseyin'in (a.s.) kanının intikamını alanlardan etsin.
Zarureti yoksa Aşûra Günü bir dünya işi peşine gitmesin; çünkü Aşûra Günü öyle uğursuz bir gündür ki, mü'minin ihtiyacı karşılanmaz, sorunu hallolmaz, ihtiyacı karşılanır, sorunu hallolsa bile bu onun için uğurlu olmaz, o işte hayır ve olgunluk görmez.
Sizden hiçbiriniz bu günde evi için kesinlikle rızık toplamasın; kim bu günde bir şeyi biriktirirse, biriktirdiği şeyden bir bereket görmez, ailesi için biriktirdiği şey ailesine bereketli olmaz.
Buna dikkat edenlere, yüce Allah, Peygamberin (s.a.v.) huzurunda yapılan bin hac, bin umre ve bin cihad sevabı verir. Dünyanın başından kıyamete kadar, sıddıkların, peygamberlerin, elçilerin, vasilerin ve Allah yolunda ölen ve öldürülen şehitlerin gördükleri musibetlerin sevabı verilir onlara."
Yine aynı eserde ziyaret sırasında yapılacak bir dua olarak İmam Bâkır'dan (a.s.) şu dua nakledilmektedir:
"Allah'ım! Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'inin hakkına ilk zulmedene ve bu zulümde onu izleyen en son takipçisine lanet eyle.
Allah'ım! Hüseyin'le (a.s.) savaşan ve onu öldürmek için işbirliği yapan, biatleşen ve onlara uyan güruha lanet eyle! Allah'ım! Onların hepsine lanet et!"
"Sevenlerimize, Hüseyin b. Ali'yi (a.s.) ziyaret etmelerini emredin. Hüseyin'in (a.s.) imamlığını kabul edenlerin onu ziyaret etmeleri farzdır."
"Kim bizi seviyorsa, Hüseyin'in (a.s.) kabrini ziyaret etmeyi arzu etmelidir. Hüseyin'in (a.s.) kabrini ziyaret eden kimseyi, Ehl-i Beyt'i seven olarak biliriz."
İmam Muhammed Bakır'ın (a.s.) sireti
"Yüzünde bir beni vardı. Beli ince ve sesi güzeldi. Başı öne doğru eğikti."
Râvi diyor ki: "İmam Bâkır (a.s.), insanların en doğru konuşanı, onların en güler yüzlüsü, ruh ve bağış açısından ise onların en cömerdi idi."
"İmam Bâkır (a.s.), orta boylu, esmerdi."
İmam Bakır (a.s.) Hz. Peygamber'e herkesten daha çok benzerdi
İmam Bâkır'ın (a.s.), Resûlullah'a (s.a.v.) olan benzerliği konusunda ceddi Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hadisini vermiştik. İmam Bâkır (a.s.) O'na olan benzerliği ile toplum içinde dikkat çekerdi.
İmam Zeynelâbidin (a.s.) şöyle buyuruyor:
"İmamet, onun (Bâkır'ın) evlatları arasında, Kâim'imiz (Hz. Mehdi) kıyam edip yeryüzünü adaletle dolduruncaya kadar devam edecektir. Şüphesiz, o, imamların babası, ilim madeni ve ilim kaynağı olan ve ilmi tam mânâsı ile açıklayan bir imamdır. Allah'a and olsun ki, o, herkesten daha çok Resûlullah'a (s.a.v.) benzemektedir."
İmam Muhammed Bakır'dan (a.s.) yayılan nûr
Ebu Bâsir şöyle diyor: "İmam Muhammed Bâkır'la (a.s.) camiye girdik. Halk da sürekli olarak girip çıkıyorlardı. Bu esnada İmam (a.s.) bana, 'Halktan beni görüp görmediklerini sor' buyurdular.
Ben karşılaştığım herkese, 'İmam Bâkır'ı (a.s.) gördün mü?' diye soruyordum.
İmam'ın (a.s.) orada durmasına rağmen onlar, 'Hayır, görmedim' diyorlardı. Nihayet âmâ olan Ebu Hârun içeri girdi. İmam Bâkır (a.s.) onu görünce, 'Şimdi, Ebu Hârun'dan beni görüp görmediğini sor' buyurdular.
Ben ona, 'İmam Bâkır'ı (a.s.) gördün mü?' diye sordum. Ebu Hârun cevap verdi: 'İmam'ın (a.s.) ayak üstü burada olduğunu görmüyor musun?' dedi.
'Âmâ olduğun halde nereden anladın?' dedim.
Ebu Hârun, 'Neden anlamayayım? O parlayan bir nûrdur' dedi." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Bakır eserinden)
İmam Bâkır (a.s.) İmam Hüseyin'e (a.s.) ağlamakla ilgili şunları buyurur:
"Allah, İmam Hüseyin'in (a.s.) uğradığı felaketten dolayı bir sivrisinek kadar dahi gözyaşı döken kimsenin günahlarını bağışlar."
Şehitlerin efendisi İmam Hüseyin'in (a.s.) makamını ziyaretle ilgili Ehl-i Beyt imamlarının hadisleri bilinmektedir. İmam Muhammed Bâkır (a.s.) da bu ziyaretin Aşûra Günü yapılmasını ve yanına gidilemese de büyük sevaplara vesile bir ziyaret olduğunu vurgulamıştır.
Muhammed b. İsmail b. Bezî'den, o da babasından, o da İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s.) şöyle rivayet eder:
"Kim Muharrem ayının onunda (Aşûra Günü) İmam Hüseyin'in (a.s.) türbesini ziyaret edip ağlarsa, kıyamet günü Allah'ın iki bin hac, iki bin umre ve iki bin cihad sevabıyla mülakat eder ki, bunların her birinin sevabı Resûlullah (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt imamlarının huzurunda yapılan hac, umre ve cihadın sevabı gibidir."
Râvi, "Canım size feda olsun! Kerbela'da olmayan ve bu günde o hazretin türbesini ziyarete gitmesi mümkün olmayan kimseye ne kadar sevap verilir?" diye sordu.
İmam (a.s.) buyurdu ki: "Kendi evinin damı gibi yüksek bir yere veya çöle çıkıp İmam Hüseyin'in (a.s.) türbesini işaret ederek katillerine beddua edip nefretini dile getirsin.
Sonra iki rekât namaz kılsın. Bunu öğleden önce günün ilk saatlerinde yapsın. Daha sonra Hüseyin'e (a.s.) ağlasın. Takiyye zarureti yoksa ev halkını da o hazrete ağlamaya teşvik etsin. İmam Hüseyin'i (a.s.) anmak için evinde yas merasimi tutsun ve İmam Hüseyin'in (a.s.) musibetinden dolayı birbirlerine baş sağlığı dilesinler. Bu amelleri yapanlara bu sevapların verileceğine kefil oluyorum ben."
Râvi, "Fedânız olayım! Gerçekten bu amelleri yapanlar için sevaplara kefil oluyor musunuz?" diye arz edince İmam (a.s.), "Evet, ben bu amelleri yapanlara kefilim" buyurdu.
Râvinin, "Bu amelleri yapanlar birbirlerine nasıl başsağlığı versinler?" diye sorması üzerine İmam (a.s.) buyurdu ki:
"İmam Hüseyin (a.s.) nedeniyle bize ulaşan bu musibetten dolayı Allah mükâfaatlarımızı arttırsın. Bizi ve sizi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt'inden olan Allah'ın velisi Mehdi'yle (a.s.) birlikte İmam Hüseyin'in (a.s.) kanının intikamını alanlardan etsin.
Zarureti yoksa Aşûra Günü bir dünya işi peşine gitmesin; çünkü Aşûra Günü öyle uğursuz bir gündür ki, mü'minin ihtiyacı karşılanmaz, sorunu hallolmaz, ihtiyacı karşılanır, sorunu hallolsa bile bu onun için uğurlu olmaz, o işte hayır ve olgunluk görmez.
Sizden hiçbiriniz bu günde evi için kesinlikle rızık toplamasın; kim bu günde bir şeyi biriktirirse, biriktirdiği şeyden bir bereket görmez, ailesi için biriktirdiği şey ailesine bereketli olmaz.
Buna dikkat edenlere, yüce Allah, Peygamberin (s.a.v.) huzurunda yapılan bin hac, bin umre ve bin cihad sevabı verir. Dünyanın başından kıyamete kadar, sıddıkların, peygamberlerin, elçilerin, vasilerin ve Allah yolunda ölen ve öldürülen şehitlerin gördükleri musibetlerin sevabı verilir onlara."
Yine aynı eserde ziyaret sırasında yapılacak bir dua olarak İmam Bâkır'dan (a.s.) şu dua nakledilmektedir:
"Allah'ım! Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'inin hakkına ilk zulmedene ve bu zulümde onu izleyen en son takipçisine lanet eyle.
Allah'ım! Hüseyin'le (a.s.) savaşan ve onu öldürmek için işbirliği yapan, biatleşen ve onlara uyan güruha lanet eyle! Allah'ım! Onların hepsine lanet et!"
"Sevenlerimize, Hüseyin b. Ali'yi (a.s.) ziyaret etmelerini emredin. Hüseyin'in (a.s.) imamlığını kabul edenlerin onu ziyaret etmeleri farzdır."
"Kim bizi seviyorsa, Hüseyin'in (a.s.) kabrini ziyaret etmeyi arzu etmelidir. Hüseyin'in (a.s.) kabrini ziyaret eden kimseyi, Ehl-i Beyt'i seven olarak biliriz."
İmam Muhammed Bakır'ın (a.s.) sireti
"Yüzünde bir beni vardı. Beli ince ve sesi güzeldi. Başı öne doğru eğikti."
Râvi diyor ki: "İmam Bâkır (a.s.), insanların en doğru konuşanı, onların en güler yüzlüsü, ruh ve bağış açısından ise onların en cömerdi idi."
"İmam Bâkır (a.s.), orta boylu, esmerdi."
İmam Bakır (a.s.) Hz. Peygamber'e herkesten daha çok benzerdi
İmam Bâkır'ın (a.s.), Resûlullah'a (s.a.v.) olan benzerliği konusunda ceddi Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hadisini vermiştik. İmam Bâkır (a.s.) O'na olan benzerliği ile toplum içinde dikkat çekerdi.
İmam Zeynelâbidin (a.s.) şöyle buyuruyor:
"İmamet, onun (Bâkır'ın) evlatları arasında, Kâim'imiz (Hz. Mehdi) kıyam edip yeryüzünü adaletle dolduruncaya kadar devam edecektir. Şüphesiz, o, imamların babası, ilim madeni ve ilim kaynağı olan ve ilmi tam mânâsı ile açıklayan bir imamdır. Allah'a and olsun ki, o, herkesten daha çok Resûlullah'a (s.a.v.) benzemektedir."
İmam Muhammed Bakır'dan (a.s.) yayılan nûr
Ebu Bâsir şöyle diyor: "İmam Muhammed Bâkır'la (a.s.) camiye girdik. Halk da sürekli olarak girip çıkıyorlardı. Bu esnada İmam (a.s.) bana, 'Halktan beni görüp görmediklerini sor' buyurdular.
Ben karşılaştığım herkese, 'İmam Bâkır'ı (a.s.) gördün mü?' diye soruyordum.
İmam'ın (a.s.) orada durmasına rağmen onlar, 'Hayır, görmedim' diyorlardı. Nihayet âmâ olan Ebu Hârun içeri girdi. İmam Bâkır (a.s.) onu görünce, 'Şimdi, Ebu Hârun'dan beni görüp görmediğini sor' buyurdular.
Ben ona, 'İmam Bâkır'ı (a.s.) gördün mü?' diye sordum. Ebu Hârun cevap verdi: 'İmam'ın (a.s.) ayak üstü burada olduğunu görmüyor musun?' dedi.
'Âmâ olduğun halde nereden anladın?' dedim.
Ebu Hârun, 'Neden anlamayayım? O parlayan bir nûrdur' dedi." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Bakır eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.