Halkın idaresine talip olanların "millete hizmeti" gaye edinmeleri esastır. İdareci, her sahada halka hizmet götürmenin, laf değil iş üretmenin hesabı içinde olmalı ve milletin huzur ve rahatını, kendi huzur ve rahatından önde tutmalıdır. İdarecilik budur ve bunu gerektirir.
Rize'de meydana gelen ve milletçe hepimizi üzüntüye boğan sel felaketinde 29 kişi hayatını kaybetti. 3 kişi hâlâ kayıp. Güneysu ve Çayeli ilçelerinde büyük maddi hasar tespit edildi.
Karadeniz bölgemiz, coğrafi yapısı itibariyle dağlık bir bölgedir. Yerleşim alanları genellikle dere ağızlarında ve dere yatakları boyunca kurulmuştur. Ancak yoğun yağışlar neticesi dereler taşmakta, can kaybı ve maddi hasar meydana gelmektedir. Son olarak Rize ilimizde bu acı tablo yaşanmıştır.
Sel bir doğa hadisesi olmakla beraber gerekli önlemlerin alınması, coğrafi koşullar ve iklim özellikleri göz önünde bulundurularak iskân planlarının yapılması sonucunda, kayıplar en alt seviyeye indirebilir.
Ancak bu düzenlemeleri yapacak olan halk değil halkın idaresinden sorumlu olanlardır.
Dere yataklarının ıslahı, yüksek ve sağlam duvarlarla emniyet altına alınması, bu doğrultuda imar ve iskân düzenlemelerine gidilmesi, insanımızın bu konuda bilinçlendirilmesi, idarecilerimizin görev ve sorumluluğundaki hayatî öneme sahip konulardır. Maalesef Karadeniz Bölgesi'nde bu hususta hiçbir çalışma yapılmış değildir. Bir diğer üzücü hadise ise Körfez'de meydana geldi. Önceki gün İzmit'te mahallenin ortasına kurulmuş olan Akçagaz dolum tesislerinde meydana gelen gaz sıkışması sonucu şiddetli bir patlama oldu. Yangın çevredeki evlere de sıçradı. Mucize eseri olarak Tüpraş'a sıçramaması felaketin boyutlarının büyümesini önledi.
Bu noktada akla gelen ilk soru "likidgaz üretimi yapılan bir tesisin yerleşim yerinin ortasında ne işi var?" Patlamanın ardından "yanarak ölmek istemiyoruz" diyerek gösteri yapan vatandaşlara hak vermemek mümkün mü? Körfez Belediye Başkanı'nın konuyla ilgili açıklamaları ilginç:
"Bölge adeta bir bomba. Daha önce de bunu bir kaç kez dile getirdik. Ancak duyarlılık gösterilmedi. Tek çare, dolum tesislerinin yakınındaki mahallelerin boşaltılması ve oturuma kapatılması. Başka bir çözüm düşünemiyoruz. Bu bölgede amonyak tesisleri de bulunuyor. Onlar daha büyük bir tehlike oluşturuyor. Çünkü amonyak gazının havaya dağılması bir çok kişinin ölümüne neden olur."
TABSİG'in (Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası) konuyla ilgili açıklamasına göre, likidgaz üretim ve dolum tesislerinde sorumlu bulundurulması şart. Ancak İstanbul'daki 300 tesiste mühendisler sadece kağıt üzerinde görülüyor.
Memleketimizin iki güzide bölgesinde cereyan eden bu üzücü hadiselerde ihmalin ve ilgisizliğin rolü üzerinde hassasiyetle durulması ve bundan sonrası için gerekli önlemlerin alınması şarttır.
Tekrar başa dönüyor ve diyoruz ki halkın idaresine talip olanların, milletin güvenliği, huzuru ve refahı için gerekli tedbirleri almaları hayatî bir sorumluluktur.
Rize'de meydana gelen ve milletçe hepimizi üzüntüye boğan sel felaketinde 29 kişi hayatını kaybetti. 3 kişi hâlâ kayıp. Güneysu ve Çayeli ilçelerinde büyük maddi hasar tespit edildi.
Karadeniz bölgemiz, coğrafi yapısı itibariyle dağlık bir bölgedir. Yerleşim alanları genellikle dere ağızlarında ve dere yatakları boyunca kurulmuştur. Ancak yoğun yağışlar neticesi dereler taşmakta, can kaybı ve maddi hasar meydana gelmektedir. Son olarak Rize ilimizde bu acı tablo yaşanmıştır.
Sel bir doğa hadisesi olmakla beraber gerekli önlemlerin alınması, coğrafi koşullar ve iklim özellikleri göz önünde bulundurularak iskân planlarının yapılması sonucunda, kayıplar en alt seviyeye indirebilir.
Ancak bu düzenlemeleri yapacak olan halk değil halkın idaresinden sorumlu olanlardır.
Dere yataklarının ıslahı, yüksek ve sağlam duvarlarla emniyet altına alınması, bu doğrultuda imar ve iskân düzenlemelerine gidilmesi, insanımızın bu konuda bilinçlendirilmesi, idarecilerimizin görev ve sorumluluğundaki hayatî öneme sahip konulardır. Maalesef Karadeniz Bölgesi'nde bu hususta hiçbir çalışma yapılmış değildir. Bir diğer üzücü hadise ise Körfez'de meydana geldi. Önceki gün İzmit'te mahallenin ortasına kurulmuş olan Akçagaz dolum tesislerinde meydana gelen gaz sıkışması sonucu şiddetli bir patlama oldu. Yangın çevredeki evlere de sıçradı. Mucize eseri olarak Tüpraş'a sıçramaması felaketin boyutlarının büyümesini önledi.
Bu noktada akla gelen ilk soru "likidgaz üretimi yapılan bir tesisin yerleşim yerinin ortasında ne işi var?" Patlamanın ardından "yanarak ölmek istemiyoruz" diyerek gösteri yapan vatandaşlara hak vermemek mümkün mü? Körfez Belediye Başkanı'nın konuyla ilgili açıklamaları ilginç:
"Bölge adeta bir bomba. Daha önce de bunu bir kaç kez dile getirdik. Ancak duyarlılık gösterilmedi. Tek çare, dolum tesislerinin yakınındaki mahallelerin boşaltılması ve oturuma kapatılması. Başka bir çözüm düşünemiyoruz. Bu bölgede amonyak tesisleri de bulunuyor. Onlar daha büyük bir tehlike oluşturuyor. Çünkü amonyak gazının havaya dağılması bir çok kişinin ölümüne neden olur."
TABSİG'in (Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası) konuyla ilgili açıklamasına göre, likidgaz üretim ve dolum tesislerinde sorumlu bulundurulması şart. Ancak İstanbul'daki 300 tesiste mühendisler sadece kağıt üzerinde görülüyor.
Memleketimizin iki güzide bölgesinde cereyan eden bu üzücü hadiselerde ihmalin ve ilgisizliğin rolü üzerinde hassasiyetle durulması ve bundan sonrası için gerekli önlemlerin alınması şarttır.
Tekrar başa dönüyor ve diyoruz ki halkın idaresine talip olanların, milletin güvenliği, huzuru ve refahı için gerekli tedbirleri almaları hayatî bir sorumluluktur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ahmet Hamza Baş / diğer yazıları
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü (2) / 25.07.2014
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü / 24.07.2014
- Aydınların zafiyeti / 13.02.2014
- İdareci kadroları seçerken / 25.12.2013
- Mevlana'yı anlamak / 20.12.2013
- Kim bir zalime yardım ederse / 17.12.2013
- Fransa'nın gerçeği / 26.12.2011
- Kapanmayan yara; Kerbela / 06.12.2011
- Ilımlı İslam deyince / 03.12.2011
- Vicdani red konusuna farklı bir bakış / 01.12.2011
- Gazze'de yaşananlar ve Filistin meselesinin iç yüzü / 24.07.2014
- Aydınların zafiyeti / 13.02.2014
- İdareci kadroları seçerken / 25.12.2013
- Mevlana'yı anlamak / 20.12.2013
- Kim bir zalime yardım ederse / 17.12.2013
- Fransa'nın gerçeği / 26.12.2011
- Kapanmayan yara; Kerbela / 06.12.2011
- Ilımlı İslam deyince / 03.12.2011
- Vicdani red konusuna farklı bir bakış / 01.12.2011