Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi konularda Türkiye'ye bir "medeniyet projesi" olarak dayatılan ve Türkiye'de bazı çevrelerin b değerler üzerinden AB'ye yamanma ve yaranma gayretleri malumunuz.Avrupa Birliği'ne girince Türkiye demokrasiye kavuşacak!Hukuk devleti olmanın lezzetine varacak!Yargı bağımsız olacak!İnsanlar, haklarına AB sayesinde kavuşacak!Ha unutmadan, bir de, AB'ye girdiğimizde asker hiç ama hiç konuşmayacak, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı bir memur olarak "süngü tak" diyecek!Artık bu söylemler milletimizi güldürmenin ötesinde hiçbir anlam ifade etmiyor.Türkiye'de zaten demokrasi var, yargı bağımsız, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz. İnsan haklarına gelince, içlerince cadı var diye milyonlarca kadını diri diri yakan, büyük stadyumlarda birbirlerini doğrayan insanları seyretmekten büyük bir zevk duyan ve bu manzarayı ayakta alkışlayan Avrupa'dan öğreneceğimiz en son şey insan hakları olmalı herhalde. Çünkü insanın değerini bilecek en son millet Avrupa. Türkiye gibi, medeniyetlere ve insanlığa hizmette zirveye ulaşmış Selçuklu ve Osmanlı'nın torunlarına insan hakları dersi vermek de nereden çıktı. İnsan hak ve hürriyetlerinin "doya doya yaşanıp, yaşatıldığı" bu coğrafyada insan haklarından bahsetmek ve bu coğrafyanın insanlarına insan hakları dersi vermeye kalkışmak, her şeyden önce 5 bin yıllık tarihimize yapılmış en büyük hakarettir. Demokrasi konusuna gelince.. Amerika'nın "demokrasi"yi yayma konusunda hangi yöntemlere başvurduğu ve nasıl katliamlar yaptığı ortada. ABD'nin Irak ve Afganistan'a "demokrasi götürüyorum"diyerek başlattığı işgal ve katliamlara Avrupa'nın verdiği destek, Irak ve Afganistan'da yapılanlara ortak olmak ve bahsedilen demokrasiyi yayma yöntemine katılmaktan başka bir anlam taşımıyor.Avrupa ve Amerika'nın bu demokrasi anlayışı ortadayken, Türkiye'ye kestikleri demokrasi mavallarına nasıl yaklaşmalıyız sizce?En iyisi ciddiye almamak!Yargı bağımsızlığı konusunda çok çarpıcı ve güncel bir örnekle yazımızı noktalayalım...İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Başbakan Erdoğan'a geçtiğimiz aylarda yazdığı bir mektup ortaya çıktı. Başbakanın inkar edemediği mektupta, Blair açık açık Erdoğan'dan yargıya müdahale etmesini istiyor ve bunu yapması için de her türlü şantaj ve tehdide başvuruyor. Bu utanç mektubunun ana teması, İngiliz içki şirketlerine kesilen cezanın iptali için Danıştay'a baskı yapılması. "Türkiye'ye alkollü içki ihracatı, özellikle Skoç viski satan, başta Diageo firması olmak üzere firmaların yaşadığı sorunlar hakkında bu mektubu yazıyorum" diye söze başlayan Blair bakın mektubunda neler diyor:"Benim ve Ankara Büyükelçisi Peter Wesmacott'un ricasıyla, geçmişte Gümrük Müsteşarlığı ile İngiliz şirketleri arasındaki sorunları çözmeye çalışmıştınız. Çabanız ve ilginize teşekkür ederim. Ayrıca Ticaret Bakanınız Kürşad Tüzmen'in gayretleriyle Gümrük Müsteşarlığı ve şirketler arasında görüşmeler yeniden başlamıştı. Ancak, Gümrük Müsteşarlığı'nca açılan davalar halen Danıştay'ın gündeminde bulunmaktır. Danıştay'ın yakın gelecekte sonuca bağlanması söz konusu olacak davaya konu olan olaylarla ilgili tüm gerçekleri dikkate alabilme imkanına sahip olabileceğini sanmıyorum. Hatta, bana aktarıldığı üzere Gümrük Müsteşarlığı'nın konuyla ilgili olarak gerekli bilgilerin Dünya Gümrük Birliği'nden alınması için girişimde bulunulduğu, ancak gerekli bilgilerin henüz sağlanamadığı görülüyor. Danıştay'ın açılan davada şirketler aleyhine karar vermesi ve mahkemenin Gümrük Müsteşarlığı'nca istenen cezaların uygulanmasını (toplam 500 milyon dolar, Türk piyasasından elde edilen sınırlı miktardaki kârla ilişkili olmayacak şekilde) talep etmesi; Diageo ve Maxxium, Pernod Ricard gibi şirketlere Türkiye'deki faaliyetlerini sona erdirmekten başka seçenek bırakmayacaktır. Şirketler üzerindeki bu olumsuz gelişmelere ek olarak, bu durum gümrük gelirlerinin azalmasına neden olacağı gibi kayıtdışı ithalatın artmasına neden olacaktır. Büyükelçi Peter Westmacott, bu sorunları 22 Haziran'da (yani bizim görüşmemizden bir gün önce) Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'le yaptığı görüşmede gündeme getirdi. Bakan Tüzmen Danıştay'ın kararlarına müdahale etmenin ne kadar güç olduğunu bu görüşmede anlattı. Bunu tamamıyla anlıyorum, ancak yeterli bilgi sahibi olmadan şirketler aleyhine karar alınmadığından ve rasyonel olmayan yüksek geri ödemeler istenmeyeceğinden emin olmak üzere yönelik kişisel yardımınızdan büyük memnuniyet duyacağım. Böylesi bir gelişme Türkiye ile ticari ilişkileri artırmak ve yatırım yapmanın yollarını arayan İngiliz şirketleri ve Avrupa Birliği için olumsuz sinyal niteliği kazanacaktır. Ayrıca Bu davanın AB Komisyonu'nca da yakından izlendiğini biliyorum."Tehdit, şantaj, bir ülkenin yargısını, siyasetini ve duruşunu ayaklar altına alma... Adını siz koyun. İşte Avrupa'nın demokrasi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı anlayışı bu. Bütün değerler çıkarlara dokunmayıncaya kadar hayatta. Çıkarların zedelenmeye başladığı noktada hiçbir değer yok. Onlara göre en büyük değer çıkarları, en iyi yöntem de tehdit ve şantaj.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Alperen Polat / diğer yazıları
- Sadaka sosyalizmi / 17.04.2013
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012
- Namusumuza dokunan yanar / 14.04.2013
- MHP'nin misyonu / 26.03.2013
- Tarihe şahitlik ettim / 04.03.2013
- Teröre teslim olduk / 15.01.2013
- Atatürk’e sahip çıkana sahip çıkmak / 12.01.2013
- Talabani miadını doldurdu, sıradaki gelsin! / 21.12.2012
- Arınç misyonu / 20.12.2012
- 1962’den 2012’ye ‘satılık müttefik’ Türkiye! / 19.12.2012
- ‘NATO toprağı Türkiye’den dünya savaşının fitilini ateşlemek / 18.12.2012