Şunlara bak hiç kıpırdamadan duruyorlar. İkisi de bayan...
-Gelin bunlarla konuşalım...
-Tamam hadi konuşalım...
-Merhaba nasılsınız?
-Bunların hali hiç iyi değil galiba. Baksana hiç cevap vermiyorlar.
-Olur mu canım!.. Üzerlerindeki elbiselere bak ne kadar pahalı. Hem de pahalı bir mağazanın önünde duruyorlar...
-Zengin ha!.. Peki gel bunlara başka bir şey soralım.
-Tamam soralım.
-IMF'nin dayatmaları, sataşmaları, hırlamaları, zırlamaları, kafalamaları karşısında siz ne dersiniz?
-Aaa... Bunlara da cevap vermiyorlar.
-Yahu ne diyecekseniz deyin? Mesela deyin ki; madem gözünüzde ağrı var ne diye baytarın yanına gidersiniz. Sen IMF'ye gidersen o senin de, senin vatanının da, paranın da gözünü çıkarır deyin.
-Bu adamlar konuşmaz canım.
-Niye.
-Baksana düşünmekten saçları dökülmüş....
-Kadınların da saçları bükülmüş.
-Gel şu kadınlara soralım...
-Tamam.
-Sizce Kemal Derviş nasıl bir reçete uyguluyor?
-Aaa!.. Bu kadınlar da ağzını açmıyor...
-Sizin yerinize isterseniz ben cevap vereyim. Siz de eğer doğruysa sesinizi çıkarmayın, tamam mı?
-Bu kadar vekil içerisinden bu kadar ilim okuyanlar içerisinden bir adam niye çıkmadı da Derviş çıktı. Çünkü pirinç ABD'den gelince, mercimek ve hamburgerler isyan etmişler. Bir de insan gönderin. Bunun üzerine yetkililer ABD'yi haberdar ederek, IMF'den damak tadı, sihirli cadı olarak Derviş'i istemişler.
-Hey baksana...
-Ne var?
-Şu kadın sana sert sert bakıyor!
-O zaman biraz daha sert konuşayım.
-Memleketin yumurtlayan tavuklarını kesip yumurtayı dışarıdan almanın, süt veren inekleri kesip peyniri, yağı, sütü gavurdan getirmenin, tarlaları kurutup hububatın yollarını gözlemenin kısaca kendi toprağında esir, kendi evinde sefil olmanın uzaktan değil, yakın kumandasının adı Derviş'tir.
Avrupa, Amerika, IMF, AB, CAB, CUB... nakaratları, hayalleri, kandırmacaları bir takım hortumcuların, oturduğu yerden faizlerle göbek şişirenlerin, bire aldığını ona satanların, ne kadar da hoşuna gidiyor değil mi?
-Hişt dur hele.
-Ne var?
-Karşıdan bir kaç adam-buraya doğru geliyor..
-Gelsinler...
-Biz son olarak size bir şey daha soralım.
-Türkiye'de bu kadar hırsız, bu kadar sahipsiz, bu kadar çaresiz, bu kadar arsız varken neden hala ayakta kalabiliyoruz...
-Bak, bak, buna da cevap vermiyorlar.
-Yahu sizde hiç vatan aşkı, millet sevgisi, insaf, izan yok mu? Niye cevap vermiyorsunuz?
-Dur, dur!.. adamlar yakınlaştı..
-Gelsinler!.. Biz bir şey yapmadık sadece soru sorduk bay ve bayanlara...
Bir müddet sonra adamlar gelip bir şeyler söylerler. Oturan üç adam ve iki bayan turist kalkarlar. Giderken içlerinden biri el işaretiyle şunu anlatmaya çalışır. "Konuştuklarını anlamadım ama, galiba sen yanmışsın".
-Ha, ha, haaa....
-Hı, hı, hı... iii...
-Yahu adam turistmiş. Turist...
-Dilimizi bilmeyen bile bizi anladı. Vah bize, vah bu milleti anlamayanlara...
Mustafa SABRİ
-Gelin bunlarla konuşalım...
-Tamam hadi konuşalım...
-Merhaba nasılsınız?
-Bunların hali hiç iyi değil galiba. Baksana hiç cevap vermiyorlar.
-Olur mu canım!.. Üzerlerindeki elbiselere bak ne kadar pahalı. Hem de pahalı bir mağazanın önünde duruyorlar...
-Zengin ha!.. Peki gel bunlara başka bir şey soralım.
-Tamam soralım.
-IMF'nin dayatmaları, sataşmaları, hırlamaları, zırlamaları, kafalamaları karşısında siz ne dersiniz?
-Aaa... Bunlara da cevap vermiyorlar.
-Yahu ne diyecekseniz deyin? Mesela deyin ki; madem gözünüzde ağrı var ne diye baytarın yanına gidersiniz. Sen IMF'ye gidersen o senin de, senin vatanının da, paranın da gözünü çıkarır deyin.
-Bu adamlar konuşmaz canım.
-Niye.
-Baksana düşünmekten saçları dökülmüş....
-Kadınların da saçları bükülmüş.
-Gel şu kadınlara soralım...
-Tamam.
-Sizce Kemal Derviş nasıl bir reçete uyguluyor?
-Aaa!.. Bu kadınlar da ağzını açmıyor...
-Sizin yerinize isterseniz ben cevap vereyim. Siz de eğer doğruysa sesinizi çıkarmayın, tamam mı?
-Bu kadar vekil içerisinden bu kadar ilim okuyanlar içerisinden bir adam niye çıkmadı da Derviş çıktı. Çünkü pirinç ABD'den gelince, mercimek ve hamburgerler isyan etmişler. Bir de insan gönderin. Bunun üzerine yetkililer ABD'yi haberdar ederek, IMF'den damak tadı, sihirli cadı olarak Derviş'i istemişler.
-Hey baksana...
-Ne var?
-Şu kadın sana sert sert bakıyor!
-O zaman biraz daha sert konuşayım.
-Memleketin yumurtlayan tavuklarını kesip yumurtayı dışarıdan almanın, süt veren inekleri kesip peyniri, yağı, sütü gavurdan getirmenin, tarlaları kurutup hububatın yollarını gözlemenin kısaca kendi toprağında esir, kendi evinde sefil olmanın uzaktan değil, yakın kumandasının adı Derviş'tir.
Avrupa, Amerika, IMF, AB, CAB, CUB... nakaratları, hayalleri, kandırmacaları bir takım hortumcuların, oturduğu yerden faizlerle göbek şişirenlerin, bire aldığını ona satanların, ne kadar da hoşuna gidiyor değil mi?
-Hişt dur hele.
-Ne var?
-Karşıdan bir kaç adam-buraya doğru geliyor..
-Gelsinler...
-Biz son olarak size bir şey daha soralım.
-Türkiye'de bu kadar hırsız, bu kadar sahipsiz, bu kadar çaresiz, bu kadar arsız varken neden hala ayakta kalabiliyoruz...
-Bak, bak, buna da cevap vermiyorlar.
-Yahu sizde hiç vatan aşkı, millet sevgisi, insaf, izan yok mu? Niye cevap vermiyorsunuz?
-Dur, dur!.. adamlar yakınlaştı..
-Gelsinler!.. Biz bir şey yapmadık sadece soru sorduk bay ve bayanlara...
Bir müddet sonra adamlar gelip bir şeyler söylerler. Oturan üç adam ve iki bayan turist kalkarlar. Giderken içlerinden biri el işaretiyle şunu anlatmaya çalışır. "Konuştuklarını anlamadım ama, galiba sen yanmışsın".
-Ha, ha, haaa....
-Hı, hı, hı... iii...
-Yahu adam turistmiş. Turist...
-Dilimizi bilmeyen bile bizi anladı. Vah bize, vah bu milleti anlamayanlara...
Mustafa SABRİ
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.