Fasık konusu, İslam âlimlerinin konumunda ihtilaf ettikleri bir mesele olmuştur.
Geçen haftaki yazımızda Mutezile'nin fasık ile görüşünü, "dinden çıkmak" olarak yanlış yazdık. Burada kısaca Mutezile ekolüne değinmek isterim. Mutezile ekol olarak Hasan Basri'den (r.a.) ayrılan, Vasıl bin Ata ve ona uyanların geliştirdiği itikadi mezheptir.
Bu ekolün en büyük özelliği akıl vahiy çatışmasında nassı akla uydurmaktır. Daha net bir ifade ile; aklı ön plana alıp, nassı aklın arkasına geçirmesidir.
Mutezile, mantığı ve aklı en çok kullanan itikat ekolüdür. Bu ekol, felsefeci ve mantıkçılar arasında itibar görmüş, halkın geneline yayılmamıştır.
İslam'ın ilk asırlarında kabul görmüş olan bu ekolü sonradan takip eden kalmamıştır.
Şia'ya atılan iftiralardan biri de Mutezile ekolünü kabul ettikleridir ki, bu kesinlikle yalandır.
Ehl-i Beyt ekolünün kalesi olarak bilinen Hasan Basri'nin (r.a.) ders halkasından ayrılan bir kişiye veya gruba nasıl 'onlar da Şia'dır' denilebilir?
Şia'nın, Ehl-i Sünnet'ten ayrıldığı kırılma noktası, fıkhi ve itikadi konularda sonradan gelenler yerine ilklere tabi olmalarıdır.
Zaten Mutezile "ayrılan" demektir.
Fasık, büyük günah işleyen, zina eden, faiz yiyen, yalan söyleyip yalan yere yemin eden, yetim hakkı yiyip, savaştan kaçan olarak bilinir ve bütün İslami ekollere göre, fasıkların şahitliği kabul edilmez.
Hasan Basri (r.a.) fasığın iman dairesinden çıkıp münafık dairesine girdiğini söylemiştir.
Mutezile ise fasığı, 'menzile beynel menzileteyn' olarak ifade etmiştir. Fasığın günahı işlediğinde iman dairesinden çıktığını buna rağmen küfür dairesine girmediğini, kâfirlikle iman arasında bir yerde durduğu görüşündedir.
Fasıklar, ümmetin kanayan yarası olduğu için bazı âlimler bu zümreyi bazen küfre, bazen de münafıklığa dâhil etmişlerdir.
Hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.a.) "La ilahe illallah deyip sonra da bu söz üzerine ölen her kul cennete gider" buyurur. Ebu Zer (r.a.) hayret ederek üç defa "zina etse ve hırsızlık yapsa da mı" diye sorması ve dördüncü seferde Peygamber Efendimiz cevap vererek, "Evet, Ebu Zer'in burnu toprakla sürtülmesine rağmen zina etse de hırsızlık yapsa da (o kul cennete girecektir)" buyurdu.
Günümüzde anlayamadıkları konuları inkâr eden, bilmedikleri ve duymadıkları bilgileri kabul edemeyen, ilmilikten yoksun, bilginin cahili, irfanı sokak arkadaşı zanneden zangoşçu tipler, acaba Arasat Meydanı'nda hangi yüzle Rabbimizin huzurunda duracak?
Nasıl şefaati Muhammediye'yi isteyip, Fatıma annemizin Kevser Havuzu'ndan içmeyi, İmamı Ali'nin (r.a.) yanında durmayı kaldırabilecekler?
Geçen haftaki yazımızda Mutezile'nin fasık ile görüşünü, "dinden çıkmak" olarak yanlış yazdık. Burada kısaca Mutezile ekolüne değinmek isterim. Mutezile ekol olarak Hasan Basri'den (r.a.) ayrılan, Vasıl bin Ata ve ona uyanların geliştirdiği itikadi mezheptir.
Bu ekolün en büyük özelliği akıl vahiy çatışmasında nassı akla uydurmaktır. Daha net bir ifade ile; aklı ön plana alıp, nassı aklın arkasına geçirmesidir.
Mutezile, mantığı ve aklı en çok kullanan itikat ekolüdür. Bu ekol, felsefeci ve mantıkçılar arasında itibar görmüş, halkın geneline yayılmamıştır.
İslam'ın ilk asırlarında kabul görmüş olan bu ekolü sonradan takip eden kalmamıştır.
Şia'ya atılan iftiralardan biri de Mutezile ekolünü kabul ettikleridir ki, bu kesinlikle yalandır.
Ehl-i Beyt ekolünün kalesi olarak bilinen Hasan Basri'nin (r.a.) ders halkasından ayrılan bir kişiye veya gruba nasıl 'onlar da Şia'dır' denilebilir?
Şia'nın, Ehl-i Sünnet'ten ayrıldığı kırılma noktası, fıkhi ve itikadi konularda sonradan gelenler yerine ilklere tabi olmalarıdır.
Zaten Mutezile "ayrılan" demektir.
Fasık, büyük günah işleyen, zina eden, faiz yiyen, yalan söyleyip yalan yere yemin eden, yetim hakkı yiyip, savaştan kaçan olarak bilinir ve bütün İslami ekollere göre, fasıkların şahitliği kabul edilmez.
Hasan Basri (r.a.) fasığın iman dairesinden çıkıp münafık dairesine girdiğini söylemiştir.
Mutezile ise fasığı, 'menzile beynel menzileteyn' olarak ifade etmiştir. Fasığın günahı işlediğinde iman dairesinden çıktığını buna rağmen küfür dairesine girmediğini, kâfirlikle iman arasında bir yerde durduğu görüşündedir.
Fasıklar, ümmetin kanayan yarası olduğu için bazı âlimler bu zümreyi bazen küfre, bazen de münafıklığa dâhil etmişlerdir.
Hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.a.) "La ilahe illallah deyip sonra da bu söz üzerine ölen her kul cennete gider" buyurur. Ebu Zer (r.a.) hayret ederek üç defa "zina etse ve hırsızlık yapsa da mı" diye sorması ve dördüncü seferde Peygamber Efendimiz cevap vererek, "Evet, Ebu Zer'in burnu toprakla sürtülmesine rağmen zina etse de hırsızlık yapsa da (o kul cennete girecektir)" buyurdu.
Günümüzde anlayamadıkları konuları inkâr eden, bilmedikleri ve duymadıkları bilgileri kabul edemeyen, ilmilikten yoksun, bilginin cahili, irfanı sokak arkadaşı zanneden zangoşçu tipler, acaba Arasat Meydanı'nda hangi yüzle Rabbimizin huzurunda duracak?
Nasıl şefaati Muhammediye'yi isteyip, Fatıma annemizin Kevser Havuzu'ndan içmeyi, İmamı Ali'nin (r.a.) yanında durmayı kaldırabilecekler?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Nezir / diğer yazıları
- Maarif yüzyılı! / 13.01.2025
- Denizcilik İşletmeleri / 27.12.2024
- Savaşların kazananları! / 06.12.2024
- Ortadoğu’da gözü olanlar! / 25.10.2024
- Şam’ın ve Halep’in limanı Beyrut’tur! / 18.10.2024
- Kahire’deki Türk şehitliği! / 20.09.2024
- Kavimler göçü veya sığınmacılar! / 17.08.2024
- Avrupalıların keşif dediği ‘sömürü’! / 09.08.2024
- Top oynayan çocuklara atılan füze / 30.07.2024
- Kerbela! / 16.07.2024
- Denizcilik İşletmeleri / 27.12.2024
- Savaşların kazananları! / 06.12.2024
- Ortadoğu’da gözü olanlar! / 25.10.2024
- Şam’ın ve Halep’in limanı Beyrut’tur! / 18.10.2024
- Kahire’deki Türk şehitliği! / 20.09.2024
- Kavimler göçü veya sığınmacılar! / 17.08.2024
- Avrupalıların keşif dediği ‘sömürü’! / 09.08.2024
- Top oynayan çocuklara atılan füze / 30.07.2024
- Kerbela! / 16.07.2024