İnsanoğlu, aklını başına alarak, hayatını feda ettiği bu değerler uğrunda ahiretini heba etmemeli. Bilakis bu değerleri ahiret hayatını kazanmak için kullanmalıdır.
"Ben bu maddeyi nasıl kullansam da Allah benden razı olsun ve yarın rûz-u mahşerde bunun mükafatını görsem. Çocukları nasıl yetiştirsem de yarin rûz-u mahşerde Rabbim benden razı olsa." Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Aleyhisselam, "Herkes maiyetindekilerden (evlad-ü iyalinden) mesuldür" (Buharî, Ahkam 1, Cuma 11; Müslim, imaret 20 (1829); Tirmizî, Cihad 27, 1705...) buyuruyor. O halde bunlara çok dikkat etmemiz lazım. İşte burada ayet diyor ki; "Sakın ha! Onlara güvenme. Onların hiç biri sana fayda vermez." Peki ne fayda verir? "Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)." (Şuarâ; 26/89). Dikkat edersek, bütün hareketlerin oluş noktası, insanın kalbidir. Kalp, duyguların merkezidir. Niyetlerin merkezidir. Herkes birinci planda aklı kabul eder. Doğrudur. Ama, akıl devamlı bir duygunun etkisindedir. Onun için dikkat edin, propaganda da zaten onun için yapılır. Propagandalar aklı etki altına almak için değil duyguları etki altına almak içindir. Duygular etki altına alındı mı iş tamamdır. Akıl bir direksiyondur. Onu kullanan duygulardır. Eğer etken akıl olsaydı, neden bu kadar cinayetler işlensin? Akıl gerçeği bulur değil mi? Ama o duyguların etkisinden kurtulamadığı için gerçeği bulamıyor.Akıl, insanda bir direksiyon vazifesi görür. Kalbin olduğu mekan ise Rahmanî ve şeytanî hislerin, duyguların merkezidir. Vücut da karesördür. Ayaklar, arabanın tekerleği gibidir. Nefis dediğimiz şey terbiye edilir, kalp tezkiye edilirse, şoför, tecrübeli kaptan olur. Aklı çok iyi yollarda kullanır. Fevkalade yerlerde değerlendirir. Bu terbiye yoksa, o zaman çok akıllı bir insanın bile çok yanlışlar yaptığını görürsünüz. Nitekim günümüzde bir bakıyorsunuz en ciddi olaylarda, en doruk noktadaki insanlar ortaya çıkıyor. Niye böyle olmuştur? Akılsızlığından değil. Direksiyonu farklı şoföre teslim etmiş.
"Ben bu maddeyi nasıl kullansam da Allah benden razı olsun ve yarın rûz-u mahşerde bunun mükafatını görsem. Çocukları nasıl yetiştirsem de yarin rûz-u mahşerde Rabbim benden razı olsa." Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Aleyhisselam, "Herkes maiyetindekilerden (evlad-ü iyalinden) mesuldür" (Buharî, Ahkam 1, Cuma 11; Müslim, imaret 20 (1829); Tirmizî, Cihad 27, 1705...) buyuruyor. O halde bunlara çok dikkat etmemiz lazım. İşte burada ayet diyor ki; "Sakın ha! Onlara güvenme. Onların hiç biri sana fayda vermez." Peki ne fayda verir? "Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)." (Şuarâ; 26/89). Dikkat edersek, bütün hareketlerin oluş noktası, insanın kalbidir. Kalp, duyguların merkezidir. Niyetlerin merkezidir. Herkes birinci planda aklı kabul eder. Doğrudur. Ama, akıl devamlı bir duygunun etkisindedir. Onun için dikkat edin, propaganda da zaten onun için yapılır. Propagandalar aklı etki altına almak için değil duyguları etki altına almak içindir. Duygular etki altına alındı mı iş tamamdır. Akıl bir direksiyondur. Onu kullanan duygulardır. Eğer etken akıl olsaydı, neden bu kadar cinayetler işlensin? Akıl gerçeği bulur değil mi? Ama o duyguların etkisinden kurtulamadığı için gerçeği bulamıyor.Akıl, insanda bir direksiyon vazifesi görür. Kalbin olduğu mekan ise Rahmanî ve şeytanî hislerin, duyguların merkezidir. Vücut da karesördür. Ayaklar, arabanın tekerleği gibidir. Nefis dediğimiz şey terbiye edilir, kalp tezkiye edilirse, şoför, tecrübeli kaptan olur. Aklı çok iyi yollarda kullanır. Fevkalade yerlerde değerlendirir. Bu terbiye yoksa, o zaman çok akıllı bir insanın bile çok yanlışlar yaptığını görürsünüz. Nitekim günümüzde bir bakıyorsunuz en ciddi olaylarda, en doruk noktadaki insanlar ortaya çıkıyor. Niye böyle olmuştur? Akılsızlığından değil. Direksiyonu farklı şoföre teslim etmiş.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.