Sahur bereketi sardı hanelerimizi.
İftar sevinci doldu gönüllerimize.
İmsak vaktinden gün batımına kadar geçerli söz ve mutlaka dinlenecek ferman oruç ibadetinindir artık.
Gecenin bir vaktinde mutfaklardan gelen tabak-kaşık seslerine uyanınca, çocukluğumuzda aynı seslere uyanıp da yatağın içinde dönüp durduğumuz, keşke bizi de kaldırsalar dediğimiz çocuksu günlerimizi, o çağlardaki Ramazan gecelerini hatırladık.
Camide köyümüzün imamı tarafından okunan mukabeleyi takip ederken bazen tanıdık kelimeler geçerdi önümüzden ama o kelimenin ve o cümlenin neler anlattığını, hangi mesajları içerdiğini köy ortamında asla anlayamadık.
Her hanede o yıllarda bir veya birkaç Kur'an vardı ama koca köyde bir tane dahi Kur'an meali yoktu ki dikkatimizi çeken ayetlerin anlamlarına açıp bakalım.
Çocukluğumun Ramazanlarından asla unutamadığım bir anı, toplum olarak Kerim Kitabımızı anlamaktan ne kadar uzak olduğumuzun da bir belgesi niteliğindedir.
Bayrama hayli yaklaştığımız günler, 23. cüzü okuyoruz ve o cüzde yer alan surelerden biri de SAD suresi. Bu surenin 17. ayeti mealen şöyle:
"Onların söylediklerine sabret! Kulumuz Dâvûd'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla! O, hep Allah'a yönelirdi."
Ayetin ilk cümlesinin metni şöyle: "İsbir ala mayekulune" yani onların söylediklerine sabret.
Cüz bitti, namaza kalkacağız, ön saflarda dinleyen hacı amcalarımızdan biri aynen şöyle dedi; "Allah Allah! Demek ki İspir o zamanlar çok önemli bir şehir imiş ki Kur'an'da ismi geçiyor, acaba burada ne diyor?"
Koskoca yirmi sayfayı ezbere okuyan köy imamız hiçbir şey söylemedi ve o soru, o merak öylece havada kaldı.
Şimdi düşünüyorum; koskoca köyde birinin evinde bir Kur'an meali olsaydı, en azından imamın evinde olsaydı ertesi akşama o sorunun cevabı gelir ve o hacı amcanın merakı giderilirdi ve denirdi ki, buradaki "İsbir" Erzurum'un ilçelerinden biri olan İsbir ile ilgili değil, "sabret" anlamında bir emir kipidir.
Geride bıraktığımız bu kırk yıl içinde elbette bu konuda çok şeyler değişti, gelişti, köylerdeki evlere kadar mealler ve tefsirler girdi, iletişim araçları arttı ve bilgiye ulaşmak çok daha kolaylaştı ama yeterli midir, elbette değil.
Gecelerimize anlam katan, gündüzlerimizi bereketlendiren, hanelerimizi şenlendiren ve gönüllerimizi mesrur eden bir Ramazan iklimine daha kavuşmuş olmayı fırsat bilerek Kerim Kitabımızın bir güneş gibi yeniden hayatımıza doğmasını sağlayalım.
Anlamaya da oruçtan ve Ramazandan ve elbette Kur'an'dan söz eden Ayetlerden başlayalım:
"Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvâya ulaşasınız. Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."
"Kur'ân, insanlara bir rehber, bu rehberliğin apaçık delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Ramazan ayında indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden kim bu aya ulaşırsa, bu ayda oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde aynı günler miktarınca oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz ve O'na şükretmeniz içindir."
"Kullarım sana beni sorduklarında de ki ben çok yakınım; bana dua ettiğinde, dua edenin isteğine karşılık veririm. O halde, benim davetime uysunlar ve bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler." (Bakara: 183-186).
İftar sevinci doldu gönüllerimize.
İmsak vaktinden gün batımına kadar geçerli söz ve mutlaka dinlenecek ferman oruç ibadetinindir artık.
Gecenin bir vaktinde mutfaklardan gelen tabak-kaşık seslerine uyanınca, çocukluğumuzda aynı seslere uyanıp da yatağın içinde dönüp durduğumuz, keşke bizi de kaldırsalar dediğimiz çocuksu günlerimizi, o çağlardaki Ramazan gecelerini hatırladık.
Camide köyümüzün imamı tarafından okunan mukabeleyi takip ederken bazen tanıdık kelimeler geçerdi önümüzden ama o kelimenin ve o cümlenin neler anlattığını, hangi mesajları içerdiğini köy ortamında asla anlayamadık.
Her hanede o yıllarda bir veya birkaç Kur'an vardı ama koca köyde bir tane dahi Kur'an meali yoktu ki dikkatimizi çeken ayetlerin anlamlarına açıp bakalım.
Çocukluğumun Ramazanlarından asla unutamadığım bir anı, toplum olarak Kerim Kitabımızı anlamaktan ne kadar uzak olduğumuzun da bir belgesi niteliğindedir.
Bayrama hayli yaklaştığımız günler, 23. cüzü okuyoruz ve o cüzde yer alan surelerden biri de SAD suresi. Bu surenin 17. ayeti mealen şöyle:
"Onların söylediklerine sabret! Kulumuz Dâvûd'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla! O, hep Allah'a yönelirdi."
Ayetin ilk cümlesinin metni şöyle: "İsbir ala mayekulune" yani onların söylediklerine sabret.
Cüz bitti, namaza kalkacağız, ön saflarda dinleyen hacı amcalarımızdan biri aynen şöyle dedi; "Allah Allah! Demek ki İspir o zamanlar çok önemli bir şehir imiş ki Kur'an'da ismi geçiyor, acaba burada ne diyor?"
Koskoca yirmi sayfayı ezbere okuyan köy imamız hiçbir şey söylemedi ve o soru, o merak öylece havada kaldı.
Şimdi düşünüyorum; koskoca köyde birinin evinde bir Kur'an meali olsaydı, en azından imamın evinde olsaydı ertesi akşama o sorunun cevabı gelir ve o hacı amcanın merakı giderilirdi ve denirdi ki, buradaki "İsbir" Erzurum'un ilçelerinden biri olan İsbir ile ilgili değil, "sabret" anlamında bir emir kipidir.
Geride bıraktığımız bu kırk yıl içinde elbette bu konuda çok şeyler değişti, gelişti, köylerdeki evlere kadar mealler ve tefsirler girdi, iletişim araçları arttı ve bilgiye ulaşmak çok daha kolaylaştı ama yeterli midir, elbette değil.
Gecelerimize anlam katan, gündüzlerimizi bereketlendiren, hanelerimizi şenlendiren ve gönüllerimizi mesrur eden bir Ramazan iklimine daha kavuşmuş olmayı fırsat bilerek Kerim Kitabımızın bir güneş gibi yeniden hayatımıza doğmasını sağlayalım.
Anlamaya da oruçtan ve Ramazandan ve elbette Kur'an'dan söz eden Ayetlerden başlayalım:
"Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvâya ulaşasınız. Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."
"Kur'ân, insanlara bir rehber, bu rehberliğin apaçık delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Ramazan ayında indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden kim bu aya ulaşırsa, bu ayda oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde aynı günler miktarınca oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz ve O'na şükretmeniz içindir."
"Kullarım sana beni sorduklarında de ki ben çok yakınım; bana dua ettiğinde, dua edenin isteğine karşılık veririm. O halde, benim davetime uysunlar ve bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler." (Bakara: 183-186).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025