Böylece Sultan Dîvânî'ye zarar vermeyeceklerini anlayıp, ona iyi muamelede bulunmak zorunda kaldılar. Şah İsmail, Sultan Dîvânî'nin geldiğini duyunca, görünüşte, gelişini tebrik etmek hakikatte ise, onun ahvalini araştırmak maksadıyla adamlarını yanına gönderdi. Adamlarından herbirisi kendilerine göre Şah İsmail'e rapor verdi. Şah İsmail adamları ile görüştükten sonra ikram görünüşünde, onun için bir dergah yaptırıp, her bakımından onu kayıt altına almak ve onun tekrar memleketine dönmesine mani olmak istedi. Bunun üzerine Sultan Dîvânî; "Dervişlere ikram, Divan-ı Kebir'in teslimi iledir" buyurarak, maksadını ifade etti. Şah ve veziri aralarında anlaşarak bir ziyaret esnasında Sultan Dîvânî'nin zehirlenmesine karar verildi. Bu durum Allah-û Teala'nın izni ile Sultan Dîvânî'ye malum oldu. Yemek sırasında verilen zehirli şerbet kasesini alıp, Şah İsmail'e hitaben; "Bu can eriten kaseyi Şah mı yoksa, vezir ile mi içeyim?" dedikten sonra vezire yüzünü çevirdi. Bir yudumda içti. Allah-û Teala'nın ihsanı olarak, zehrin tesiri kalmadı. Şah İsmail onun bu kerameti karşısında istemeyerek de olsa, Divan-ı Kebir'in kendisine verilmesini emretti. Sultan Dîvânî'nin bu kerametini gören devlet ricali arasında onu sevip, Ashab-ı Kiram düşmanlığı inancından vazgeçerek Ehl-i Sünnet itikadına dönenler oldu.
Sultan Dîvânî, Divan-ı Kebir'i teslim alacağı yere talebeleri ile birlikte büyük bir şevk ve heyecanla vardı. Halk onları büyük bir merakla takip ediyordu. Sultan Dîvânî orada insanlara nasihat dolu güzel bir vaaz verdi. Teslim işleri bitip ayrılacakları sırada, birçok kimse Ehl-i Sünnet itikadına dönerek, Sultan Dîvânî'nin elini öpmek için sıraya girdiler. Bunlar arasında Şah İsmail'in oğlu da vardı. Şah İsmail, bunu duyunca çok kızdı ve Sultan Dîvânî'nin arkasından askerler gönderdi. Askerler Sultan Dîvânî'nin bulunduğu kervana yaklaşınca, başındaki külahi kılıç gibi onlara doğru tuttuğunda, askerler perişan oldu. Kurtulanlardan bazısı kaçtı, bazısı da tövbe ederek Ehl-i Sünnet itikadına girdi.
Sultan Dîvânî, dönüşünde Bağdat, Halep üzerinden Konya'ya geldi. Divan-ı Kebir'i yerine koydu.
İbrahim Gülşeni, Mısır'da Allah-û Teala'nın emir ve yasaklarını yaymak için çalışıyordu. Herkes kabiliyeti nisbetinde ondan istifade ediyordu. Onun ismini zamanın sultanı Kansu Gavri de duydu. Zahiri ve batıni himmetlerine kavuşmak için çeşitli ikramda bulundu ise de İbrahim Gülşeni, onun bu ihsanlarını kabul etmedi. Ayrıca, adalet ve iyilik üzere olması, bozuk itikadından ve taşkınlıklardan vazgeçmesi hususunda tehditkâr nasihatlarda da bulunup, kendisine Allah için buğzettiği intibaını verdi.
Sultan Dîvânî, Divan-ı Kebir'i teslim alacağı yere talebeleri ile birlikte büyük bir şevk ve heyecanla vardı. Halk onları büyük bir merakla takip ediyordu. Sultan Dîvânî orada insanlara nasihat dolu güzel bir vaaz verdi. Teslim işleri bitip ayrılacakları sırada, birçok kimse Ehl-i Sünnet itikadına dönerek, Sultan Dîvânî'nin elini öpmek için sıraya girdiler. Bunlar arasında Şah İsmail'in oğlu da vardı. Şah İsmail, bunu duyunca çok kızdı ve Sultan Dîvânî'nin arkasından askerler gönderdi. Askerler Sultan Dîvânî'nin bulunduğu kervana yaklaşınca, başındaki külahi kılıç gibi onlara doğru tuttuğunda, askerler perişan oldu. Kurtulanlardan bazısı kaçtı, bazısı da tövbe ederek Ehl-i Sünnet itikadına girdi.
Sultan Dîvânî, dönüşünde Bağdat, Halep üzerinden Konya'ya geldi. Divan-ı Kebir'i yerine koydu.
İbrahim Gülşeni, Mısır'da Allah-û Teala'nın emir ve yasaklarını yaymak için çalışıyordu. Herkes kabiliyeti nisbetinde ondan istifade ediyordu. Onun ismini zamanın sultanı Kansu Gavri de duydu. Zahiri ve batıni himmetlerine kavuşmak için çeşitli ikramda bulundu ise de İbrahim Gülşeni, onun bu ihsanlarını kabul etmedi. Ayrıca, adalet ve iyilik üzere olması, bozuk itikadından ve taşkınlıklardan vazgeçmesi hususunda tehditkâr nasihatlarda da bulunup, kendisine Allah için buğzettiği intibaını verdi.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.