Vladimir Putin'in gazetecilerle diyaloğu sırasında "Yunanistan'ın da kendileriyle ikili ilişkilerini Türkiye gibi artırması gerektiği"ni söylemesi biranda Türk-Rus ilişkilerinin Rus-Yunan ilişkisinden daha sağlam olduğu yorumlarına neden oldu.
Bu yorumun Moskova-Ankara münasebetlerinin ekonomik bazlı gelişimi açısından önemi olabilir; ama siyasal bir kanal teşkil edeceği pek söylenemez.
Türkiye ile Rusya'nın birbirini algılama ve anlama süreçleri çok farklı.
Biz Avrupa Birliği ya da Amerika Birleşik Devletleri'ne alternatif siyasal bir açılım olarak Rusya'ya yanaşabiliriz; ama bu, Ankara'nın beyninde olmadığı gibi Rusya da diğer bölgesel gelişmelerin dışında kalarak Türkiye ile kendini bağıtlayamıyor.
Eski KGB ajanı kurt politikacı Putin bunun farkında.
Ve Rusya Yunanistan ile münasebetlerini Türkiye'nin seviyesine düşürmeyi değil; daha da artırmayı tarihin her döneminde denemiştir.
Osmanlı'nın son dönemlerindeki savaşlarda da Rus-Yunan ittifakı gözlerden kaçmıyor.
Pan-Slav öncelikler ve Ortodoks yapılanma Ruslar'ın güneye açılması için vazgeçilmez bir unsur.
Netice itibarıyla Rusya'nın gözünde Yunanlılar Türkler'den daha değerli.
Rusya'nın Türkiye eksenini Yunan eksenine tercih edeceği beklenmemeli.
Aynı durum Avrupa ve ABD için de geçerli. Avrupa, Hristiyan din temelli siyasal bütünleşme projesinde alt kategori olarak Ortodoksluğu rahatça hazmedebilmekte.
AB içerisindeki ortodoks iktisadi doktrinler bunun bir indigatörü yani göstergesi.
Avrupa ülkeleri Müslüman Türkiye'ye nazaran Ortodoks Yunanistan'dan yana tavır alıyor.
Kıbrıs savaşı esnasında "Türkiye'nin biraz daha ileri gitmesi gibi bir durumda Yunanlılar'la Türkiye'ye karşı savaşmaktan çekinmeyeceklerini" söyleyen Fransız siyasetçilerin mantalitesinde ve beyninin gerisinde bu düşünce barınıyor.
Roma ve Alman düşünce sisteminde de Yunan kültürü Türk kültüründen daha öncelikli.
Avrupa bu düşünce ve kültürel eksenden dışarı çıkamaz.
ABD'ye gelince; Yunan tezleri ve Rum lobileri arasında sıkışıp kalan Washington da, Türkler karşısında Yunanlılar'dan yana ağırlık koyuyor.
Kıbrıs Türkü başta olmak üzere, Türkiye'ye haklı davasında haksız bir şekilde ekonomik ve siyasal ambargo koyan Washington'un tutumu hala unutulmuş değil.
İki ülke arasındaki çok boyutlu sorunlarda ABD hükümetleri geneli itibariyle Yunan kayırmacılığına soyunmakta.
Yunanistan ve Türkiye'ye Marshall ve Truman patentli destekler eşit mesafede uygulanmış gibi görünse de perde arkasında Yunan önceliği yatmakta.
Siyasal veriler ve ekonomik yardımlar da bunun böyle olduğunu gösteriyor.
ABD, Akdeniz ekseninde Yunan hattına daha yakın bir pozisyon sergiliyor.
Bölgesel yansımalı küresel politikalarını ABD,AB ve Rusya'ya monte etmeye çalışan Türkiye'nin eksen kırılmalarını ayrı bir yere not etmesi öncelik arzediyor.
Bu yorumun Moskova-Ankara münasebetlerinin ekonomik bazlı gelişimi açısından önemi olabilir; ama siyasal bir kanal teşkil edeceği pek söylenemez.
Türkiye ile Rusya'nın birbirini algılama ve anlama süreçleri çok farklı.
Biz Avrupa Birliği ya da Amerika Birleşik Devletleri'ne alternatif siyasal bir açılım olarak Rusya'ya yanaşabiliriz; ama bu, Ankara'nın beyninde olmadığı gibi Rusya da diğer bölgesel gelişmelerin dışında kalarak Türkiye ile kendini bağıtlayamıyor.
Eski KGB ajanı kurt politikacı Putin bunun farkında.
Ve Rusya Yunanistan ile münasebetlerini Türkiye'nin seviyesine düşürmeyi değil; daha da artırmayı tarihin her döneminde denemiştir.
Osmanlı'nın son dönemlerindeki savaşlarda da Rus-Yunan ittifakı gözlerden kaçmıyor.
Pan-Slav öncelikler ve Ortodoks yapılanma Ruslar'ın güneye açılması için vazgeçilmez bir unsur.
Netice itibarıyla Rusya'nın gözünde Yunanlılar Türkler'den daha değerli.
Rusya'nın Türkiye eksenini Yunan eksenine tercih edeceği beklenmemeli.
Aynı durum Avrupa ve ABD için de geçerli. Avrupa, Hristiyan din temelli siyasal bütünleşme projesinde alt kategori olarak Ortodoksluğu rahatça hazmedebilmekte.
AB içerisindeki ortodoks iktisadi doktrinler bunun bir indigatörü yani göstergesi.
Avrupa ülkeleri Müslüman Türkiye'ye nazaran Ortodoks Yunanistan'dan yana tavır alıyor.
Kıbrıs savaşı esnasında "Türkiye'nin biraz daha ileri gitmesi gibi bir durumda Yunanlılar'la Türkiye'ye karşı savaşmaktan çekinmeyeceklerini" söyleyen Fransız siyasetçilerin mantalitesinde ve beyninin gerisinde bu düşünce barınıyor.
Roma ve Alman düşünce sisteminde de Yunan kültürü Türk kültüründen daha öncelikli.
Avrupa bu düşünce ve kültürel eksenden dışarı çıkamaz.
ABD'ye gelince; Yunan tezleri ve Rum lobileri arasında sıkışıp kalan Washington da, Türkler karşısında Yunanlılar'dan yana ağırlık koyuyor.
Kıbrıs Türkü başta olmak üzere, Türkiye'ye haklı davasında haksız bir şekilde ekonomik ve siyasal ambargo koyan Washington'un tutumu hala unutulmuş değil.
İki ülke arasındaki çok boyutlu sorunlarda ABD hükümetleri geneli itibariyle Yunan kayırmacılığına soyunmakta.
Yunanistan ve Türkiye'ye Marshall ve Truman patentli destekler eşit mesafede uygulanmış gibi görünse de perde arkasında Yunan önceliği yatmakta.
Siyasal veriler ve ekonomik yardımlar da bunun böyle olduğunu gösteriyor.
ABD, Akdeniz ekseninde Yunan hattına daha yakın bir pozisyon sergiliyor.
Bölgesel yansımalı küresel politikalarını ABD,AB ve Rusya'ya monte etmeye çalışan Türkiye'nin eksen kırılmalarını ayrı bir yere not etmesi öncelik arzediyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005