Prof. Dr. Haydar Baş Bey, kaleme aldığı 'Din Tahripçilerine Kur'an-ı Kerim'in cevabı' adlı eserinde, "Diyalog" konusunu, 'Türkiye'yi hedef alan kültürel ve siyasi abluka' ana başlığı altında, Sayın Baş şöyle yazmıştır:
"Dinlerarası Diyalog" ne demektir? İki din birbiriyle uzlaşacak, bir şey verecek yahut alacak, taviz ortaya koyacak, kendi bünyesinden fedakârlıkta bulunacaktır. Böyle bir şey mümkün müdür? Asla!
Hıristiyanlık tarihinde ilk kez bir papa, İslam beldelerinin en kıymetlilerinden biri Necef'ül- Eşrafü ziyaret etti. Papa, dünyadaki Katoliklerin dini lideri, bütün Hıristiyanların dini lideri değil, ilk başta verilmek istenen bu yanlış algıyı düzeltmek gerekir, Papa kendisi gibi, bir mezhebin dini lideri ile görüşmedi, Şii mezhebinin dini liderlerinden biri olan, Ayetullah Sistani ile bir araya geldi.
Verilmek istenen fotoğraf iki büyük dinin liderleri bir araya geldi, izlenimini yaratmak!
Nedenini, Niçinini öğrenmenin cevabı çok basit; Kıymetli Üstadımız Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in kaleme aldığı, "Dini ve Milli bütünlüğümüze yönelik tehditler" ve "Din Tahripçilerine Kur'an-ı Kerim'in cevabı" adlı iki eseri okumak.
Hepimiz, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.a.) hayatını bilmemiz gerektiğini çok iyi biliriz. Örnek alarak yaşamamız gereken hayatın, Âlemlerin Efendisi (s.a.a.)'nin hayatı olduğunu, O nasıl yaşadı ise O'nun gibi yaşamamız gerektiğini, O, olaylara nasıl tepki koymuşsa, aynı şekilde tepki koymamız gerektiğini biliriz.
Ahzab sûresi 21. ayette şöyle emredilir; "Andolsun ki Allah'ın resulünde sizler için güzel bir örnek vardır."
O'nun, ibadet hayatı, aile yaşantısı, ticareti, insanlar ile arasındaki hukuki ilişkileri, risâleti ile alakalı görevleri bizlerin örnek alıp yapmakla yükümlü olduğumuz güzelliklerdir.
Yükümlülükler de insandan insana değişir. Bir amir, bir yönetici ile normal memurun mesuliyeti, yetkisi bir olamaz.
Çoğumuzun bildiği "Âlimler Peygamberlerin varisleridir" (Ebu Davud ilim 1.) hadis-i şerifini bir düşünmenizi istiyorum.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.)'in mübarek sözlerinden duyuyoruz ki; çok kıymetli âlimlerimiz, Sünni olsun Şii olsun, Efendimiz (s.a.a.)'in kendisi tarafından, kendisine varis olarak gösterilmektedirler.
Pekâlâ, Peygamber (s.a.a.) Efendimize varis olan veya olduğunu iddia eden âlimler, Efendimizin gösterdiği bir tavrı niye ortaya koyamazlar?
Bir düşünelim! Kureyş'in ileri gelenleri, Kâinatın Efendisinin yanına gelip, O'nu kendi başlarına lider atayacaklarını, Efendimizin istediği, her şeyi yapacaklarını söylediklerinde; Efendimizin (s.a.a.) tavrı yanlış bir tavırdı diyebilir miyiz?
Şimdi bizim âlimlerimiz nasıl olur da, hem Peygamber Efendimizin (s.a.a.) varisi olduklarını iddia edecekler, hem de Kâinatın Efendisinin tavrını ortaya koymayacaklar!
Necran Hıristiyanları büyük âlimlerinden 70 kişi ile Medine'ye yaklaşık 300 kişilik bir kafile ile geldiler. Ancak Makam ve Mevki sevgisi, Hıristiyan âlimlerin teslim olmasına engel oldu. Bunun üzerine Mübahele ayeti nazil oldu. "Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim." (Ali İmran, 61.ayet)
Hz. Peygamber, Allah'ın bu açık emri üzerine onlara mübahele (Karşılıklı beddua) teklifinde bulundu. Hıristiyanlar da kabul etti.
Resûlullah'ın onları yıldırmak için çok büyük ve kalabalık bir toplulukla geleceğini düşünüyorlardı. Resûlullah'ın sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldiğini görünce, Hıristiyan Piskopos şöyle dedi:
"Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübaheleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı, onları getirmez, mübaheleden vazgeçerdi. Onunla mübahele yapmamız kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım, O'na iman ederdim. O'nun isteklerini kabullenerek şehrimize dönelim." (İmam Ali, Prof. Dr. Haydar Baş, s. 343-344).
Allah-ü Teâlâ'nın emri ilahisi gayet açık, "Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki… sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim."
Papa ve Sistani'nin görüşmesi, dini liderlerin din üzerine bir toplantısı ise, şimdi herkes bir düşünsün bakalım; Kendisine âlim diyenlerin ortaya koyduğu diyalog tavrı ile Peygamber (s.a.a.) Efendimizin ortaya koyduğu ilahi emir olan lanetleşme tavrı birbirine benziyor mu?
- Denizcilik İşletmeleri / 27.12.2024
- Savaşların kazananları! / 06.12.2024
- Ortadoğu’da gözü olanlar! / 25.10.2024
- Şam’ın ve Halep’in limanı Beyrut’tur! / 18.10.2024
- Kahire’deki Türk şehitliği! / 20.09.2024
- Kavimler göçü veya sığınmacılar! / 17.08.2024
- Avrupalıların keşif dediği ‘sömürü’! / 09.08.2024
- Top oynayan çocuklara atılan füze / 30.07.2024
- Kerbela! / 16.07.2024