Dün ile bugün arasında gidip geliyorum. Zihnimde fırtınalar kopuyor. Dününün çığlıkları, arşa yükselen feryatları bugünün umursamaz kahkahalarına karışıyor.Dün, canını dişine takarak, anadan, yardan, serden geçerek yedi düvele karşı yedi cephede vatan savunması yapan bir aziz milletin torunları bugün, çilesiz, zahmetsiz elde ettikleri vatan topraklarını yetmiş iki buçuk milletin salyalı ağızlarına arz etmiş bulunmaktadırlar. Dün, topu ile tüfeği ile, uçağı ile donanması ile yedi cepheden üzerimize saldıran haçlı birlikleri bugün beyefendi rolünde gelip, ordu ile alamadığı arazilerin tapusunu alabilmektedirler. Dün, ırz düşmanı, can ve mal düşmanı diye vatan topraklarına sokmadığımız çapulcu sürüleri, bugün rahatlıkla köyde- kente, tarlada-bahçede ve hatta apartmanda komşumuz olabilmektedirler. Onlar mı evcilleşti, medenileşti, tek dişi kalmış canavarlıktan terfi ettiler yoksa biz mi aptallaştık, aptallaştırıldık? Diyelim ki, dün olanları unuttuk. Çanakkale'yi Sakarya meydan savaşını, Dumlupınar'ı, ateşle imtihandan geçtiğimiz günleri, Sarıkamış'ta donup kaldığımızı unuttuk. Peki, bugün olanları da mı görmüyoruz? "Hemdert Hem keder var hem de dert Saraybosna yanıyor.Bulunmaz mı bir hemdert" şeklindeki feryadımızın üzerinden ancak on yıl geçti. O diyarda, yanı Saraybosna'da Kosova'da en az ikiyüzbin Müslüman'ın üzerinden haçlı dozerleri geçti, ırz-namus ayaklar altına alındı. Ardından Afganistan işgali yaşandı, onun ardından Irak katliamı başladı, hala devam ediyor. Filistin ise yarım asrı aşkın bir süredir kanayan bir yaramız.Osmanlı'nın eski eyaletleri şimdilerde alev alev, kan sebil sebil ve gözyaşları sele dönüşmüş durumda. Peki, Osmanlının bakiyesi olan Anadolu coğrafyasında işler, gidişler nasıl? Gün geçmiyor ki, haçlı-siyonist eliyle ve düzenbazlığı ile başımıza bir çorap örülmesin, ayağımızın altına sabun koyulmasın. Gün geçmiyor ki, haçlı dünyası adına birileri gelip bizi azarlaması, fırçalamasın, hesaba çekmesin. Yüzümüze karşı sırıtarak ecdadımıza iftira atıyorlar, dedelerimizi katil ilan ediyorlar, susuyoruz. Dedelerinizin temiz olduğunu iddia ederseniz, şu kadar hapis, şu kadar para cezasına çarptırılacaksınız diyorlar, susuyoruz. Dışarıdaki müfterilerin içimizdeki uzantıları, sözde vatandaşlarımız iftira kampanyasını sürdürüyorlar, susuyoruz, üstelik ecdadımıza daha rahat sövmeleri için imtiyazlar tanıyoruz. Yeni yeni düzenlemelerle, Anadolu coğrafyasını kilise tarlası haline getirdik, yaranamadık. Misyonerliğin önünü açtık yaranamadık. Papazları ve Hahamları hem de iftar sofralarının başköşesine oturttuk, yaranamadık. Bizim tarihi eserlerimiz dökülürken, Van gölünün ortasında Akdamar adsında ki Ermeni Kilisesinin onarımı için dört trilyon iki yüz elli milyar bütçe ayırdık yaranamadık. Gelen azarlıyor, giden fırçalıyor, gelen iftira ediyor, giden hakaret ediyor. Zillet, ta gırtlağımıza dayandı. Bu zilleti hak edecek ne yaptık? Bu cennet vatanın bizden önceki sahipleri, aziz ecdadımız çok acılar yaşadılar, canlarını feda ettiler, ciğerparelerini, Koçyiğitlerini feda ettiler fakat vatana dört elle sarıldılar dişleri ile tutundular: "Canı cananı bütün varımı alsında Hüda Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda"İlkesi, ideali etrafında birleştiler ve bizlere bu cennet vatanı armağan ettiler. Ayağımızın altında, hazır bulduğumuz vatan topraklarını şimdi biz gâvur parasına satıyoruz. Hayırsız, hesapsız, ölçüsüz bir çocuğun, babasının yüz yıllık birikimini birkaç ay içerisinde har vurup harman savurması gibi, ecdadımızın mirasını çar-çur ediyoruz. Hem de dedelerimizin vuruşarak ellerinden aldıkları vatan topraklarını şimdi aynı milletlerin torunlarına satıyoruz. Yanı, yirminci yüz yılın başlarında, topla tüfekle topraklarımıza üşüşen, İngiliz'in, Fransız'ın, İtalyan'ın, Rum'un, Ermeni'nin torunları şimdi şöyle diyorlar: "Dedelerimizin ordularla alamadıkları Anadolu topraklarını biz para karşılığında patır patır alıyoruz."Bu satışa zemin hazırlayan bugünkü iktidar çevreleri, yandaş ve yalakaları oturmuşlar bu zillete avanak avanak kılıf uydurmaya çalışıyorlar. İşte böyle bir vatanın derdi var bende.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Çocukluğumuzun ramazanları / 07.03.2025
- Tuttuğumuz oruç bizi tutamıyorsa… / 06.03.2025
- Merhaba ey Hak’tan ferman merhaba! / 04.03.2025